Habere Güven

Son Dakika Hızlı Haber ve Güncel Gelişmeler

Tutsak Ressam Aynur Epli İle Söyleşi: “Çatıya Konan Bir Kuş veya Koğuşa Gelen Bir Karınca Kolonisi İlham Kaynağımdır.”

A+ | A-

“İktidarın sanat ve sanatçıdan korkusu söz konusu. Onlar üretmek, yaratmak yerine tüketiciler, o yüzden sanatçının büyülü üretim dünyasına tahammül edemiyorlar. Yaratmaya ve yaratana yabancılar. Mikro iktidarlar ise kraldan daha kralcı oluyorlar. Bizler zindanda daha fazla sansüre maruz kalıyoruz.“ Aynur Epli. Şakran hapishanesi

ÇATIYA KONAN BiR KUŞ VEYA KOĞUŞA GELEN BiR KARINCA KOLONiSi iLHAM KAYNAĞIMDIR. TUTSAK RESSAM AYNUR EPLİ İLE SÖYLEŞİ *

Adil Okay: Merhaba Aynur,  Sanırım on yıldır mektuplaşıyoruz. www.gorulmustur.org adlı sitemizde resimlerin yıllardır yayınlanıyor. Sen zindanda, o betimlemesi zor koşullarda ağırlıklı olarak toplumsal sorunları – yaraları eserlerinde işleyen bir sanatçısın. Ama seni yeterince tanımayanlar olabilir diye klasik bir soruyla başlamak istiyorum: Kendini tanıtır mısın? Çizmeye içeride mi başladın?

Aynur Epli: Merhaba. Doğrudur, yaklaşık on-on iki yıldır sizlerle yazışıyorum. Resimlerimi dışarı çıkarmada ve bu konuda kendimi ifade etmemde sizin ve “Görülmüştür” ekibinin çok emekleri oldu. Yapılan sergilerden büyük moral aldığımı söyleyebilirim. Bunun için size ve “Görülmüştür” ekibine teşekkür ediyorum. Sizleri hep yanımda hissettim-duyumsadım. Dolayısıyla resimlerimde kolektif bir emek var diyebilirim.

Öncelikle kendimi tanıtayım: 1973 Ağrı-Bazîd-Doğubayazıtlıyım. 17 yaşımda Özgürlük Mücadelesine katıldım. 21 yaşımda tutuklandım. Erzincan Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılandım. 36 yıl müebbet hapis cezası aldım. 28 yıldır içerideyim. Resim çizmeye tam anlamıyla cezaevinde başladım. Sivas Cezaevi’nde 120 (yüz yirmi) civarında bir kadın topluluğumuz vardı. Arkadaşlarla yaptığımız ortak sohbetlerde, sosyal ve sanatsal-kültürel etkinliklerde kalem-kağıt elimde olduğu sürece kendimi resim çizerken bulurdum. Sohbet konularımızın vb. bende uyandırdığı çağrışımlar, kağıt üzerinde resme dönüşüyordu. Ama o zamanlar –belki de genç olmanın rahatlığı ve rehaveti- resimlerime yeterince değer vermiyordum. Kendi kendime “vandallık” edip çizdiklerimi yırtıp atıyordum. Bunu fark eden Trabzonlu bir arkadaşım resimlerimin imdadına yetişti. Çizimlerime yöntemlice el koymaya başladı. Kuşkusuz zamanla ben de resimlerimi yırtmamaya ikna oldum. O arkadaşım tahliye oluncaya kadar resimlerimi yanında biriktirdi. Bir 8 Mart günü diğer arkadaşlarla birlikte bana sürpriz yapıp koğuşta resim sergisi açtı. Böylece ilk resim sergim zindanda açıldı, diyebilirim.

RESİMLERİMİ DIŞARI GÖNDERMEDEN ÖNCE KOĞUŞTA SERGİLİYORUZ

Şimdi de bu gelenek devam ediyor. Resimlerimi dışarı göndermeden önce koğuşta sergiliyoruz. Arkadaşların yorum ve değerlendirmeleri, eleştirileri oluyor. Tabi çalışmanın genelleşmesi omuzlarımıza farklı bir sorumluluk da yüklüyor. Zamanla kendimi daha çok resim çizmeye verdim. Ve bu bende bir ifade biçimine dönüştü. Bir olay, olgu üzerine uzun uzun konuşmak yerine ben de tepkimi resim çizerek ortaya koyuyorum. Tanrı-Tanrıça (Doğa Ana) birçoğumuza “oku”, “yaz” demişse bana da “çiz” demiş olabilir, diyorum. Tabi zindanın vazgeçilmezleri arasında okumak ve yazmak da var. Daha çok kadın temalı çiziyorum. Olmaması gereken kadın tipolojisinin yanı sıra, -verili olan- kendisi olabilen, her anlamda kendinde özgürlük potansiyeli taşıyan kadını resimlemeyi önemsiyorum. Bu noktada resimlerimin tarihsel-sosyolojik bir yanı da var. Geçmişle güncel, düş ile gerçek bende iç içe geçen olgulardır.

Dünya insanlığı savaşlarla, kırım ve katliamlarla adeta bir laneti yaşıyor. Yaşanan sosyal, siyasal, ekonomik-kültürel baş aşağı gidişi kadının tutulduğu konumdan bağımsız görmüyorum. Bu Gordion düğümü şeklini almış olan sorunların sadece kadın perspektifli bir bakış açısı ve bu temelde toplum inşası ile çözülebileceği her geçen gün biraz daha gerçeklik halini alıyor. Kadın temalı resimlere yönelmem bunu ele alış tarzım da bir sonuçtur.

Adil Okay: Hapishanelerde sanat atölyeleri varmış. Bunlardan yararlandın mı? Bir sanat disiplininde gelişebilmek için okumak araştırmak çok önemli. Şiir yazmak için çok şiir okumalı denir. Resim yapmak, plastik sanatlarda gelişebilmek için de resim tarihini ve güncel gelişmeleri izlemek, bilmek gerekmez mi? Bu konularda kaynak sıkıntısı yaşıyor musun? Ayrıca çizim kalemleri, kâğıt, tuval, v.b araç gereçleri edinebiliyor musun? Sana yolladığım/ız çizim kalemlerini de vermediler sanırım.

BİR KURŞUN KALEM VE SİLGİNİN NASIL BIR “SAKINCASI” VARSA, VERMEDİLER.

Aynur Epli: Şimdiye kadar bulunduğum cezaevlerinde herhangi bir atölyeden yararlanmadım. Öyle bir imkan verilmedi. Cezaevlerinde dönemsel kurslar (bağlama, resim vs) açılıyor fakat onlar da formalitenin ötesine geçmiyor. Genellikle kadın cezaevlerinde geleneksel dikiş nakış kurslarıyla bir sınırlama var. Onun dışında kadının kendini açığa çıkaracağı alanlar yok. Resim vb. kurslardan yeterince yararlanamadığımız gibi maddi-manevi  anlamda da zorlanabiliyoruz. Kursa giden kişilerin genellikle bütün malzemeleri kendisinin alması gerekiyor. Dışarıdan yollanan mazlemeler engelleniyor. Örneğin bir yıl önce siz bana kara kalem çizim malzemeleri göndermiştiniz. Artık bir kurşun kalem ve silginin nasıl bir “sakıncası” varsa, vermediler. Bu konuda dilekçe yazmadığım yer kalmadı. İnfaz Hakimliği dilekçelerime cevap verme gereği bile duymadı.

Şimdiye kadar cezaevinde çalışma atölyem genellikle ranzam oldu. Cezaevinde ranzalar çok amaçlıdır. Dile gelse kesin roman yazar! Havalar biraz sıcak olduğunda avluya (havalandırma) masa-sandalye atıp öyle çalışıyorum. Havalandırmada dışarıdan firari kuşlar, böcekler, duvarın üzerinden uçup gelen otlar, ağaç dalları, yapraklar atölyeme renk katıyorlar. Malzeme olduktan sonra şayet dışarda olsaydım, bir ağacın gölgesi, bir kayanın üstü, boylu boyunca uzanan bir çimenlik benim için muazzam bir atölye alanı olurdu. Dolayısıyla illa kapalı bir bina olmasına gerek yok.

KAYNAK KONUSUNDA DIŞARIDAN DAYANIŞMA OLURSA SEVİNİRİM.

Yine imkanlar el verdiğince sanat disiplinleri-akımlar üzerine okuyorum. Lakin bu konuda zengin kaynaklara sahip olduğumu söyleyemem. Bunun için dışardan dayanışma olursa sevinirim. Resim yapmak için özel bir araştırma-inceleme yapmadım. Sanatta, özelde de resim alanında aşırı disipliner bakmak kişiyi sınırlar, kalıplara sokar diye düşünüyorum. Şimdilik çizdiğim resimler şu veya bu disipline girer diyemiyorum. Bana göre bir ressam aynı zamanda bir yazardır, yazar da bir ressam, şair de bir müzisyendir. Sanat disiplinleri arasında bir geçirgenlik var. Bunlara bir bedenin uyum ve ahengi temelinde bakıyorum. Sanat insanın tanrısal dile gelişi, ifadesi ise, kullandığımız araçlar birer elçisidir. Kalem, kamera, fotoğraf makinası, kağıt sanatın elçileridir.

“İÇERİDE DIŞARIDA KADIN“ VE “DUVARLARI DELEN ÇİZGİLER“

Adil Okay: Beş yıl kadar önce de bize yolladığın orjinal resimlerinden yararlanıp bir sergi açtık. Senin katılamadığın “İçeride Dışarıda Kadın“ adlı  bu sergi çok ilgi gördü. Basında da yer aldı. İlk sergindi sanırım. Serginin küratörü olmaktan onur duymuştum. Keza İki yıl önce senin ve 16 tutsak karikatüristin katkısıyla Duvarları Delen Çizgiler adlı sergi hazırlamıştık. Sonra sergiyi kitaplaştırdık. Bu sergi hem ülkede hem Avrupa’nın birçok ülkesinde açıldı. Bu çalışmalar sana / size moral verdi mi?

Aynur Epli: Kuşkusuz dışarda açılan sergilerden büyük moral aldım, heyecan duydum. Ayrıca yer yer mahcup oldum. Daha iyisini, daha genele dokunanı yapmak için sergiler teşvik ediciydi. Çizdiğim resimlerle dışarda ve içerde birilerinin yüreğine dokunduğumu bilmek beni mutlu ediyor, heyecanlandırıyor. Bir de bu sayede dışardan, Avrupa’dan güzel dostlar-arkadaşlar edindim. Kendimi bu anlamda çoğalmış hissediyorum. Bundan daha güzel bir duygu olamaz. Demek ki yarattıkça çoğalıyor ve birleşiyoruz…

Adil Okay: Sevgili Aynur, öyle sanıyorum ki politik mahpuslar anı bohçalarını asıl olarak dışarıda doldurmuşlardır. Bu anlamda “dışarıyı” da “içeri” gibi anlatacak birikimleri vardır. Sanatçı yoğunlaşmak için kimi zaman kalabalıklara karışmak kimi zaman da yalnız kalmak ister. Bu bir lüks değil, üretim, daha iyi üretim için zorunluluktur. Ama zindandaki yazar – şair – ressam dilediği zaman yalnız kalamaz veya kalabalıklara karışıp, dilediği gibi gözlem yapamaz. Peki sen bu açığı nasıl kapatıyorsun. Düş gücünle ve anı bohçasına başvurarak mı?

ÇATIYA KONAN BiR KUŞ VEYA KOĞUŞA GELEN BiR KARINCA KOLONiSi iLHAM KAYNAĞIDIR

Aynur Epli: Bütün sanatların hammaddesi yaşadıklarımız ve yaşamak istediklerimizdir. Onunla birlikte devinen sezgilerimizdir. Sanatın ve sanatçının eseri yaşadığı zamanın ruhudur. Onun sevinci, acısı, kavgası, barışı kendi içinde bir yaratım istiyor. Dolayısıyla yaratma anı geldiğinde kişi kalabalığın içinde de olsa yalnızdır. Yaratma anı anlamını bulduğunda ise doğalında yine kişi, içsel ve dışsal kalabalıklara karışır. Şahsen resim yapmak için şimdiye kadar özelde bir ortam arayışım olmadı. Belki bu bulunduğum mekanın rutininden kaynaklıdır. Burada pratik seçenekler çok kısıtlı. Cezaevinde pratikten ziyade anlam ve hayal daha önde olur. Kendine yüklenirsin. Avluya dökülmüş bir su birikintisi, radyo veya TV’de duyduğun bir şarkı,  sözü, melodisi, okuduğun bir kitap, izlediğin bir sinema filmi, bir haber, çatıya konan bir kuş, koğuşa gelen bir karınca kolonisi, duvarların içinde duyduğun bir çocuğun ağlaması, kahkahası resim yapmak için birer ilham kaynağıdır benim için. Elbette “bohça” dediğimiz hafızanın da yaptıklarının katkısı çok büyük. Bu anlamda hafıza dinamiktir, besleyici hatta yön verici olabiliyor.

Adil Okay: Hani halk arasında “ilham geldi” diye söylenen “ilham” sana nasıl ne zaman geliyor. Yani yeni bir resme başlamadan önce nasıl bir sancı yaşıyorsun?

Aynur Epli: Kendimle, yaşamla uğraşırken düşünür, düşlerken yürüyüp koşarken yapacağım resim, aklımın bir köşesinde kuluçkaya yatıyor gibidir. Dolayısıyla her resmin ardında bir yaşanmışlık, bir hafıza vardır. Yaşadığımız coğrafyanın, çevrenin, toplumun resimlerde iz düşümleri olur. Bazen hayata bakış açımız resim için başlı başına bir ilham, esin kaynağıdır. Bende de ilham bu minvalde gelişiyor.

Adil Okay: Miguel de Cervantes “Kalem aklın dilidir” der. Buradaki “kalem”i fırça, nota, kamera, fotoğraf makinesi, taş, toprak, çekiç v.b olarak da yorumlayabiliriz miyiz? Öneğin hapiste senin gibi çok kıymetli karikatürist ve ressamlar var. Kendilerini zor koşullarda ifade etmeye çalışıyorlar. Ama belki sen (ve/veya onlar) özgür olsaydın sinemanın  dilini tercih ederdin ya da başka bir sanat disiplini seni çekerdi. Bu konuda hiç hayıflandığın oldu mu? Keşke heykel, müzik veya sinema eğitimi görseydim gibi.. İmkânın olsaydı yani dışarıda özgür olsaydın taşı ya da tahtayı yontmak ister miydin?

ZORDA SINANAN İNSANIN YARATICILIĞI HAYATA YÖN VERME GÜCÜNE SAHiP!

Aynur Epli: Malzeme dediklerimiz yaratımlarımızın elçileridir, onu da netice itibarıyla zanaatımızla oluşturuyoruz. Cezaevlerinde çeşitli sanat disiplinleri hakkında okumanın yanı sıra, ilkel haliyle pratik uygulamalar da yapıyoruz. Kendimizin yazıp oynadığımız tiyatrolar-skeçler, koro-solo müzikaller oluyor. Yine kültür-sanat etkinlikleri, öykü, şiir, tiyatro yarışmaları yapılıyor. Bunların dekoru, sahnesi, müziği yoktan yaratıcılık muazzam bir şey. Şimdi cezaevlerinde senaryo yazan arkadaşlar var. Ses sanatçısı-müzisyen-dengbêjler, beste yapan, şiir, öykü, roman yazan zaten var. Zorda sınanan insanın yaratıcılığı çok farklı, renkli bir mecrada hayata yön verme gücüne sahip!

Resim benim için artık bir ifade biçimi olmuş. Bundan sonra farklı bir arayışım olmaz. Belki heykeltıraş olabilirdim. Çünkü çocukken koyuna, kuzuya giderken çamurla epey içli dışlıydım, dosttum. Sekiz-dokuz yaşlarında su birikintilerinin, derelerin önünde kendimce çamurdan heykeller yapar onları gelen geçen görsün, izlesin diye de kayaların yükseklerine koyduğumu hatırlıyorum. Dışarda olmak isterdim, fakat resim yine önceliğim olurdu.

Adil Okay: Yüzyıllardır devam eden sansür ve oto sansür sorunu sanatçının özgür gelişimini ve üretimini olumsuz etkiliyor. Sadece makro iktidarlar değil, mikro iktidarlar da dönem dönem sanatçının kendini özgürce ifade etmesine engel oluyor. Örneğin sermaye gruplarının kültür merkezlerine muhalif sanatçıların eserleri giremiyor. Veya “ılımlı muhalif“ olma koşulu getiriliyor. Basından izliyoruz birçok eser kitap fuarlarından, sergi salonlarından müstehcen v.d gerekçelerle bazen de gerekçesiz kaldırıldı. Senin de bazı çalışmaların çevrende  tepkiyle karşılandı mı? Sansür ve/veya oto – sansür seni ne kadar kısıtladı?

SANATÇININ BÜYÜLÜ ÜRETİM DÜNYASINA TAHAMMÜL EDEMİYORLAR

Aynur Epli: İktidarın sanat ve sanatçıdan korkusu söz konusu. Onlar üretmek, yaratmak yerine tüketiciler, o yüzden sanatçının büyülü üretim dünyasına tahammül edemiyorlar. Yaratmaya ve yaratana yabancılar. Mikro iktidarlar ise kraldan daha kralcı oluyorlar. Bizler zindanda daha fazla sansüre maruz kalıyoruz. Çok absürt gerekçelerle insanın en mahrem alanına kadar bir müdahale oluyor. Keyfi şekilde yaptığını tahrip etme hakkını kendilerinde çok rahat görüyorlar. Beş yıl önce benim gibi cezaevinde olan kuzenim meme kanserine yakalandı. Ben de ona moral vermek için resim yapıp gönderiyordum. Erzurum Cezaevi idaresi çok mantıksız, anlamsız gerekçelerle gönderdiğim resimlere el koyup kuzenime vermedi. Kimi resimleri “müstehcen” diye vermezken bazılarına da “kurum güvenliğini tehlikeye düşürücü, terör örgütünü övücü” vs diyerek vermediler. O resimlerimin birçoğu ortadan kayboldu, bana iade de etmediler.

KİMİ ZAMAN KENDİ ERKEK ARKADAŞLARIMIZ TARAFINDAN DA RESİMLERIM SANSÜRE UĞRADI.

Sansür aynı zamanda bir yıldırma, irade kırma politikasıdır. Kimi zaman kendi erkek arkadaşlarımız tarafından da resimlerim sansüre uğradı. Bin yılların zihniyet kalıplarını kırmak için daha fazla yol almak gerekiyor. Dolayısıyla değişim – dönüşüm devrimci ortamlarda daha ağır, daha sancılı geçmektedir… Neyse o arkadaşlarımız sonrasında özeleştiri verdiler. Emeğine müdahale edildiğinde ister istemez insan etkilenir. Bense bu durumlar karşısında üzüldüm, etkilendim, öfkelendim, beni sınırlamasına izin vermemeye çalışıyorum. Tam aksine çizimlerim biraz daha yetkinleşti diyebilirim. 

Adil Okay: Çok teşekkürler Aynur. Özgür zamanlarda buluşmak dileğiyle sonlandıralım diyorum. Sen çıktığında daha geniş sohbet ederiz. Son olarak eklemek istediğin var mı?

Aynur Eplİ: Çıkmama iki buçuk yıl gibi bir süre kaldı. 30 yılın ardından dışarı çıkacağım. Beni karşılayacak dostlarım, arkadaşlarım var. Sizlerle tanışmanın, sohbet etmenin heyecanı çok apayrı bir duygu. Resimlerle bir yanım dışarı karışmış gibidir. Bir yanım ise oldukça yabancısı olduğu bir dünyayla karşılaşacak. Yaptığım resimleri hep orijinal haliyle dışarı gönderdim. Dolayısıyla dışarda onlarla da görüşüp hasret gidereceğim. 

Ve son olarak bana kendimi ifade etme fırsatı verdiğiniz için teşekkür ediyorum. Özgür ve anlamlı yaşamda görüşmek dileğiyle.

*Güney Kültür Sanat Edebiyat Dergisi. s.101

İletişim: Aynur Epli. 1 Nolu Kadın kapalı Hapishanesi. Aliağa / İzmir