Habere Güven

Son Dakika Hızlı Haber ve Güncel Gelişmeler

Türk Dizileri Dünyayı Fethedebilir mi?

A+ | A-

Her yıl, Türkiye’nin ABD’nin ardından dünyanın en çok dizi ihraç eden ülkesi olduğu haberlerini okuyorum. Sayısal olarak doğruluk içeren bu haberleri yapanlar gaza biraz daha abanıp dizilerimizin ABD dizilerinin tahtına oturmak üzere olduğunu iddia ettiğinde ise bana bir gülme geliyor.

Turkuvaz grubu gazeteleri, “Bir Dizi Panik”, “Dünyayı Dizi Getirdik” manşetleriyle haberler yapmışlar. Okuduktan sonra sanıyorsunuz ki HBO bütün dizi projelerini iptal edip Muhteşem Yüzyıl ya da Kuruluş Osman yayınlayacak.

Ülkemizde üretilen, Türk oyuncuların oynadığı yapımların yurtdışında gösterilmesinden gurur duyuyorum ama burada bile hamaset üretmek anlamsız. Hani, “Almanya bizi kıskanıyor” diye bir laf var ya artık iyice geyik malzemesi olan, onun gibi bir şey bu da…

Evet, ABD’nin ardından dünyanın en çok dizi ihraç eden ülkesiyiz, bizden sonra da Rusya geliyor ancak ABD’nin bu alandaki başarısına yetişmek hoş bir hayal! Nedenine gelince… ABD’nin ardından ikinci olduğumuzu belirtip, 350 milyon dolarlık bir ihracat rakamına ulaştığımızı söyleyenlerin hiçbiri ABD dizilerinin ne kadar kazanç elde ettiğini yazmıyor çünkü birinci ile ikinci arasında büyük bir fark var.

Muhteşem Yüzyıl, Game of Thrones’a Kafa Tutabilir mi?

Gümüş dizisi ile başlayan (Kazakistan’da gösterilen Deli Yürek de var ama asıl sıçrama bu dizi ile geldi) dizi ihracatımızda, 146 ülkeye 150’den fazla dizi ihraç ederek, dünyada bu alanda ABD’nin ardından ikinci sırada yer almayı başardık. Türk yapımı diziler, 700 milyona yakın izleyici ile buluşurken, en popüler dizimiz ise 70 ülkeye ihraç edilen Muhteşem Yüzyıl oldu.

Türk dizilerinin toplamının yurtdışına satış rakamları en iyi zamanlarında 350 milyon USD idi, bu rakamın 2020 yılında 250 milyon USD olacağı konuşuluyor ama sadece tek bir ABD dizisinin, Game of Thrones’un son sezonunun ülke dışından elde ettiği gelir 525 milyon USD… 150 dizimizin toplam satışı HBO’nun Game of Thrones’unun yarısı kadar. Dünya çapında gösterilen onlarca ABD dizisi daha var. Hala Friends ya da How I Met Your Mother izliyoruz, zaman ötesi işler bunlar. ABD bu konuda da resmen, “ben tek siz hepiniz” diyor. Neyi nasıl tehdit ettiğimizi anlayamıyorum.

ABD dizileri dünyanın her tarafına satılıyor, Japonya ve Çin’de büyük merak ve hayranlıkla izleniyor, keza ülkemizde de… Bizim dizileri ise genelde Latin Amerika ülkeleri ve 3. Dünyanın kalanı alıyor. Vakti bol insanlar tüketiyor uzun Türk dizilerini… Arap ülkelerinde de Türk dizilerinin meraklısı çok ama politik engellemeler yüzünden oradaki hacim azaldı. Arap izleyicilerin çoğu Türk dizilerine illegal yollarla ulaşıyor.

Dizilerimizi Dünya İzliyor Ama Oyuncularımız Uluslararası Projelerde Yok!

Türk dizilerinin gerçekten başarıya ulaştığını anlamanın yolu, yaratıcı insanları ve oyuncularımızı uluslararası projelerde gördüğümüz zaman olacak. Şimdilik öyle bir durum yok. Hollywood filmlerinde gördüğümüz tek bir oyuncumuz var, o da Haluk Bilginer ama onun sebebi de Türk dizileri değil. İç pazar için üretiyor ama hasbelkader dışarı satıyoruz. Bir zamanların Brezilya ve Meksika dizilerinin yerini Türk dizileri aldı. O diziler de çok izlenirdi ama ucuzluk algısı ve kendini tekrar eden senaryolar sonlarını getirdi. Bu gidişle bizde de öyle olacak.

Muhteşem Yüzyıl ile Game of Thrones’u tahtından edebileceğimizin hayalini kurmak hoş ama gerçekçi değil. ABD ile dizi konusunda yarışmak istiyorsak dizi işine hemen standartlar getirmeliyiz özellikle de süre konusunu çözmeliyiz. Bizim dizilerin bir bölümü dışarıda iki bölüm olarak oynuyor ama dramatik yapı sünmüş, yerlerde sürünüyor. Böyle olmaz, bu işin bir matematiği var. Bu aralar, The Boys, Raised by Wolves ve Lovecraft Country severek izlediğim diziler, hiçbirinin süresi 1 saati aşmıyor. Bizim dizilerin 3 saat olanı bile var. Teknik olarak çok iyiyiz ama hikayeler o kadar birbirine benzemeye başladı ki. Birkaç yıl sonra yurtdışında kimse bunları izlemek için ekran başına geçmez.

Dizilerimiz Yabancılardaki Türk ve Türkiye Algısını Değiştiriyor mu?

Okuduğum bir yazıda da Türk dizilerinin geleneklerimizi göreneklerimizi yurtdışına taşıdığıyla övünülüyor. Bu sezon başlayan dizilerimizden birinde başrol karakter öldürülen abisinin hamile sevgilisiyle aile zoruyla evlendiriliyor. Bu mu bizim geleneğimiz? 50 yıl önce o da ülkenin kırsalında belki, şimdi böyle bir şey mi var? Türk dizileri sayesinde “deve ile gezen Türk” algısı yıkılırken yerine yine yanlış bir şey konuluyor.

1 saati aşmayan orijinal hikayeler… Türk dizilerinin yurtdışına satışının devamlılığını sağlayacak olan şey bu yoksa Brezilya dizilerinin başına gelen bizimkilerin de gelecek. Yurtdışı satış beklentisi ile asıl pazarın beklentileri ihmal edilecek. Elin Kolombiyalısı için üretilen bir yerli dizi izlemek ister misiniz? Ben istemem! Yazıda hiç o konuya girmedim ama adamların elinde Netflix var, dizi ihraç etmelerine bile gerek yok, o konuyu çoktan aşmışlar. Yapıyor, yayınlıyorlar, biz de izliyoruz. Var mı böyle bir uçak gemimiz? Acun Ilıcalı’nın açacağı dijital platformun Netflix’e rakip olacağını dillendiriyorlar. Bu da aynı Türk dizilerinin Hollywood’u ürkütmesi gibi bir züğürt tesellisi olsa gerek.

Uzun lafın kısası; dizi sektörü olarak yurtdışına bir sürü dizi satıyor, güzel işler yapıyoruz ama başarımızı çok abartıyoruz. Başka bir yazıda da Türk dizilerinin bölüm başına 200 bin dolarlık satış rakamına ulaştığı iddia ediliyor ki yok öyle bir şey. Bizim olayımız ucuzluk, Türk dizileri ucuz olduğu için tercih sebebi…

Politik nedenlerden ötürü Türk dizilerine karşı olan birkaç Arap ülkesi dışında kimsede panik yarattığımız falan yok. Ticaret yapılıyor, başka bir şey değil. Doğrusunu yazmak gerek ve doğrusu budur.

Murat Tolga Şen