Bu yazıya başlık olarak Kevin Bales’in Kullanılıp Atılanlar kitabının adını vermek en isabetli karar olacağı kanaatindeyim. Dünyada bir yandan artan nüfus, savaşlar, yoksulluk ve bu nüfusun küresel hareketi hızla yaygınlaşmaktadır. Bu hareketliliğin yaygınlaşmasıyla metalaştırılmış bu insanlara yeni formda köle demek uygun olacaktır.

Çünkü metalaştırılmış bu insanların, yaşlanmak gibi lüksleri yok; piknikte kullandığınız plastik bir bardak gibi kullanılıp atılıyorlar. Yerini yeni bir köle ile değiştirmek en az o kadar masrafsız ve kolay. Peki, kölelik dediğimizde ne anlıyoruz. Kölelik dediğimiz birinin veya birilerinin ekonomik sömürü amacıyla bir diğeri veya diğerleri üzerinde mutlak bir hâkimiyet kurması olarak tanımlanabilir. Yeryüzünden köleliğin kalkmadığına inanmak neredeyse imkânsız. Pek çoğumuz için kölelik, tarihin sayfalarına gömüldü. Oysa bugün kölelik dil, din, ırk, sınır tanımıyor ve tüm acımasızlığıyla insanların en temel haklarını ellerinden alıyor.

Bugün dünyada, 400 yıl boyunca Atlas Okyanusu üzerinden yapılan köle ticareti sırasında Afrika’dan kaçırılmış olanlardan daha fazla köle var. Modern insan ticareti, yasadışı uyuşturucu kaçakçılığıyla küresel ölçekte rekabet ettiği gibi yaşamları karartma konusunda da onunla başa başa gidiyor. Artan nüfus oranları, sömürgeci ekonomik küreselleşme ve bu anlayışın dünyada yeniden paylaşımı şekillendirmek istemesinin yarattığı savaşlar, modern tarım yöntemlerinin yaygınlaşması ve kapitalizmin dönemsel krizleri ve dünyada büyüyen yoksullaşma, yoksunlaşma ve nihayetinde işgücünün küresel boyuttaki hareketlenmesi. Doğal sonuçmuş gibi gösterilen modern köleliğin dünyada çok rahat bir yaşam alanı bulması ve hızlı bir şekilde yaygınlaşıp kanık sanılmasıyla karşı karşıyayız. Oysa kölelik mutlak bir hâkimiyet kurma ilişkisine dayanır ki köleliğin olduğu yerde insanın iradi varlık olması yok sayılır. İnsanı diğer tüm varlıklardan ayıran amaçsal eylemde bulunabilme ve iradesini kullanabilen varlık olma yanı hiçleştirilmiş olur.

Bugün Ukrayna’da savaşın yarattığı göç hareketleri dün Suriye’de ve öncesinde birçok coğrafyada şahitlik ettiğimiz bu durum salt savaşın bir sonucu olarak görülmemelidir. Aksi taktirde arkasındaki küresel düzlemdeki sömürü ilişkisini gözden kaçırmış oluruz.

Bu noktada Eski kölelik ve yeni köleliği karşılaştıracak olursak durumun vahametini daha iyi görebiliriz.

Yeni kölelik öyle bir uluslararası ekonomik faaliyet ki hiçbir kurala dayanmıyor: Köle çalıştırma ya da ticareti üzerinden hukuksal düzenlemenin olmadığı günümüzde, hemen hiçbir iktisadi denetim de mevcut değil. Çünkü köleliğin varlığı kabul edilen bir durum değil. Çünkü kölelik 1948’de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesiyle son buldu. Köleliğin varlığının kabul edilmemesinden ve hiçbir düzenlemenin olmamasından dolayı insanlar çoğu zaman devletin kolluk kuvvetleriyle köle avcıları arasındaki ittifaklaşma arasında çözümsüz kalıyorlar. Buna en çarpıcı örnekleri Kevin Bales’in 'Kullanılıp Atılanlar' kitabında görebilirsiniz.

Bu kitapta Bales beş ülkede yaptığı saha araştırmalarıyla şahsen tanık olduğu köleliğin yeni formunu da gözler önüne seriyor. Tayland’da fuhuş yaptırılan çocuk kölelerin durumu, Brezilya’da kömür üretiminde Çalıştırılan kölelerin durumu, Londra’da-Paris’te-New York’ta- Los Angeles’te ev işlerinde çalıştırılan çocuk kölelerin vb. durumlarını kitabın sayfalarında dehşete düşerek görmeniz mümkün.

Sonrasında kafamızı kitaptan kaldırıp 2022’de kendi ülkemizdeki kendi şahitliklerimizi daha iyi anlamlandıracağımızı umuyorum.