Güven Boğa ile yapılan söyleşide, KHK sürecinin yarattığı hukuksuzluk, toplumsal yalnızlaştırma ve travmalar tüm açıklığıyla ele alınıyor. Röportaj, adalet, insan onuru ve birlikte direnmenin zorunluluğuna dair güçlü bir çağrıyla son buluyor.
Bu söyleşi, yalnızca iki kişinin sohbeti değil; KHK’lerle şekillenen on yıllık bir adaletsizlik döneminin kayda geçirilmiş tanıklığıdır.
Güven Boğa, 20 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra Seyhan Belediyesi’nde Kültür ve Sosyal İşler Müdürü olarak görev yaparken, 22 Kasım 2016 tarihinde 677 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile ihraç edildi. Eğitim Sen Adana Şubesi’nde şube başkanlığı ve yönetim kurulu üyelikleri bulunan Boğa, sendikal mücadelenin ve kamusal hizmetin içinden gelen bir isim.
Eğitim Sen’de yapılan bu söyleşide Sırrı Er ile Güven Boğa; KHK’lerle geçen 10 yıl boyunca hak, hukuk ve adaletin nasıl askıya alındığını, insanların nasıl yalnızlaştırıldığını ve tüm bu sürece rağmen sürdürülen direnme, üretme ve yeniden var olma çabasını konuşuyor. Söyleşi, bireysel bir tanıklıktan kolektif bir hafızaya uzanan güçlü bir adalet çağrısı niteliği taşıyor.
Röportaj
Sırrı Er: Nasılsınız?
Güven Boğa: Sağ olun, teşekkür ederim. Öncelikle kitap fuarına gelmiş olmanız çok kıymetli.
Sırrı Er: Evet, buradayız.
Güven Boğa: Sizi farklı alanlardaki üretimlerinizden de takip ediyoruz. Yazdıklarınız insanın derinliklerine dokunan, güçlü mesajlar taşıyor. Bu üretkenliği çok değerli buluyorum.
Sırrı Er: Çok teşekkür ederim. Teveccühünüz. Sizin de çalışmalarınız son derece kıymetli. İnsanı merkeze alan bir yerde duruyorsunuz. Aslında mesele tam da bu: İnsanı öncelemek.
Eğer insanı bir kenara koyar, sadece sistemler ve ideolojiler üzerinden hareket edersek, bugün yaşadığımız gibi inanç savaşları, kimlik çatışmaları kaçınılmaz olur. Oysa ben bir insanın ideolojisine, inancına, mezhebine değil; duruşuna bakarım. İnsana yaraşır bir duruşu var mı, yok mu? Ölçü bu olmalı. Yanlış mı düşünüyorum?
Güven Boğa: Kesinlikle katılıyorum. İnsanlar farklı yerlerden gelip ortak bir vicdanda buluşabilir. Biz bunu on yıllık KHK sürecinde çok somut biçimde yaşadık. Farklılıklarımıza rağmen aynı havayı soluyabildiğimizi, aynı adaletsizlik karşısında benzer tepkiler verebildiğimizi gördük. Bu süreç, aslında birbirimize dair gereksiz önyargıları da parçaladı.
“Toplum Bize Yabancılaştırıldı”
Sırrı Er: Sizce bu mücadelede eksik kalan bir yön var mı?
Güven Boğa: Var. KHK meselesi topluma layıkıyla anlatılamadı. 15 Temmuz’dan sonra başlayan süreçte biz, devletin tüm aygıtlarıyla hedef haline getirildik. Öğretmendik, doktorduk, askerdik, polistik. Devletin kendi memuru olarak tanımladığı insanlardık.
Ama bir anda “yaşamaması gereken mahlûklar” gibi gösterildik. Kendimizi anlatmak istedik; karşımıza Çin Seddi gibi duvarlar örüldü. Toplum bize yabancılaştırıldı. Sesimiz kısıldı, görünmez kılındık.
Sırrı Er: Bunun temel nedeni neydi sizce?
Güven Boğa: Karşımızda bütün imkânlarıyla bir devlet vardı. Yargı başta olmak üzere her mekanizma kullanıldı. OHAL Komisyonu buna en çarpıcı örnek.
Düşünün: Seni ihraç ediyorlar ama nedenini söylemiyorlar. Sonra da “kendini anlat” diyorlar. Bu akıl dışı bir durum. İnsanlar yıllarca yanıt alamadı. Altı yıl, beş yıl bekleyenler oldu.
Sendikalarımız, oy verdiğimiz siyasi partiler bile yanımızda duramadı. Şüpheyle yaklaştılar. Bu da yalnızlığı büyüttü.
“İrtibat ve İltisak: Kader Belirleyen Sihirli Kelimeler”
Güven Boğa: En yakınlarımız bile bize kuşkuyla baktı. Bu yalnızlık derin travmalara yol açtı. Ailelerimiz, çocuklarımız ağır bedeller ödedi.
İrtibat, iltisak, kurum kanaati… Bu üç kelimeyle hayatlarımız karartıldı. Kim bu kurum? Nerede, neye bakarak bu kanaate vardı? Bunların hiçbirinin cevabı yok.
Benim davam Anayasa Mahkemesi’nde; açılıp kapanıyor. Ortada somut bir delil yok.
Sırrı Er: Şu sorular hiç sorulmadı mesela:
Bu kadar insan beş gün içinde nasıl tespit edildi?
86 milyonluk ülkede 3 milyon “iltisaklı” olabilir mi?
Yakınlar neden ses çıkarmadı?
Bunlar sorulsaydı, bu mesele bu noktaya gelir miydi?
Güven Boğa: Kesinlikle gelmezdi. Bugün de listeler tutuluyor. Yarın başkaları aynı şeyi yaşayabilir. Buna ancak insan dur diyebilir.
Bizi on yıl önce anlasalardı, bugün belediye başkanlarına yapılanlar olmazdı. Ama birbirimizi anlamazsak, herkes aynı kaderi yaşar.
“Adalet Bir Lokomotiftir”
Sırrı Er: Ben hep şunu söylerim: Adalet bir lokomotiftir.
Vagonlarında hukuk, eşitlik, demokrasi, ifade özgürlüğü vardır. Lokomotif durursa, her şey devrilir.
Güven Boğa: Çok doğru. Adalet yoksa her şey mümkündür.
Anayasa Mahkemesi karar alıyor, uygulanmıyor. AİHM karar alıyor, tanınmıyor.
Peki biz ne yapacağız? Anlatacağız. Kayıt düşeceğiz. Yarın çocuklarımıza “Biz sustuk” dememek için.
“Küllerimizden Yeniden Doğduk”
Güven Boğa: Bizi yalnızlığa, geleceksizliğe mahkûm etmek istediler. Ama biz küllerimizden yeniden doğduk.
Altı yıldır “Habere Güven” adlı insan hakları merkezli bir haber sitesi yürütüyorum. KHK’lilerin sesini duyurmaya çalışıyoruz.
Biz bize biçilen çerçeveye sığmayan insanlarız. Hâlâ ayaktayız.
KHK’li arkadaşlara şunu söylemek isterim:
Yarın dönecekmiş gibi umutlu, ama hiç dönmeyecekmiş gibi üretken olun.
Kendinize saygınızı yitirmeyin.
Birlikte büyüyün.
“Biz hâlâ buradayız” demekten vazgeçmeyin.
Şiirle Veda
Güven Boğa – Onaranlara Sarılmak
Çok şey istemedim hayattan,
incinmemiş bir bakış,
yarım kalmamış bir söz,
biraz insanca durabilmek mesela.Gün gün aşınıyor içimiz,
fark etmeden tüketiyoruz
dokunmayı, dinlemeyi,
birbirimizi.Oysa insan,
kesişen güzelliklerden beslenir;
küçük bir iyilikten,
yerli yerinde bir suskunluktan.Zedeleniyoruz, evet.
Hem de fazlasıyla.Ama hâlâ mümkün
onaranlara sarılmak,
sınırsızca.
Sırrı Er: Yüreğinize sağlık.
Onaranlara, iyileştirenlere sarılmak sınırsız olsun.
Kalın sağlıcakla.