Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürü Ömer İNAN ile görüşme gerçekleştirdi.

Vahap Seçer'den, Bedrettin Gündeş’in Tutuklanmasına Tepki Vahap Seçer'den, Bedrettin Gündeş’in Tutuklanmasına Tepki

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürü Ömer İNAN ile görüşme gerçekleştirdi.

Görüşmede Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürü Ömer İNAN'a "Özel Öğretim Kurumlarında Çalışan Öğretmenler Ne İstiyor?" başlıklı bir dosya sundu.

ÖZEL ÖĞRETİM KURUMLARINDA ÇALIŞAN ÖĞRETMENLER NASIL BİR ÇALIŞMA ORTAMI İSTİYOR?

1. Milli Eğitim Bakanlığına bağlı faaliyet sürdüren özel öğretim kurumlarında çalışan yüz binlerce öğretmen düşük ücretlerle, güvencesiz koşullarda çalıştırılıyor. Asgari ücret öğretmenlik mesleğinin niteliğinin karşılığı olamaz. 2014 yılında Özel Öğretim Kurumları Kanunu'ndan çıkarılan "Taban Maaş" uygulaması geri getirilmelidir. Tüm özel öğretim kurumlarında uygulanmalıdır.

Özel sektör eğitim alanında çalışan kolej, kurs, rehabilitasyon, okul öncesi ve motorlu sürücü kursu eğitim emekçileri düşük ücretlerle ve güvencesiz koşullarda çalışmaktadır. Özel sektörde çalışan öğretmenlerin çok büyük bir bölümü, kurum sahipleri tarafından asgari ücrete bağımlı kılınmaktadır. Bunun da ötesinde, kayıt ücretleri ve diğer gelirleri öğretmene ödenen toplam ücretin çok daha üstünde olan kurum sahipleri, öğretmene asgari ücreti dahi çok görüyor ve asgari ücret altında maaşlar ile açıkça suç işliyor. Hesaba asgari ücret yatırmak, asgari ücretten geri kalan kısmını baskı yolu ile elden geri almak gibi yöntemler suçtur. Kurum sahipleri kâr elde edebilmek için her yolu denemektedir.

Asgari ücret; öğretmenin döktüğü terin, emeğin ve öğretmenlik mesleğinin niteliğinin karşılığı olamaz. Öğretmen Sendikası ve onunla yan yana gelen binlerce öğretmen bu konuda çok açık bir talep ortaya koymaktadır:

5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu'nun 9. maddesinin 2. fıkrası 14/03/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6528 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır. Yürürlükten kaldırılan mülga maddede, "Okullarda yöneticilik ve eğitim öğretim hizmeti yapanlara, kıdemlerine göre (emekliler hariç) dengi resmi okullarda ödenen aylık ile sosyal yardım kapsamındaki ek ödeme tutarlarından az ücret verilemez/' hükmü yer almaktaydı.

Yargıtay'ın 2021 yılında, büyük kentte çalışan vasıflı bir işçi için verdiği karar dahi "... çalıştığı işyerinin büyükşehirde olması ve yaptığı işin vasıflı bir iş olması nedeniyle işin niteliği gereği asgari ücretle çalışması hayatın olağan akışına da uygun düşmemektedir." ifadesini barındırırken özel sektör eğitim emekçisinin asgari ücretle ve hatta asgari ücretin de altında çalıştırılmasının adalete ve vicdana sığar herhangi bir yanı yoktur. Tersini düşünenler, özel sektörde çalışan öğretmenin "vasıflı" bir çalışan olmadığını düşünerek bu yollara girişiyor olabilirler.

2. Özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenler belirli süreli iş sözleşmesi ile sürekli işsizlik kaygısı taşıyarak çalışıyor. Süreli sözleşme eli ile kıdem hakkı gasp ediliyor. Öğretmenler mevsimlik işçi gibi görülüyor, kalıcı bir iş ortamı ve mesleki aidiyet oluşturamıyor. Kurum sahipleri süreli sözleşme sopası ile öğretmenleri tehdit ediyor.

Belirli süreli iş sözleşmeleri, özel sektör eğitim emekçisinin güvencesiz çalıştırılma koşullarının başında gelmektedir. Öğretmenler, bu tür bir sözleşme nedeniyle gelecek yıl aynı kurumda çalışıp çalışmayacaklarının kaygısıyla mesleklerini yapmaya çalışıyor ve zihinsel becerinin önde olduğu bu meslek, bu kaygı ve stres ortamında elbette öğretmenin verimliliğini ve niteliğini ciddi anlamda düşürüyor. Öğretmenler, yetkililer ve kurum sahipleri tarafından bir tür "mevsimlik işçi" gibi görülüyor. Bu, ne yazık ki, öğretmenlik mesleğinin ayaklar altına alındığının açık bir göstergesidir.

Mesleğini özveri ile yapan, nitelikli, verimli bütün öğretmenler kalıcı bir iş ortamı istiyor. Mesleki aidiyetten yoksun kalan öğretmen, mesleğinden de günden güne uzaklaşıyor, soğuyor hatta mesleğini bırakmak zorunda kalıyor.

Binlerce öğretmenin kıdem tazminatı hakkı ya tamamen gasp ediliyor ya da kıdemle ilgisi dahi olmayan çok gülünç tutarlar ile deyim yerindeyse "sus payı" verilerek öğretmenin kurumla ilişiği kesiliyor. Bunun yanı sıra yaz tatili sanki ücretsiz izinmiş gibi kurum sahipleri sözleşmesi süren ancak gelecek yıl kurumda çalışmayacak bir öğretmenin yaz maaşını kesmekte de hiçbir sakınca görmüyor. Öğretmenler belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalışmalıdır.

3. Yasal olmayan 10 aylık sözleşme uygulamaları yaygındır. Haziran ayında zorla istifa imzalatılıyor. Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında ücret ve sigorta prim hakkının gasp edilmesi söz konusudur. Yetkililerce denetim ya yapılmamaktadır ya da hakkı ile yapılmamaktadır Yasal olmayan ve bir "açıktan" beslenen bu uygulamaya fırsat sağlayan husus yine belirli iş sözleşmesi gerçekliğidir.

Özel Öğretim Kurumları Kanunu Madde 9 şu şekildedir: "Kurumlarda çalışan yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler ile kurucu veya kurucu temsilcisi arasında yapılacak iş sözleşmesi, en az bir takvim yılı süreli olmak üzere yönetmelikle belirtilen esaslara göre yazılı olarak yapılır." Buna göre herhangi bir eğitim emekçisine 12 aydan aşağı sözleşme yapılamaz. Oysa kurumlar ve kurum sahipleri, yasanın bu maddesinin de arkasından dolanarak, dönem sonu geldiğinde zorla imzalatılan istifalar yoluyla öğretmenleri işten çıkarmaktadır. Bu sayede kurum sahipleri öğretmene ödeyeceği 2 aylık maaş ve sigorta priminden kurtulup sermayesini katlamaktadır. Bir dönem boyunca öğrenci yetiştiren, ülkeye insan kazandıran öğretmen ise bu yoğun süreç sonrası dinlenip tatil yapabilmek yerine 2 ay süre boyunca işsizlikle evini nasıl geçindireceğinin sıkıntısıyla boğuşmaktadır. On (10) aylık "sözde" sözleşmeler; hukuka açıkça aykırı olan ve hiçbir yazılı ve yasal dayanağı olmayan, doğrudan baskı ve mobbingle gerçekleşmektedir.

Dönem sonunda binlerce öğretmenin "sözde" istifalar ile işten ayrılması ve eylülde yeniden aynı kurumda işe başlaması, MEB tarafından hassasiyetle incelenmesi ve takibi yapılması gereken çok kritik bir konudur. Bu inceleme ve takibin yapılmıyor olması denetimsizliği doğurmakta ve bundan dolayı "denetimsizlik" özel sektör eğitim emekçisinin başlıca güvencesizlik nedeni olmaktadır.

4.On binlerce öğretmen özel öğretim kurumları bünyesindeki "kurslarda" büro elemanı, depo sorumlusu gibi tanımlamalarla çalıştırılıyor. Hali hazırda zaten güdük olan öğretmen hakları; ataması yapılmadan kayıt dışı çalıştırılan on binlerce öğretmen için söz konusu dahi değildir. Öğretmenlerin mesleğe ve öğretmenlik kimliğine yabancılaşmasının nedenleri arasında ataması yapılmadan çalıştırılması da vardır.

Başından beri sözünü ettiğimiz, öğretmenlik mesleğinin onurunu yok eden uygulamalardan biri de kazandığı her belge ile öğretmen olduğu açık ve kanıtlanmış olan bir eğitimcinin kimi kurumlarda (özellikle kurslarda) MEB ataması yapılmayarak "büro memuru", "depo sorumlusu", "sekreter" vs. gibi tanımlamalarla usulsüzce çalıştırılmasıdır. Bu onurlu mesleği yapmak için üniversitede dirsek çürütmüş, kendisini alanı içinde ve dışında da birçok alanda geliştirmiş, donatmış binlerce eğitimci için mesleğinin dışında, mesleğiyle ilgisiz tanımlamalarla sınıflandırılmak çok yaralayıcı ve onur kırıcıdır.

5.Sürekli yükselen enflasyon ve daha da kötüye giden ekonomik koşullarda, öğretmenlerin yeni eğitim öğretim dönemi ile (ekim ayı) başlayan sözleşmeleri ciddi bir ekonomik dezavantaj yaratmaktadır. Kamuda ocak ve temmuz aylarında yenilenen (revize edilen) ücret politikası, bir sonraki eğitim-öğretim döneminde, örneğin nisan ayında anlaşmasını yapan öğretmenler için, eriyip yok olan ücretler demektir. Öğretmenin ekim ayında alacağı "yeni" ücret, sözleşmesini daha önce yaptığı için güncel enflasyon değerlerinin ve genellikle asgari ücretin altında kalmaktadır.

öğretmen Sendikası olarak bunun çözümü için de yukarıda da sözünü ettiğimiz "Taban Maaş" uygulamasının yeniden yasalaşmasını ve bu maddenin bir an önce uygulamaya geçmesini istiyoruz. Kamu ile eşit ücret uygulaması öğretmenlik mesleğinin değerini bilmek ve öğretmenin toplumsal bir değer olduğunu ifade etmek anlamına gelecektir.

6. İş Kanunu üzerinden çalışmanın/iş kanununa bağlanmanın özlük hakları ve sosyal haklar bakımından yarattığı kafa karışıklıkları söz konusudur. Yetkili makamlar tarafından uygulamada tutarsızlıklar yaşanmaktadır. Özel öğretim kurumları sahipleri bir çok konuda İş Kanunu'nu işaret etmektedir. Somut yasaya dayanmayan ve hakkında ezber yapılan uygulamalar özel öğretim kurumları arasında bile farklı ele alınmaktadır. İdari izinler, resmi tatil süreleri, sosyal haklar ve özlük hakları aynı zamanda 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa bağlı çalışan özel öğretim öğretmenleri için ikirciksiz bir şekilde uygulanmalıdır. Öğretmenlerin çalışma koşullarını, özlük hakları ve sosyal haklarını güvence altına alan, tüm özel öğretim kurumlarının zorunlu olarak dikkate alması gereken, haklarımızı net bir şekilde ifade eden bir kanun acilen hayata geçirilmelidir.

7.Özel öğretim kurumlarında baskı, şiddet ve mobbing olayları artmaktadır. Öğretim kurumunu başkalarına devreden/satan ve öğretmenlerin haklarını gasp ederek kaçan kurum sahipleri gerçeği yaygınlaşmaktadır. Bu kurumların tabelasında Milli Eğitim Bakanlığının ismi yazmaktadır.

Ticari ilişkilerin, para kazanma arzusunun, büyüme iştahının denetimsizlikle birlikte suç ortamı yarattığı açıktır, özel öğretim kurumu açma işleyişinin; eğitimle ilgisi olmayan, mafyatik özellikler taşıyan, öğretmenleri baskı ve mobbingle sindirmeye çalışan bir "işletme" anlayışının işine geldiği açıktır. Suça, yolsuzluğa, dolandırıcılığa, cinayete bulaşan bu patronlar sadece eğitim alanında değil başka hiçbir alanda kendilerine yer bulmamalıdır. Öğretmenin ekonomik ve özlük haklarını koruyan, adaleti ve eğitimin ihtiyaçlarını ön planda tutan bir yönetmelik Milli Eğitim Bakanlığı tarafından acilen yasalaşmalıdır.

Yüz binlerce öğretmen mesleğini öğrencilere ve eğitimin bilimsel değerlerine katkı sağlayacak şekilde sürdürmek istiyor, özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenler gittikçe derinleşen sorunları karşısında itiraz etme, bu durumu kabullenmeme hakkını toplumsal bir görev olarak görüyor. Eğitimi ve öğretmen emeğini savunmamak anlamına gelen; kurum sahiplerinin "kişisel" ihtiyaçlarını gündemine alan her toplantıyı, yönetmeliği, kararı yanlış buluyor. Özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenlerin gittikçe artan hoşnutsuzluğunu dikkate almak, gerçek çözümler üretmek Milli Eğitim Bakanlığının sorumluluğundadır. Bu konuda atılacak hızlı adımlar isabetli olacaktır.