Eğitim

Prof. Dr. Soner Yıldırım: “Yapay Zekâ Çağında Eğitim Büyük Bir Evrimsel Kırılma Yaşıyor”

“Yapay zekâyı yalnızca bir teknoloji gibi algılarsak büyük hata yaparız”, insanlık tarihinde ilk kez insan dışında bir biliş üretiminin ortaya çıktığını söyledi

Abone Ol

ODTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Soner Yıldırım, Adana’da düzenlenen “Cumhuriyetin İkinci Yüzyılında Eğitim ve Bilim” panelinde yaptığı konuşmada, yapay zekâ teknolojilerinin eğitim sistemi üzerinde derin etkiler yarattığını belirterek, “İnsanlık tarihinde ilk kez insan bilişi dışında bir biliş üretimiyle karşı karşıyayız” dedi.

Eğitim ve Bilim İşgörenleri Sendikası (Eğitim-İş) Adana 1 No’lu Şube tarafından düzenlenen “Cumhuriyetin İkinci Yüzyılında Eğitim ve Bilim” paneli, 9 Mayıs’ta Seyhan Oteli’nde gerçekleştirildi. Panelin açılış konuşmasını Şube Başkanı Hatice Hazar yaptı.

Gazeteci-yazar Mustafa Balbay, Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay ve ODTÜ Öğretim Üyesi Soner Yıldırım’ın konuşmacı olarak katıldığı panelin moderatörlüğünü İsmail Sanberk üstlendi.

“Yapay zekâ yalnızca bir teknoloji değil”

Uzun yıllardır Eğitim-İş üyesi olduğunu ve sendikanın çizgisini önemsediğini belirten Yıldırım, Türkiye’de eğitim tartışmalarının uzun bir geçmişe sahip olduğunu söyledi.

Türkiye’nin öğretmen yetiştirme ve eğitim sorunlarının tarihsel bir süreklilik taşıdığına dikkat çeken Yıldırım, bugün ise eğitim sisteminin yeni bir kırılma döneminden geçtiğini ifade etti.

“Yapay zekâyı yalnızca bir teknoloji gibi algılarsak büyük hata yaparız” diyen Yıldırım, insanlık tarihinde ilk kez insan dışında bir biliş üretiminin ortaya çıktığını söyledi.

Yıldırım, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yapay zekâ araçlarının kullanımına yönelik kurslar düzenlediğini ancak asıl tartışılması gereken konunun araç kullanımı değil, bu dönüşümün eğitim ve öğrenme süreçleri üzerindeki etkileri olduğunu vurguladı.

“Hazır cevap kültürü öğrenmeyi zayıflatıyor”

Öğrenmenin beyin açısından “çaba” gerektiren bir süreç olduğunu belirten Yıldırım, öğrenme bilimlerinin uzun yıllardır ortaya koyduğu temel gerçeklerden birinin çaba süresi arttıkça öğrenmenin de derinleşmesi olduğunu ifade etti.

“Öğrenme beyin için kan, ter ve gözyaşıdır” diyen Yıldırım, yapay zekâ üzerinden hazır cevaplara ulaşmanın öğrenme süreçlerini zayıflatabileceğini söyledi.

Özellikle öğretmenlerin yapay zekâya aşırı bağımlı hale gelmesinin ciddi riskler taşıdığına dikkat çeken Yıldırım, sınav sorularının dahi yapay zekâya hazırlatılmasının öğretmenlerin üst bilişsel becerilerini köreltebileceğini ifade etti.

“Öğretmenin en önemli bilişsel egzersizlerinden biri sınav sorusu hazırlamaktır” diyen Yıldırım, bu becerinin kaybedilmesinin eğitim niteliğini doğrudan etkileyeceğini belirtti.

“Algoritmalar düşünceyi sınırlandırabilir”

Yapay zekâ sistemlerinin algoritmalar üzerinden çalıştığını vurgulayan Yıldırım, insanların zamanla yalnızca algoritmaların sunduğu bilgiyle sınırlı hale gelebileceği uyarısında bulundu.

“Algoritmanın izin verdiği kadar bilen toplumlar oluşabilir” diyen Yıldırım, eleştirel düşüncenin ve özgür zihinsel üretimin korunması gerektiğini söyledi.

Yıldırım, yapay zekâ çağında öğretmenlerin ve eğitim sendikalarının bu konuda toplumu bilinçlendirmesi gerektiğini ifade etti.

“Laiklik bilimsel düşüncenin temelidir”

Konuşmasında laiklik ve bilim ilişkisine de değinen Yıldırım, eğitimde artan dinselleşmenin yaratıcı düşünceyi baskıladığını söyledi.

Yaratıcılığın “kuralların dışında düşünebilme” yeteneği olduğunu ifade eden Yıldırım, eğitim sisteminin ise çoğu zaman hata yapan, sıra dışı düşünen çocukları dışladığını belirtti.

NASA’nın yaratıcılık kapasitesi üzerine yaptığı araştırmalara değinen Yıldırım, okul öncesi dönemde yüksek olan yaratıcılık oranlarının okul süreci ilerledikçe dramatik biçimde düştüğünü söyledi.

“Okul sistemi çocukların yaratıcılık kapasitesini törpülüyor” diyen Yıldırım, yapay zekâ destekli standartlaşmanın bu sorunu daha da büyütebileceğini ifade etti.

“Kamusal eğitimden vazgeçilirse devlet olma niteliği kaybedilir”

Eğitimin kamusal bir hizmet olduğunu vurgulayan Yıldırım, sağlık, eğitim, güvenlik ve adalet gibi alanların kamusal yapıdan çıkarılmasının devlet olma niteliğini zayıflatacağını söyledi.

Özel okullardaki artışın başarıyla paralel ilerlemediğini belirten Yıldırım, ailelerin çocuklarını daha çok güvenlik kaygısıyla özel okullara yönlendirdiğini ifade etti.

Devlet okullarının toplumsal saygınlığının yeniden güçlendirilmesi gerektiğini söyleyen Yıldırım, öğretmenlik mesleğinin toplumdaki itibar kaybının da öğrenme süreçlerini olumsuz etkilediğini belirtti.

Pandemi sonrası çocukların okulun gereksiz olduğu düşüncesine itildiğini savunan Yıldırım, okulun yalnızca akademik bilgi değil, toplumsallaşma alanı olduğunu vurguladı.

“İnsan biyolojik olarak bir sürü canlısıdır ve çocukların akranlarıyla bir araya gelebildiği son kamusal alan okullardır” diyen Yıldırım, ekranla büyüyen çocukların toplumsal gelişim açısından ciddi risklerle karşı karşıya olduğunu ifade etti.

Konuşmasının sonunda öğretmenlik mesleğinin hakikati savunma sorumluluğu taşıdığını belirten Yıldırım, “Doğruyu söylemekle yükümlü bir meslek grubuyuz” dedi.