Çevre

İklim Adaleti Koalisyonu: Sıfır atık üretim ve tüketim düzenine itiraz meselesidir

"Atığın değil, onu üreten düzenin tartışıldığı; ekolojik adaletin ve toplumsal eşitliğin merkezde olduğu bir gelecek mümkün ve gerekli."

Abone Ol

"Gerçek dönüşüm, üretimden tüketime, yerel yönetimlerden merkezi politikalara kadar bütünlüklü bir ekolojik ve toplumsal değişimi gerektirir."

İklim Adaleti Koalisyonu; "Sıfır atık üretim ve tüketim düzenine itiraz meselesidir" başlıklı yazılı bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

Açıklamada şunlar ifade edildi;

30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü’nde hatırlatmak istiyoruz: Atık sorunu yalnızca çöplerin nasıl toplandığıyla ilgili değildir. Asıl mesele, neden bu kadar çok atığın ortaya çıktığı, kimlerin bu atığı ürettiği ve kimlerin bunun sonuçlarına maruz kaldığıdır.

Bugün “sıfır atık” kavramı giderek daha fazla resmi söylemin, şirket kampanyalarının ve belediye tanıtımlarının parçası haline geliyor. Oysa mesele birkaç geri dönüşüm kutusu yerleştirmekten, ambalajlara yeşil işaretler basmaktan ya da bireylere yeni sorumluluklar yüklemekten ibaret değildir. Üretimin ve tüketimin bugünkü örgütlenmesi değişmeden, doğa talanı sürerken, plastik ve ambalaj üretimi artarken, tarım alanları, ormanlar ve su varlıkları sermaye birikiminin konusu olmaya devam ederken “sıfır atık” söylemi gerçek bir çözüm olmaktan uzak kalmaktadır.

Atık, bugünkü ekonomik düzenin, kapitalizmin yan ürünü değil, temel sonuçlarından biridir. Daha fazla kâr için daha fazla üretim, daha hızlı tüketim ve daha kısa kullanım ömrü üzerine kurulu bu sistem; hem doğayı hem emeği değersizleştirerek ilerliyor. Tamir edilemeyen ürünler, tek kullanımlık malzemeler, aşırı ambalaj, plansız kentleşme, ithalata ve ihracata dayalı uzun tedarik zincirleri, devasa lojistik ağları ve kontrolsüz sanayi politikaları atık sorununu sürekli büyütüyor.

Türkiye’de de tablo farklı değildir. Bir yandan sıfır atık söylemi öne çıkarılırken, diğer yandan maden projeleri genişliyor, orman alanları daralıyor, kıyılar ve tarım arazileri sermayeye açılıyor, plastik kullanımı azalmak yerine yaygınlaşıyor. Adana Ceyhan’da plastik hammaddesi üretecek olan şirketin yatırımına izin ve teşvik veriliyor, plastik üretimi kışkırtılıyor. Ne kadar çok üretilirse, o kadar çok atık olacağı görmezden geliniyor. Avrupa’nın atık yükünün çoğunun “ithalat” adı altında Türkiye’ye yönlendirilmiş olması da bu tablonun bir parçasıdır. Avrupa istatistik ajansının verilerine göre, her yıl yapılan bu “ithalatın” sadece plastik atık kısmı 700 bin tondan fazladır ve her geçen yıl artmaktadır. Bu koşullarda sıfır atık, ekolojik yıkımın üzerini örten bir tanıtım başlığına indirgenmemelidir.

Üstelik bu sürecin emek boyutu da görünmez kılınıyor. Atık toplama, ayrıştırma ve geri dönüşüm alanlarında çalışan işçiler; çoğu zaman güvencesiz, düşük ücretli ve sağlıksız koşullarda çalıştırılıyor. Kayıt dışı atık toplayıcıları ise hem sosyal haklardan mahrum bırakılıyor hem de kamusal politikalarda yok sayılıyor. Oysa atık meselesi yalnızca çevre politikalarının değil, emek, sağlık ve adalet mücadelesinin de bir parçasıdır.

Bizler için gerçek bir sıfır atık yaklaşımı, atığın yalnızca sonucuna değil kaynağına müdahale etmeyi gerektirir.

Bunun için;

● Tek kullanımlık plastik ürünlerin üretiminin ve tüketimin sınırlandırılması, giderek yasaklanması,

● Plastik üretiminin azaltılması,

● Yeniden kullanım ve tamir mekanizmalarının güçlendirilmesi,

● Atık ithalatının durdurulması ve yasaklanması,

● Yerel yönetimlerin piyasacı değil kamusal bir atık politikası benimsemesi,

● Atık alanında çalışan emekçilerin haklarının güvence altına alınması,

● Daha da önemlisi, doğayı sınırsız bir hammadde deposu, toplumu ise sınırsız bir tüketim alanı gibi gören anlayışın terk edilmesi gerekir.

30 Mart vesilesiyle çağrımızdır: Sıfır atık, yalnızca bireylerin ev içi sorumluluklarına indirgenemez. Gerçek dönüşüm, üretimden tüketime, yerel yönetimlerden merkezi politikalara kadar bütünlüklü bir ekolojik ve toplumsal değişimi gerektirir. İhtiyacımız olan şey, yeşil cilalı kampanyalar değil; doğayı, emeği ve kamusal yararı esas alan bir dönüşümdür.

Atığın değil, onu üreten düzenin tartışıldığı; ekolojik adaletin ve toplumsal eşitliğin merkezde olduğu bir gelecek mümkün ve gerekli.

Yaşam için, adalet için, ekoloji için mücadeleye!