İHD Adana Şubesi, 26 Haziran İşkence Görenlerle Dayanışma Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Ankara'da NATO Zirvesi gerekçe gösterilerek yapılan operasyonlara tepki gösterdi. Basın metnini okuyan İHD Adana Şube Başkanı Yasemin Dora Şeker, 23 Haziran'daki operasyonu "yasal dayanaktan yoksun önleyici operasyon" olarak nitelendirerek işkence yasağının hiçbir koşulda istisnası olamayacağını vurguladı. İHD Adana'da 26 Haziran açıklaması İnsan Hakları Derneği (İHD) Adana Şubesi, NATO Zirvesi gerekçesiyle yapılan gözaltı ve tutuklamalar ile 26 Haziran İşkence Görenlerle Dayanışma Günü kapsamında dernek binasında basın açıklaması yaptı. Açıklamada, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ve İHD'nin ortak metni kamuoyuyla paylaşıldı. Basın metnini okuyan İHD Adana Şube Başkanı Yasemin Dora Şeker, 23 Haziran 2026 tarihinde Ankara'da, 7 Temmuz'da başlayacak NATO Zirvesi gerekçe gösterilerek "önleyici operasyon" adı altında çok sayıda kişinin hedef alındığını belirtti. Şeker, söz konusu uygulamaların yasal dayanaktan yoksun olduğunu ifade ederek güvenlik gerekçelerinin temel hak ve özgürlükleri askıya almanın aracı haline getirilemeyeceğini söyledi. Ankara'daki operasyon, 7-8 Temmuz'da yapılması planlanan NATO Zirvesi öncesi artırılan güvenlik önlemleriyle birlikte gündeme geldi. Zirve öncesinde eylem yasakları, yol kısıtlamaları ve geniş güvenlik tedbirleri tartışılırken, insan hakları örgütleri bu tür uygulamaların muhalif kesimler, hak savunucuları, avukatlar, siyasetçiler ve toplumsal hareketler üzerinde baskıya dönüştüğü uyarısında bulunuyor. "Tutuklamaların takipçisiyiz" İHD'nin 26 Haziran tarihli "Tutuklamaların takipçisiyiz" başlıklı açıklamasında, 23 Haziran 2026 günü Ankara'da 200'den fazla kişinin gözaltına alındığı belirtildi. Açıklamada, kamuoyuna yansıyan bilgilere göre operasyonun 7 Temmuz'da başlayacak NATO Zirvesi öncesinde "önleyici operasyon" adı altında yürütüldüğü, ancak bunun yasal bir dayanağının bulunmadığı ifade edildi. Gözaltına alınanlar arasında insan hakları savunucuları, avukatlar, gençler, akademisyenler, Tema Vakfı çalışanları, üniversite öğrencileri, sınava hazırlanan öğrenciler ve farklı toplumsal çevrelerden kişilerin bulunduğu kaydedildi. İHD yöneticileri ve avukatlarının süreci başından itibaren takip ettiği aktarıldı. İHD, edindiği bilgilere göre gözaltına alınan kişilerin evlerine kapılar kırılarak girildiğini, gözaltına alınanların ve bazı aile bireylerinin evlerde uzun süre ters kelepçeli şekilde bekletildiğini bildirdi. Açıklamada ters kelepçenin işkence ve kötü muamele yöntemi olduğu vurgulanarak, gözaltına alınan kişilerin savcılığa da ters kelepçeli sevk edildiği belirtildi. Tutuklananlar arasında, benzer bir soruşturma kapsamında 4 ayı aşkın süredir ev hapsinde tutulan İHD Ankara Şube Yönetim Kurulu üyesi ile Ankara Şube Gençlik Komisyonu üyelerinin de bulunduğu ifade edildi. Gözaltına alınan ve tutuklanan kişilere somut iddiaya dayanmayan sorular yöneltildiği belirtilen açıklamada, soruşturmanın başından sonuna kadar ulusal mevzuata ve Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere aykırı yöntemler kullanıldığı savunuldu. İHD, gözaltı ve tutuklama işlemlerinin hukuki dayanaktan yoksun, soyut gerekçelerle yapıldığını belirterek gözaltına alınan kişilerin işkence ve kötü muameleye maruz bırakıldığını, müdafi olarak görev yapan bazı avukatlara da şiddet uygulandığını bildirdi. Açıklamada, yaşanan hak ihlallerinin kamuoyuna duyurulması, sorumluların hesap vermesi ve tutuklanan kişilerin özgürlüklerine kavuşması için sürecin takipçisi olunacağı vurgulandı. "İşkence yasağı mutlak bir haktır" Açıklamada 26 Haziran'ın, işkenceye karşı küresel mücadelenin simgesel günlerinden biri olduğu hatırlatıldı. Birleşmiş Milletler İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşme'nin 26 Haziran 1987'de yürürlüğe girdiği, BM'nin de 1997 yılında bu tarihi "İşkence Görenlerle Dayanışma Günü" ilan ettiği belirtildi. TİHV ve İHD metninde, Türkiye'nin de taraf olduğu sözleşmenin işkenceyi mutlak biçimde yasakladığı vurgulandı. Açıklamada, savaş hali, savaş tehdidi, iç siyasi istikrarsızlık ya da olağanüstü hal dahil hiçbir gerekçenin işkenceyi meşrulaştıramayacağı ifade edildi. Metinde, işkence yasağının modern insan hakları hukukunun en temel kurallarından biri olduğu belirtilerek, bu yasağın yalnızca hukuki değil, aynı zamanda insan onurunu koruyan evrensel bir ilke olduğu kaydedildi. "Güvenlik politikaları hak ihlallerini derinleştiriyor" İHD Adana Şubesi'nin açıklamasında, Türkiye'de işkence ve kötü muamelenin yalnızca askeri darbe dönemlerine özgü olmadığı, cumhuriyet tarihi boyunca sistematik bir devlet pratiği olarak varlığını koruduğu savunuldu. Açıklamada, son yıllarda güvenlikçi politikaların yaygınlaşmasıyla birlikte gözaltı süreçlerinde avukata, hekime ve yakınlara erişim gibi temel güvencelerde ihlaller yaşandığı belirtildi. Gözaltı sürelerinin uzatılması, hakim önüne çıkarılmada gecikmeler, ters kelepçe, kaba dayak, tehdit, hakaret, çıplak arama ve soyarak arama gibi uygulamaların raporlara ve başvurulara yansıdığı ifade edildi. Barışçıl toplantı ve gösterilere yönelik müdahalelere de dikkat çekilen açıklamada, kadınlar, LGBTİ+'lar, çevre ve yaşam savunucuları, işçiler, öğrenciler, öğretmenler, siyasi parti ve meslek örgütü temsilcileri ile insan hakları savunucularının kolluk şiddetiyle karşı karşıya kaldığı belirtildi. Hapishaneler ve tecrit uygulamaları da gündemde TİHV ve İHD, açıklamada hapishanelerdeki koşullara da geniş yer verdi. Hapishanelerin her dönem işkence ve kötü muamele iddialarının yoğunlaştığı alanlar olduğu belirtilirken, aşırı nüfus, sağlık hizmetlerine erişimde sorunlar ve izolasyon uygulamalarının mahpusların fiziksel ve psikolojik bütünlüğünü zedelediği kaydedildi. S Tipi, Y Tipi ve yüksek güvenlikli hapishanelerin izolasyon koşullarını ağırlaştırdığına dikkat çekilen metinde, tek kişilik ya da küçük grup izolasyonuna dayalı infaz rejimlerinin sona erdirilmesi istendi. Açıklamada ayrıca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan mahpuslar bakımından "umut hakkı" tartışmasına değinildi ve şartlı tahliye imkanının evrensel hukuk ilkeleriyle uyumlu biçimde ele alınması gerektiği belirtildi. Cezasızlık eleştirisi ve talepler Açıklamanın en güçlü vurgularından biri cezasızlık oldu. TİHV ve İHD, işkence iddialarının hızlı, etkin, tarafsız ve bağımsız biçimde soruşturulması gerektiğini belirtti. İşkencenin belgelenmesinde İstanbul Protokolü ilkelerinin esas alınması, gözaltı koşullarındaki usul güvencelerinin eksiksiz uygulanması ve gözaltı sürelerinin kısaltılması talep edildi. Metinde ayrıca Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu'nun (TİHEK) kaldırılarak, BM İşkenceye Karşı Sözleşme'ye Ek Protokol ve Paris Prensipleri'ne uygun, bağımsız bir Ulusal Önleme Mekanizması oluşturulması istendi. Hapishanelerin insan hakları, sağlık ve hukuk örgütlerinin bağımsız denetimine açılması da talepler arasında yer aldı. "Görüyoruz, susmuyoruz, mücadele ediyoruz" İHD Adana Şube Başkanı Yasemin Dora Şeker'in okuduğu ortak açıklama, işkenceye karşı mücadelenin yalnızca devletlerin değil toplumun da sorumluluğu olduğu vurgusuyla sona erdi. TİHV ve İHD, işkence görenlerin yaşadıklarını görünür kılmak, ihlalleri belgelemek, fiziksel ve ruhsal onarım süreçlerine destek vermek, adalete erişimi güçlendirmek ve cezasızlıkla mücadele etmekten vazgeçmeyeceklerini belirtti. Açıklamada, "Görüyoruz, susmuyoruz, mücadele ediyoruz. İnsanlık onuru işkenceyi mutlaka yenecek. İşkencesiz bir dünya mümkün" mesajı verildi. Açıklamanın ardından Zeki Karataş ve Mehmet Yardımcı, yaşadıkları hak ihlallerini, mücadele süreçlerini ve kaleme aldıkları kitapları katılımcılarla paylaştı. Programda ayrıca İHD üyeleri de kendi tanıklıklarını aktararak, işkencenin bireyler ve toplum üzerindeki etkilerine ilişkin deneyimlerini anlattı.