Çocuklar ve ergenler arasında akran zorbalığı giderek yaygınlaşıyor. Uzmanlara göre bu artış, “zorba çocuk” ya da “kurban çocuk” gibi kalıplaşmış tanımlarla açıklanamayacak kadar karmaşık bir toplumsal ve psikolojik sürece işaret ediyor. Bilimsel çalışmalar, zorbalığın bireysel kaderden çok; öğrenilen, sürdürülen ve çoğu zaman ödüllendirilen bir davranış örüntüsü olduğunu ortaya koyuyor.
Zorba ve Mağdur: Sabit Kişilikler Değil, Değişen Roller
Akran zorbalığına dair en yaygın yanlış inanışlardan biri, bazı çocukların doğası gereği zorba, bazılarının ise “kaçınılmaz biçimde” mağdur olduğu düşüncesi. Oysa psikoloji ve eğitim bilimleri, bu yaklaşımın gerçeği yansıtmadığını söylüyor.
Zorbalık; bir çocuğun, başka bir çocuğa karşı tekrarlayan, kasıtlı ve güç dengesizliğine dayalı davranışlar geliştirmesiyle ortaya çıkıyor. Bu davranışlar çoğu zaman saldırgana;
- grup içinde popülerlik,
- üstünlük hissi,
- ya da statü kazanımı sağlıyor.
Bu “işe yarama” hali sürdükçe, davranış da devam ediyor. Yani zorbalık öğreniliyor ve pekiştiriliyor.
Mağduriyetin Görünmeyen Dinamikleri
Zorbalığa maruz kalan çocuklar çoğu zaman belirgin bir fiziksel özellik, farklı bir davranış biçimi ya da akademik özellikleri nedeniyle dikkat çekiyor. Ancak tek başına “farklı olmak” mağduriyetin nedeni değil.
Araştırmalar, şu özelliklere sahip çocukların daha kırılgan olduğunu gösteriyor:
- Düşük benlik saygısı
- İçe kapanıklık
- Sosyal becerilerde yetersizlik
- Sürekli kaygı veya mutsuzluk hali
Bu çocuklar, zorbalıkla karşılaştıklarında kendilerini koruyacak stratejileri geliştirmekte zorlanabiliyor. Dahası, sürecin dinamik yapısı nedeniyle bazı mağdurlar ilerleyen dönemlerde zorbalık yapan role de geçebiliyor; yaşadıkları davranış örüntüsünü yeniden üretebiliyorlar.
Zorbalığa Yol Açan Risk Faktörleri
Uzmanlar, akran zorbalığını açıklarken risk faktörleri kavramına dikkat çekiyor. Bu faktörler üç ana başlıkta toplanıyor:
• Ailevi faktörler:
İhmal, aşırı otoriter tutumlar, şiddetin normalleştirildiği ev ortamları.
• Sosyokültürel faktörler:
Rekabetçi okul iklimi, dışlayıcı dil, sosyal medya etkisi ve rol modellerin niteliği.
• Duygusal ve psikolojik faktörler:
Empati eksikliği, düşük duygusal farkındalık, öfke kontrolü sorunları.
Bu noktada bilim insanlarının özellikle altını çizdiği kavram ise duygusal zekâ.
Duygusal Zekâ Neden Belirleyici?
Duygusal zekâ, psikologlar Mayer ve Salovey tarafından; bireyin duyguları algılama, anlama, düzenleme ve bu süreçleri kişisel gelişim için kullanma becerisi olarak tanımlanıyor.
Okul çağındaki çocuklar için bu beceri hayati önemde. Çünkü okul ortamı; belirsizlikler, sosyal gerilimler ve duygusal meydan okumalarla dolu.
Bilimsel çalışmalar,
- mağdurların genellikle özsaygı ve sosyal beceriler açısından zayıf,
- zorbalık yapan çocukların ise empati, özdenetim ve hayal kırıklığına tahammül alanlarında belirgin eksiklikler taşıdığını gösteriyor.
Empati Eksikliği ve Düşük Özdenetim
Zorbalık yapan çocukların ortak özelliklerinden biri düşük empati düzeyi. Empati, çoğu çocukta erken yaşta ortaya çıksa da; gelişebilmesi için model alınan yetişkinlere, duyguların konuşulduğu bir dile ve rehberliğe ihtiyaç duyuyor.
Empatik modellerden yoksun büyüyen çocuklar, başkasının acısını tanımakta zorlanabiliyor. Eğer bu durum grup içinde “kazanç” sağlıyorsa, saldırgan davranışlar kalıcı hale geliyor.
Bir Eğitim Sorunundan Fazlası: Kamusal Bir Güvenlik Meselesi
Akran zorbalığı artık yalnızca pedagojik bir mesele olarak görülmüyor. Uzmanlara göre bu olgu, çocuk ruh sağlığını ve toplumsal güvenliği ilgilendiren bir kamu sorunu.
Zorbalığa maruz kalan çocuklarda;
- anksiyete bozuklukları,
- depresyon,
- okul fobisi ve içe kapanma
yaygın biçimde görülüyor.
Zorbalık yapan çocukların ise ilerleyen yaşlarda şiddet içeren ya da suça eğilimli davranışlar geliştirme olasılığı, akranlarına göre belirgin biçimde daha yüksek.
Önleme Mümkün mü?
Bilim insanları bu soruya net bir yanıt veriyor: Evet.
Araştırmalar, etkili önleme programlarının yalnızca disiplin kurallarına değil;
- duygusal eğitim,
- empati geliştirme,
- duygu düzenleme becerileri
üzerine kurulması gerektiğini ortaya koyuyor.
Okullarda uygulanan ve duygusal becerileri güçlendirmeyi hedefleyen programlar; zorbalık vakalarını azaltmakla kalmıyor, aynı zamanda daha dayanışmacı ve kapsayıcı bir toplumun temellerini atıyor.
Sonuç: Etiketlemek Değil, Güçlendirmek
Uzmanlar uyarıyor:
Çocukları “zorba” ya da “kurban” olarak etiketlemek sorunu çözmüyor. Asıl çözüm; her çocuğun duygusal ve sosyal becerilerini güçlendiren, empatiyi merkeze alan ve güvenli okul iklimleri yaratan politikalar üretmekten geçiyor.
Bu dosya, ebeveynlere ve eğitimcilere tek bir çağrı yapıyor:
Zorbalığı sadece sonuçlarıyla değil, nedenleriyle ele almak.