DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunun yeni bir dönemin resmi başlangıcı olduğunu belirterek, sürecin somutlaşması için kapsamlı hukuki ve yasal düzenlemelerin gecikmeden hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi. AİHM ve AYM kararlarının eksiksiz uygulanması, infaz sisteminde adaletin sağlanması, kayyım uygulamalarının son bulması ve anadili hakkı başta olmak üzere demokratikleşme adımlarının Meclis’in birinci gündemi olması gerektiğini vurguladı.
Ayşegül Doğan, Parti Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde çalışmalarını tamamlayan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun ortak raporunu değerlendirdi. Raporu “ikinci aşamanın resmi başlangıcı” olarak nitelendiren Doğan, sürecin gerçek sınavının bundan sonra başlayacağını ifade etti. Meclis’in tüm mesaisini demokratikleşme ve Kürt meselesinin çözümüne dönük hukuki düzenlemelere ayırması gerektiğini belirten Doğan, rapordaki tavsiyelerin yalnızca öneri değil, siyaset kurumu açısından bağlayıcı bir sorumluluk olduğunu söyledi.
Ayşegül Doğan'ın konuşmasının tamamı:
Siyasetin en geniş mutabakatla bugüne varmış olması bizim açımızdan önemli
Bugünkü basın toplantımızın en önemli gündemlerinden biri, dün toplanan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun çalışmalarının bir nihayete gelmiş olması. Ortak rapor, herkesin gözünün üzerinde olduğu bir rapordu. Ne çıkacak bu komisyondan, neler tavsiye edecek, hangi önerilerle Meclis’e yeni bir mesai tavsiyesinde bulunacak diye bir beklenti vardı. Herkes yakından takip etti. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun kurulmasını ne kadar önemsediğimizi burada çok kez anlattık. Belli başlı noktaları geldiğimiz aşama itibarıyla yeniden hatırlatmakta fayda var. Kürt sorununun Meclis zeminine taşınmasının, bu meselenin Meclis zemininde ve tüm siyasi partilerin katılımıyla tartışılmasının ne kadar değerli olduğunu ifade etmiştik. Bugüne kadar ıskalanmış pek çok fırsatta Meclis’in asıl oynaması gereken rolü oynamadığını, bunun Türkiye'ye neler kaybettirdiğini de ifade etmiştik. Bu açıdan baktığımızda Meclis’in ortaya koyduğu irade, bunun çoğulcu bir şekilde gerçekleşmiş olması, yine siyasetin bu konuda mümkün mertebe en geniş uzlaşı ve mutabakatla bugüne varmış olması tabii ki bizim açımızdan önemli.
Demokratik siyaset alanının genişlemesi için çok büyük çaba sahibiyiz
Komisyon raporuna dair daha çok tartışma olacak. Öyle görünüyor. Rapor öncesi de çokça tartışma oldu. Elbette tartışma ve yeniden konuşma ihtimalinin güçlendiği Ekim 2024’ten bu yana olan gelişmeler bu açıdan da çok kıymetli. Çünkü yeniden konuşabiliyoruz. Hiç konuşamadığımız günlerden yeniden konuşabildiğimiz bir komisyona geldik. O komisyonda, bir siyasi parti hariç, grubu bulunan bulunmayan tüm siyasi partiler ve farklı görüşler yerini aldı. O masanın değerinin altını çizdi. Tüm provokasyonlara rağmen o masada oturma konusunda ısrarlı bir çabanın sahibi oldular. Bunlar çok önemli. Tüm siyasi partilere; bu konuda emek veren, çaba gösteren, dirayetle masada kalan ve masada kalma konusundaki ısrarını sürdüreceğini ifade eden herkese DEM Parti olarak müteşekkiriz. Çünkü bu sorunun çözümü ve demokratik siyaset alanının genişlemesi için çok büyük çaba sahibiyiz. Büyük bedel sahibiyiz. Dolayısıyla bu çalışmaları kılı kırk yararak büyük bir sorumlulukla, sırtımızda yumurta küfesi taşımanın sorumluluğuyla bugünlere getirdik. O yüzden hiçbir şey kolay olmadı. Hiçbir şey sanıldığı, göründüğü gibi kolay gerçekleşmedi.
Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin inşası pusulamız olacak
5 Ağustos'ta komisyon kurulduktan sonra ifade etmiştik. Merkez Yürütme Kurulu toplantımızın hemen akabinde. Dedik ki Meclis Komisyonunun yapacağı çalışmaların etkili ve kalıcı bir sonuca ulaşması ve sonrasında atılacak adımların gerçekleşmesi için partimiz her türlü çabayı gösterecektir. Biz bu çabayı gösterdik. Ciddiyetle ve sorumlulukla gösterdik. Milyonlar adına düşünerek, milyonların hissettiklerini hissetmeye çalışarak değil; o hislerde ortak olduğumuz için aynı hislerle, aynı sorumluluk duygusuyla, aynı ciddiyetle yaklaştık. Tüm kırılgan noktalarını önceden tespit edip görmüştük. Uyarılar yaptık ve bu uyarıların bir bölümü bugün o raporda hayat buldu. Bir bölümü ise görmezden gelindi. Onların da altını çizeceğim. Komisyon kurulduktan sonra yaptığımız açıklamada şunu demiştik: “Bu yönde atacağımız her adımda bugüne kadar eşit, kardeşlik ve demokratik bir Türkiye için dağlanmış yüreklerin, kayıpların, bedeller ödemiş insanların değerli hatırası ve anıları mıh gibi aklımızda ve yüreğimizde olacak, bizim için yol gösterici olacak. Bundan sonra Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin inşası için de pusulamız, rotamız, yol haritamız olacak”.
Biz böyle ilerledik, ilerlemeye de devam edeceğiz. Bu komisyon çalışması kapsamında çok sayıda insan ve kurum da dinlendi. Onlara da bir teşekkürü borç biliyoruz. Çünkü komisyon raporunun tüm eksiklerine rağmen bu şekilde çıkabilmiş olmasına; özellikle de 6. ve 7. başlıklarda demokratikleşme ve bundan sonra atılacak yasal adımlar ve hukuki düzenlemelerle ilgili tavsiyeler konusunda bu dinlemelerin çok katkısı oldu. O yüzden yalnızca bu süreçte yer alan siyasi partilere değil, doğrudan ve dolaylı katkısı olan herkese DEM Parti adına teşekkür ederiz.
Bu raporu ikinci aşamanın resmi başlangıcı olarak kabul edebiliriz
Biraz hatırlatma yapalım. Nasıl geldik bu günlere? Ekim 2024'te bir tokalaşmayla başladı ama sürece ivme kazandıran gelişmeler oldu. Ne oldu? 27 Şubat çağrısı oldu. Tabii ki MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli'nin ezber bozan açıklamaları oldu. Akabinde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yaptığı açıklamalar vardı. Yine Sayın Öcalan’ın 27 Şubat'ta yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı bu sürece çok büyük bir ivme kazandırdı. Somut bir ivme kazandırdı. Bu çağrının akabinde PKK'nin hızla çağrının gereklerini yerine getirmiş olması, fesih kararı alması ve neticede geri çekilme kararı aldığını ifade etmiş olması sürece ivme kazandıran gelişmelerdendi. Komisyon çalışmalarının sonuna gelmesinde de bu ivmenin bir etkisi olduğunu ifade etmek gerekir. Sayın Öcalan'ın da son görüşmede DEM Parti İmralı Heyetine söylediği -ki dün kamuoyuna geniş bir şekilde yazılı olarak duyuruldu- gibi artık ilk aşama resmen tamamlanmış oldu. Yeni bir aşamaya geçildi. İkinci aşamanın resmi başlangıcı olarak kabul edebiliriz bu raporu. Bundan sonra yeni bir takvime ihtiyacı var Türkiye'nin. Komisyon bu yeni takvimin nasıl işleyeceğini raporunda detaylı bir şekilde aslında ifade ediyor. Ama bu başlıkların altı nasıl doldurulacak, nasıl uygulanacak? Dünden beri kamuoyunun en çok merak ettiği şey bu.
Meclis’in birinci gündemi hukuki ve yasal düzenlemeler olmalı
Rapor bu hayati aşama için ön açıcı olmalı. Yine komisyonun raporda yer verdiği tespit ve tavsiyelerin zaman kaybetmeden yerine getirilmesi için bir an önce yasal düzenlemelere dair çalışmalara başlanmalı. Yani Meclis bütün mesaisini bundan sonra bu meselenin çözümüne dair, Türkiye'nin demokratikleşmesine dair yapılması gerekenler için harcamalı. Şu ana kadar komisyon bekleniyordu. Komisyon üyelerinin üzerinde mutabakata varabilecekleri bir nihai rapor bekleniyordu. Şimdi artık o rapor tamamlandı. Tüm tartışmalara rağmen tamamlandı. Gönül isterdi ki 51 üyenin tamamının evet oyu verebileceği bir rapor çıkmış olsun ortaya. Böyle olmadı. O uyarılar, dikkat çekilen başlıklar, konulması gereken ve konulması gerektiği düşünülen şerhler de elbette dikkate alınmalı. Ancak biz isterdik ki o raporun altında TİP’in de EMEP’in de imzası olsun tüm eleştirilerine rağmen. Şimdi ne yapılmalı peki bu saatten sonra? Onlar da dikkate alınarak Meclis’in asıl ve birinci gündemi bu hukuki ve yasal düzenlemeler olmalı.
Kürt meselesi indirgemeci yaklaşımla onlarca yıldır çözülmedi
Sayın Öcalan, şöyle demişti. “Koşullar oluşursa süreci çatışma ve şiddet zemininden hukuki ve siyasi zemine çekecek teorik ve pratik bir güce sahibim” demişti. Hatırlarsanız, bu da çok önemli bir noktaydı. Hemen tokalaşmanın akabinde gelen mesajdı. Şimdi tam da bu hukuki zemini oluşturacak, güçlendirecek zaman dilimindeyiz. Böyle değerlendirdiğimizde elbette memnuniyet verici bir rapor çıktı ortaya. Yalnız şunu da söylemek gerekir. Eskinin diliyle yeniyi inşa etmek imkansızdır. O yüzden eskinin dilinden vazgeçmek gerekir. Bu bizim en başından bu yana yaptığımız en temel uyarılardan biriydi. Gördük ki raporda eskinin diline dair bir ısrar var. Bundan vazgeçmek için o kadar çok neden var ki Türkiye'nin acı deneyimlerle tecrübe ettiği, buradan bir ders çıkarmış olmak gerekirdi. Bir de rasyonel durum var. Bölge değişti. Sözünü ettiğimiz mesele çok boyutlu, çok katmanlı. Tarihsel, sosyolojik, ekonomik pek çok açıdan değerlendirebileceğimiz boyutu olan bir hak ve özgürlükler meselesi. İnkar siyasetinin yarattığı sonuçları konuşuyoruz. İnkar siyasetinin yarattığı sonuçları konuşurken bunu gerçekçi bir şekilde ortaya koymak gerekir. Öyle ortaya koymak gerekir ki bundan sonraki yol buna uygun bir şekilde yürünebilsin. İç ve dış politikanın bu kadar iç içe geçtiği bir zaman diliminde, değişen bölge dinamiklerini ve parametreleri değerlendirmeden önümüzdeki tarihi fırsatı kırılgan noktalarıyla birlikte ele almak hepimizi zorlayabilir. Komisyon ortak rapor taslağında diyor ki “Terörsüz Türkiye Süreci”, “terör örgütü”, “terör belası”. Bunlar gerçekçi kavramlar değil. Kürt meselesi böyle indirgemeci bir yaklaşımla onlarca yıldır çözülmedi, çözülemedi. O yüzden bu yaklaşımı terk etmeye davet ediyoruz. Yeni bir yaklaşıma ve yeni bir dile ihtiyacımız var. Bunun yönteme de yansıması gerekiyor.
Barış ve demokrasi mücadelesi bizim varlık nedenimiz
Bir de şöyle bir durum var. Sürecin adı konusunda komisyon üyeleri arasında, siyasi partiler arasında da bir mutabakat yok. İlla bir isim bulunacaksa bu rapora, bu isim komisyonun isminden ilham alabilirdi. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu. Buradan ilham alabilecek bir isim, toplumun daha geniş kesimleri tarafından desteklenebilirdi ve güven duygusunu pekiştirebilirdi. Bu yapılmadı, tercih edilmedi. Buna itirazımızı, buna ilişkin reddimizi tarihsel olarak nedenleriyle birlikte dün komisyonda ifade ettik. Biliyorsunuz biz mevcut süreci Sayın Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı çağrıya ismini veren Barış ve Demokratik Toplum Süreci olarak tanımlıyoruz. Tüm çalışmalarımızı da bu yönlü yürütüyoruz. Ayrıca barış ve demokrasi mücadelesi bizim onlarca yıldır verdiğimiz mücadelenin adı ve bizim varlık nedenimiz. Kürt meselesi bir terör meselesi olarak görülemez. Çünkü aynı zamanda bir eşitlik ve özgürlük meselesidir. Eşitlik ve özgürlük haklarının bütününü ve demokratikleşmeyi de kapsayan bir mesele.
Dar kalıplardan, eski tarif ve tanımlardan vazgeçmek gerekiyor
“Kürt-Türk kardeşliğinin tarihi kökleri kalıplara sığmayan bir sürekliliğe sahiptir” tespiti yapılıyor raporda. Şimdi eğer Türk-Kürt kardeşliğinin kökleri kalıplara sığmıyorsa o halde neden bu dar kalıplarda ısrar ediliyor? Böylesi dar kalıplarda ısrar etmek yalnızca zaman kaybettirmiyor. Bu dar kalıplardan, eski tarif ve tanımlardan vazgeçmek gerekiyor artık. Meseleyi salt güvenlik eksenli bir mesele olarak algıladığınızda ya da bu algıyı yaratmaya çalıştığınızda ki televizyon ekranlarında ve özellikle bazı köşelerde ne yazık ki zehir saçan bir dille karşı karşıya kalıyoruz. Bu incitici bir dil, kırıcı bir dil. Bu üstenci dilden, bu kibirli dilden vazgeçmek gerekiyor. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında, yeni bir cumhuriyetin inşasında geçmiş yüzyılın alışkanlıklarından, kalıplarından ve ezberlerinden kurtulmuş olunması gerekiyor. Bunu tüm taraflar açısından söylüyoruz.
Dillerin birlikte eşit ve özgür şekilde yaşayabilme imkanları var
Gelelim Ortak Rapor Taslağının hak ve özgürlüklerin genişletilmesiyle ilgili düzenlemeler başlığı altında doğuştan gelen dokunulamaz ve devredilemez haklara. Başta anadili hakkı ve kimlik kültür hakları gibi evrensel hakları da içerdiğini ifade etmek istediğimiz bölüme. 21 Şubat Dünya Anadili Günü yaklaşıyor. Bu konuda da Türkiye aslında çokça tartışma yürüttü. Türkiye çok dilli bir ülke, Türkiye çok kimlikli bir ülke. Bu dillerin birlikte eşit ve özgür şekilde yaşayabilme imkanları var. Ayrıca Türkiye'de Türkçeden sonra en çok ve en yaygın şekilde konuşulan dil Kürtçe. Kürtçenin kullanımına, kamusal alanda özgür bir biçimde yaşamasına dair önümüzdeki süreçte elbette birtakım hukuki düzenlemeler, yasal adımlar düşünülmeli. Bu komisyonun gündemi değildi. Çünkü bu aynı zamanda bir anayasa meselesi. Komisyon anayasa meselelerini tartışmayacağını ilk günden ifade etti. Ama Ortak Raporu Taslağının hak ve özgürlüklerin genişletilmesiyle ilgili başlığında, doğuştan gelen haklar bölümünde anadili hakkının açık bir biçimde ifade edilmemiş olmasını da eleştirdiğimizi ve bu konuda da itirazımız olduğunu dün de kayıtlara geçirdik.
Dar siyasi çıkarların ötesinde bir yaklaşımla raporun takipçisi olunmalı
Bu başlıkların somut bir karşılık bulması, Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin gerçek sınavı olacak bundan sonra. Bu sınav hepimiz için tarihi bir sınav. Tüm siyasi partilerin; o masada bulunan, komisyon raporunun altında imzası, itirazı, şerhi bulunan bulunmayan herkesin ortak sınavı olacak. Bundan sonrasını takip etmek, raporun tavsiyelerini Meclis’in hızla gündeme almasını ve bu konuda çalışmalar yapmasını sağlamak yalnızca siyasi partilerin sorumluluğu değil. O komisyona gelip fikirlerini ve görüşlerini aktaran aktaramayan, doğrudan ya da dolaylı katkısını bu meselenin çözümüne ulaştırmak isteyen herkese buradan DEM Parti olarak sesleniyoruz: Ortak raporu takip etmeliyiz, raporun tavsiyelerinin bağlayıcı olduğunu unutmadan takip etmeliyiz. Böyle tartışmalar da görüyoruz. Rapor önerilerde, tavsiyelerde bulundu. Haklı kaygılar var. Bu tavsiyeler ve öneriler Meclis tarafından dikkate alınacak mı? Yürütme erki bunun takipçisi olacak mı? Buna sahip çıkacak mı? Bunlar uygulanacak mı? Bunları soranlar var. İşte milyonlar adına artık bu raporun hep birlikte takipçisi olmalıyız ve uygulanmasını sağlamalıyız. En kısa sürede, zamana yaymadan, dar siyasi çıkarların veya risk hesaplarının çok ötesinde bir yaklaşımla bu raporun takipçisi olmalıyız.
Süreçte ikinci aşamanın başladığının görülmesi için yasal düzenlemeler hayata geçmeli
Raporda 7. başlıkta yer alan demokratikleşmeye dair önerileri bizler de çok kapsamlı bir şekilde kendi raporumuzda ifade etmiştik. Ortak raporda da yer verilmiş olan ve takibinin yapılması konusunda kamuoyunun da dikkatlerinin yöneldiği başlıklar hangileri? AİHM ve AYM kararlarının tamamının eksiksiz bir şekilde uygulanması, infaz mevzuatının infazda adalet ilkesi gözetilerek yeniden ele alınması, koşullu salıverme şartlarının daha adil ve eşit bir şekilde ele alınması, yaşlı ve hasta mahpusların yaşam hakkı, idare ve gözlem kurullarının yapısı ve karar süreçlerinin gözden geçirilmesi, tutuklamanın tedbir olduğu vurgusuyla istisnai ve son çare olarak uygulanmasının gerekliliği, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve kayyım uygulamalarına son verilmesi. Tabii ki Kürt meselesinin şiddetten arındırılması ve bir geçiş hukukunun uygulanması için de resmen ikinci aşamanın başladığının ve ilerlediğinin görülmesi için de öngörülen yasal düzenlemelerin hayata geçmesi gerekiyor. Rapor bu açıdan baktığımızda siyaset kurumuna ve topluma yeni sorumluluklar yüklüyor. Ama en çok da siyaset kurumuna yeni sorumluluklar yüklüyor. Bu rapor bizim açımızdan yalnızca tavsiyelerde bulunan bir rapor değildir, bağlayıcıdır. Biz bu şekilde yaklaşıyoruz. Herkesi böyle bir yaklaşıma davet ediyoruz.
Önümüzdeki dönemde sürecin anlatıcısı ve örgütleyicisi olacağız
Şimdi tabii ki yalnızca bu rapor değil gündemimiz. Biliyorsunuz sahaların, alanların, meydanların hareketleneceği bir döneme giriyoruz. 8 Mart yaklaşıyor. Bir yandan 21 Mart Newroz yaklaşıyor. Biz zaten hep alanda, meydanda olan bir siyasi parti olarak bunu daha da çok hareketlendireceğiz. Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin toplumsallaşmasının ne kadar hayati olduğunu da en başından beri ifade ediyoruz ve sizlerle her yerde buluşmaya çalışıyoruz. Süreci anlatmak için, kaygıları dinlemek için, yol haritasına eleştirileri ve önerilerinizi katabilmek için, yol haritasını birlikte yapabilmek için, eylemimizi ve söylemimizi birlikte üretmek için bu buluşmaları çok önemsiyoruz. Bunlar artacak. Önümüzdeki dönemde de bu sürecin anlatıcısı ve örgütleyicisi olacağız. Çünkü biz biliyoruz ki bu süreç ancak onun için sahici bir biçimde müdahale edenlerin omuzlarında yükselebilecek ve en nihayetinde de onların gayretiyle başarıya ulaşacak.
8 Mart’ta alanlarda olacağız
Kadın Meclisimiz dün düzenlediği basın toplantısında 8 Mart Dünya Kadınlar Günü Deklarasyonumuzu açıkladı. Bir yandan da start verdi. Her 8 Mart'ta olduğu gibi bu 8 Mart'ta da Hakkari'den Yozgat'a, Bursa'ya, Amed'e, Şırnak'a kadar her yerde ülkenin bir ucundan öbür ucuna kadar alanlarda olacağız. “Jin Jiyan Azadi”, “Kadın Yaşam Özgürlük” sloganlarımızla yan yana olacağız. Zılgıtlarımızla ve halaylarımızla eşit, özgür ve barış içinde bir yaşamın nasıl mümkün olabileceğini anlatacağız. Yeni dünya tahayyülümüz için bu sloganları hep bir ağızdan haykıracağız.
Mücadelemiz, tüm dillerin özgürce konuşabildiği bir ülke içindir
21 Şubat Dünya Anadili Günü ile kapatmak istiyorum. Tüm dillerin özgürce konuşulabildiği bir ülke için mücadelemiz; tüm kimliklerin özgürce kendilerini ifade edebildikleri, özgürce örgütlenebildikleri yeni bir hayat tasavvurundan bahsediyoruz. Bunun olmazsa olmazı tabii ki anadili hakkıdır. Bunun için BM’nin ya da uluslararası taraf olduğumuz sözleşmelerin yükümlülüklerini hatırlatmaya dahi gerek yok. Bu yükümlülükler gayet iyi biliniyor. Bu ülkede Türkçeden sonra en çok kullanılan dilin, milyonlarca insanın dilinin Kürtçe olduğu yine gayet iyi biliniyor. Ancak bu bilinenlerle ilgili yasal düzenlemeler yapılmıyor. Eğer yasal düzenlemeler yapılmış olsaydı, bugün Kürtçe Meclis tutanaklarında “bilinmeyen bir dil” olarak kayda geçmezdi. Ya da Kürt meselesinin çözümü için, Türkiye'nin demokratikleşmesi için kurulmuş bir komisyonda Kürtçe konuşmak isteyen anneler kendi anadillerinde konuşmak istedikleri zaman özgürce konuşurdu. Böyle olmadı. Bunlar tekrar etmesin, bunlar yaşanmasın diye çabamız, gayretimiz.
Bundan sonra atılması gereken adımların takipçisi olacağız
Son olarak şunu söyleyeyim. DEM Parti ilk gün olduğu gibi bugün de kararlılıkla barış ve demokrasi mücadelesini sürdürecek, bundan sonra yapılması gerekenlerin takipçisi olacak. Eleştiri, öneri ve itirazlar önümüzdeki dönemin yol gösterici, ön açıcı noktaları olacak. O yüzden bunların da bizim tarafımızdan çok değerli bulunduğunu, dikkate alındığını ve bunlarla yol haritamızı belirlediğimizi de ifade etmek isterim.
Roja Zimanê dayikê ji bo hemû zimanan û zimanê Kurdî pîroz be, heta zimanê me bibe zimanekî azad em ê têkoşîna xwe bidomînin
Pirs: Rapora hevpar a komisyona meclise ji bo çareseriya pirsgirêka Kurd çiqas dikarê bibe bersiv? Sibe 21ê Sibatê Roja Zimanê Dayikê yê Cîhanê ye. Weke DEM Partî tekildarî rojê û niha şûn vê ji bo statuya zimanê Kurdî çi politika û xebatan bidin pêş xwe?
Heke zimanê Kurdî nehata înkarkirin ew pirsgirêk dernediket. Ji bo wê wê divê mafên zimanî yên gelê Kurd bê naskirin. Xwîşk-Biratî li ser vê esasê bê pêşxistin. Di 21ê Sibatê de weke DEM Partî li qadan bin û daxwazên xwe bînin ziman. Heta mafên zimanê Kurdî pêk werin em ê li her derê têkoşîna xwe bidomînin.
19 Şubat 2026