Alican Uludağ hakkında “cumhurbaşkanına alenen hakaret”, “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ve devletin yargı organlarını alenen aşağılama” suçlamalarıyla açılan davanın ilk duruşmasında tahliye kararı çıktı. Yaklaşık üç aydır Silivri’de tutuklu bulunan gazetecinin yargılanmasına 18 Eylül’de devam edilecek.
Dosya, İstanbul’da verilen yetkisizlik kararının ardından Ankara 57’nci Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmişti. Duruşma, hakimin izinli olması nedeniyle geçici olarak görevlendirilen Ankara 27’nci Asliye Ceza Hakimi tarafından görüldü. Saat 10.00’da başlaması beklenen duruşma yaklaşık dört buçuk saat gecikmeyle başladı.
Mahkeme salonunun fiziki yetersizliği nedeniyle çok sayıda gazeteci, avukat ve sivil toplum temsilcisi duruşmayı ayakta takip etti. 20 Şubat’tan bu yana Silivri’deki Marmara 9 No’lu Cezaevi’nde tutulan Uludağ ise duruşmaya SEGBİS aracılığıyla bağlandı.
“Suç işlemedim, gazetecilik yaptım”
Savunmasına tutukluluk koşullarını anlatarak başlayan Uludağ, yaklaşık 90 gündür ailesinden ve görev yaptığı Ankara Adliyesi’nden uzak tutulduğunu söyledi. Fiziken mahkeme salonunda bulunamadan yargılanmasının savunma hakkının ihlali olduğunu belirten Uludağ, “22 yıldır Ankara’dayım, 18 yıldır yargı muhabiriyim. Basın odasındaki masam hâlâ beni bekliyor. Benim İstanbul’da ne işim var?” dedi.
Meslek hayatı boyunca yargı süreçlerini takip ettiğini ifade eden Uludağ, gazetecilik faaliyetleri nedeniyle yargılandığını savundu. “Bağımsız gazeteci olarak gerçekleri yazmaya çalıştım. Çok kez tehdit edildim ama vicdanım rahat uyudum. Asla pişman olunacak bir gazetecilik yapmadım” diyen Uludağ, sosyal medya paylaşımlarının eleştiri kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Uludağ, hakkında yürütülen soruşturmanın “tweetler dışında hiçbir eyleme dayanmadığını” belirterek, “Hakaret etmedim, suç işlemedim. Gazetecilik yaptım” ifadelerini kullandı.
Hakimden dikkat çeken soru
Savunması sırasında sosyal medya paylaşımlarını anlatan Uludağ’a hakim, “Sosyal medya derken WhatsApp mı yoksa başka bir şey mi kastediyorsunuz?” diye sordu. Uludağ ise paylaşımlarını X platformunda yaptığını belirtti.
Savunmasında, cezaevinde bulunduğu süreçte şehir plancısı Tayfun Kahraman ile görüştüğünü de anlatan Uludağ, cezaevindeki insanların yaşadığı adaletsizlik duygusunu yakından gördüğünü söyledi.
Uludağ, konuşmasının sonunda şu ifadeleri kullandı:
“Bugün gazeteciler susarsa toplum da susar. Yaşasın Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu laik demokratik cumhuriyet. Yaşasın gazetecilik.”
Avukatı: “Cumhurbaşkanının da şikâyeti yok”
Uludağ’ın avukatı Abbas Yalçın ise soruşturmanın İstanbul Terör Savcılığı tarafından “olağanüstü bir hızla” yürütüldüğünü savundu. Müvekkilinin Ankara’daki evinden alınarak 22 saat içinde tutuklandığını belirten Yalçın, işlemlerin hukuka aykırı olduğunu söyledi.
Yalçın, dosyada tüm delillerin sosyal medya paylaşımlarından oluştuğunu, tanık ya da karartılabilecek başka bir delil bulunmadığını ifade ederek tutukluluk gerekçelerinin dayanaksız olduğunu savundu.
“Cumhurbaşkanının da Alican Uludağ’dan şikâyeti yok” diyen Yalçın, soruşturmanın siyasi saiklerle yürütüldüğünü ileri sürdü.
Savcı tutukluluğun devamını istedi
Savunmaların ardından savcı, Uludağ’ın tutukluluk halinin devamını talep etti. Bunun üzerine yeniden söz alan Uludağ, “Soyut kavramlarla 90 gündür tutuklu olan bir gazetecinin tutukluluğunu savunuyor olmak… Diyecek sözüm yok” dedi.
Mahkeme, ara kararında Uludağ’ın tahliyesine hükmetti. Kararda; tutukluluk süresi, suçlamaya konu paylaşımların geçmiş tarihlere ait olması, sanığın sabit ikametgâh sahibi ve gazeteci olması, delillerin tamamen dosyada bulunması ve kaçma şüphesine ilişkin somut veri bulunmaması gerekçe gösterildi.
Süreç nasıl başladı?
Soruşturma, Uludağ’ın 19 Şubat’ta sosyal medya platformu X’te yaptığı bir paylaşım sonrası İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatıldı. Aynı gün Ankara’daki evinden gözaltına alınan gazeteci, İstanbul’a götürülerek 20 Şubat’ta tutuklandı.
Daha sonra soruşturma genişletildi ve 2025 yılına ait çok sayıda paylaşım dosyaya eklendi. Uludağ hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 299, 217/A ve 301’inci maddeleri kapsamında suçlamalar yöneltildi.
İstanbul 26’ncı Asliye Ceza Mahkemesi ise 1 Nisan’da yetkisizlik kararı vererek dosyayı Ankara’ya göndermişti. Buna rağmen Uludağ, ilk duruşmaya kadar Silivri’de tutulmaya devam etti.