Habere Güven

Son Dakika Hızlı Haber ve Güncel Gelişmeler

Selvi Boylum Al Yazmalım

| 12:36
A+ | A-

SELVİ BOYLUM AL YAZMALIM

Cengiz Aytmatov’un Kırmızı Eşarp adlı romanından uyarlanmış Selvi Boylum Al Yazmalım, sevgi ve emek ilişkisinin anlatıldığı ve Atıf Yılmaz’ın yönettiği ölümsüz bir eserdir. Hele ki, Türk sinemasının sultanı Türkan Şoray ve Kadir İnanır’ın göz kamaştırıcı performansları ve Ahmet Mekin’in duru oyunculuğu filme lezzet katar.

Film yitik bir aşk hikâyesidir. Ancak alt metnine baktığımızda çok önemli konulara değinilmiştir. Emek-sermaye ilişkisi, yabancılaşma, üretim ilişkileri, köylülük, kadına bakış, aile, sevginin ne olduğu gibi pek çok konu işlenmiştir.

Öncelikle film yabancılaşmaya karşı bir meydan okumadır. Marx’a göre yabancılaşma kapitalizmin sistematik bir sonucudur. Bu ekonomik modelde insan kendine, kendi emeğine, ilişkilerine, dünyaya ve yaşama yabancılaşır. Kapitalist pazarın bir unsuru olarak işleyen çarklardan biri haline gelir. Işçilerin kendi emeklerinin ürünlerine yabancılaşmaları, yani onlardan koparılmış olmaları ve üretim sürecini kendilerinin yönetmiyor oluşu o denli basit ve “ortada” bir durumdur ki, üzerine yorum yapma gereği bile duyulmaz. Bu verili durum adeta bir ‘doğa yasası’ gibi algılanır. Bir otomobil fabrikasında çalışan işçiler otomobil üretir ve bu otomobiller işçilere değil, bu şirketlere aittir.

Oysa “Deli İstanbullu” olarak nitelendirilen İlyas Marx’ın yabancılaşma kavramını yok saymaktadır ve şirkete ait kamyonu yoldaşı/sırdaşı olarak görmektedir. Kamyonunu çiçek motifleri ile süsletmiştir. Nakışlı dostunun bir adı da vardır: “Aldırma Gönül” Onunla çok iyi anlaşır. Şirket onu çamurlu yollarda görevlendirdiğinde can dostuna eziyet edildiğini düşünür ve tepki gösterir. İş arkadaşlarının ona dokunmalarından bile rahatsız olur. “Deli İstanbullu” adeta modern bir Donkişot’tur ve kapitalizmin doğal bir sonucu olan yabancılaşma kavramını inkâr eder. Bu durum izleyicide İlyas’a karşı acımayla karışık bir sempatinin doğmasını yol açar.

Şirket dağları delen kudretli bir canavar gibidir. Insanlara medeniyet getirmek/baraj yapmak gibi kutsal bir vazifesi vardır. Asya’nın köyü ve çevre köyler gibi sular altında kalacaktır, ama medeniyetin gelmesi karşısında bu kadar fedakârlığın lafı mı olur! Anne bu duruma isyan etmektedir, ama Asya annesini çılgın olmakla suçlar. Köy sular altında kalırsa kalsın, ne var bunda! Hem bu sayede şehre de göç edebilirler. Şehir hor görülen köylü kızı için ilkellikten kurtulma, medeniyet ve mutluluklar diyarıdır.

Erkek egemen bir dünyada kadın olmanın, madun yani alt sınıftan olmanın zorluğuna dikkat çekilir. Asya suya giderken erkeklerin dikkatini çekmemek için annesi yüzüne is sürer. Asya buna itiraz etse bile anne ısrarcıdır. Çünkü anne toplumun kadına verdiği rolü kanıksamıştır, onun ki tipik bir “öğrenilmiş çaresizlik” durumudur.

‘Kutsal aile’ eleştirisi bu filmde ele alınan konulardan biridir.
Devletin en korkunç ve en dehşetli ve en ezici ideolojik aygıtı olan ailenin boyunduruğu altında olma hali. Aile bireye dayanılmaz bir korku, terbiye, saygı, çekingenlik, suçluluk duygusu ile hükmederek onu kişiliksizleştirme aygıtıdır. Asya’nın yaşadığı çaresizliğin bir benzerini evlendikten sonra İlyas’da yaşayacaktır. Müdür’ün kendisinden kamyonu ‘Aldırma Gönül’ü almasına Asya ve bebeği Samet için susmak zorunda kalır. Bu biçimde ‘kutsal aile’ eleştirisine bir gönderme yapılır. Tabii ki, kutsal aile eleştirisi Türk aile sosyolojisine uygun bir tanımlama değildir.

Kapitalizmin insana değer vermeyen bir talan ve sömürü düzeni olduğu çarpıcı bir örnek ile gösterilir. Asya’nın doğumu öncesi İlyas eve dönerken fırtınada yolda kalan Cemşit ve minübüstekilere yardım edip onları kurtarır. Ancak İlyas, şirketin kamyonunu tehlikeye attığı için cezalandırılır. “Kamyon insanların hayatından daha önemlidir” denilerek can dostu elinden alınır ve İlyas tamirhanede görevlendirilir.

İlyas’tan ayrılan Asya ve bebeğine Cemşit sahip çıkar. Onlara hem bir yuva hem de Asya’ya bir iş bulur. Kadının ayakları üzerinde durması erkeğin boyunduruğundan kurtulmasının ön şartıdır. Samet bebeğe, Asya ve Cemşit’in beraber bakması ailede iş bölümünün önemine değerli bir vurgudur.

Film sonunda İlyas’ı sevmesine rağmen Asya hem oğlu hem de kendisi için Cemşit’i seçer. Filmin ana fikri; “Sevgi, emektir” cümlesinde gizlidir.

deneme