15 Temmuz darbe girişiminin ardından geçen 10 yılda yürütülen soruşturma ve yargı süreçleri, KHK TV'de yayınlanan özel programda kapsamlı şekilde değerlendirildi. Programda açıklamalarda bulunan hukukçu Emre Turkut, yaklaşık 3 milyona ulaştığı belirtilen soruşturma dosyalarının yargı sistemi üzerindeki etkilerini, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) emsal kararlarını ve KHK mağduriyetlerinin giderilmesine yönelik önerilerini paylaştı. Turkut, bireysel başvuruların ötesinde toplu hukuki çözüm mekanizmalarının hayata geçirilmesi gerektiğini savundu. 10 yıl sonra yargı süreçleri yeniden gündemde 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) süreciyle başlayan soruşturma ve yargılamalar, aradan geçen 10 yılın ardından yeniden kamuoyunun gündeminde yer alıyor. KHK TV'de yayınlanan özel programda değerlendirmelerde bulunan hukukçu Emre Turkut, Balkan Insight'ta kaleme aldığı yazıdan hareketle hem mevcut yargı tablosunu hem de çözüm önerilerini anlattı. Turkut, geçen sürede yaşanan insan hakları ihlallerinin yanı sıra, artık sorunun nasıl çözülebileceğine odaklanılması gerektiğini ifade etti. "Yaklaşık 3 milyon soruşturma yargı sisteminde büyük bir yük oluşturdu" Programda paylaşılan verilere göre, son 10 yılda açıldığı belirtilen yaklaşık 3 milyon soruşturmanın yalnızca yüzde 25 ila 30'luk bölümü kovuşturma aşamasına geçebildi. Buna göre dosyaların yaklaşık yüzde 70'i soruşturma aşamasında sonuçlandı. Hukukçu Emre Turkut, bu tablonun yalnızca soruşturma süreçlerinin büyüklüğünü değil, aynı zamanda yargı sisteminde oluşan ciddi dosya yükünü de ortaya koyduğunu belirtti. Turkut, milyonlarca dosyanın hem mahkemeler hem de savcılıklar açısından önemli bir iş yükü oluşturduğunu ifade etti. "Toplumun yüzde 81'i çözüm bekliyor" Hukukçu Emre Turkut, KHK mağduriyetleri konusunda son yıllarda yürütülen sivil toplum çalışmalarının önemli bir toplumsal farkındalık oluşturduğunu söyledi. MAC Araştırması'na atıfta bulunan Turkut, kararsızlar da dahil edildiğinde toplumun yüzde 81'lik kesiminin konuya ilişkin bir çözüm beklentisi içinde olduğunu belirtti. Turkut, "KHK konusu sosyolojik ve vicdani açıdan önemli ölçüde çözüldü. Bugün ihtiyaç duyulan şey, oluşan toplumsal iradenin resmi ve hukuki bir çözüme dönüştürülmesidir" değerlendirmesinde bulundu. AİHM kararları: "Toplu çözüm mekanizmaları gerekli" Programda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Yalçınkaya ve Yasak kararları da ayrıntılı biçimde ele alındı. Hukukçu Emre Turkut, söz konusu kararların suçun maddi ve manevi unsurlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğine işaret ettiğini belirterek, AİHM içtihadının yalnızca bireysel başvurular yoluyla değil, daha kapsamlı hukuki düzenlemelerle uygulanabileceğini savundu. Turkut, milyonlarca dosyanın bulunduğu bir tabloda bireysel yeniden yargılama yöntemlerinin tek başına yeterli olmayacağını, yapısal ve toplu çözüm modellerinin devreye alınması gerektiğini ifade etti. KHK mağduriyetleri için üç temel çözüm modeli Programda, hukukçu Emre Turkut'un hazırlığını sürdürdüğü kapsamlı raporda yer verdiği üç temel çözüm önerisi de paylaşıldı. Geçiş adaleti mekanizması İlk öneri olarak Kuzey İrlanda, Kolombiya ve Güney Afrika örneklerinden hareketle TBMM bünyesinde özel bir komisyon kurulması önerildi. Turkut, bu modelin geniş kapsamlı bir geçiş adaleti mekanizması oluşturabileceğini ve "Terörsüz Türkiye" süreciyle birlikte değerlendirilebileceğini ifade etti. Adli rehabilitasyon ve yeniden yargılama İkinci modelde ise takipsizlik veya beraat kararı verilen kişilerin görevlerine iadesi, uğradıkları zararların giderilmesi ve yeniden yargılama süreçlerinin kolaylaştırılması önerildi. İnfaz ve af düzenlemeleri Üçüncü çözüm modeli ise Anayasa'nın eşitlik ilkesi doğrultusunda infaz düzenlemeleri veya kapsamlı af mekanizmalarının değerlendirilmesini içeriyor. Turkut, bu modelin toplumsal uzlaşmayı güçlendirecek hukuki adımlar arasında yer alabileceğini dile getirdi. Terör tanımı ve hukuki çerçeve tartışıldı Programda Türkiye'deki terör tanımı ve bu tanımın hukuki sonuçları da ele alındı. Hukukçu Emre Turkut, suçun manevi unsurunun göz ardı edilmemesi gerektiğini belirterek, geniş kapsamlı suç tanımlarının hukuk güvenliği açısından yeni tartışmalar doğurduğunu söyledi. 1960 darbesi sonrasına ilişkin örnekler veren Turkut, farklı toplumsal kesimlerin toptancı yaklaşımlarla değerlendirilmesinin hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacağını savunurken, daha dar ve somut hukuki kriterlerin esas alınması gerektiğini ifade etti. Siyasi gelişmeler ve olası yasal düzenlemeler de değerlendirildi KHK TV'deki programda Meclis gündemindeki yasal düzenlemeler, "Terörsüz Türkiye" süreci ve farklı siyasi partilerin konuya ilişkin yaklaşımları da değerlendirildi. Hukukçu Emre Turkut, önümüzdeki dönemde yaşanabilecek siyasi gelişmelerin KHK mağduriyetleri konusunda yeni tartışmaları beraberinde getirebileceğini belirterek, çözümün önündeki en önemli unsurun siyasi irade olduğunu ifade etti. Turkut, hukuki güvenliğin güçlendirilmesi ve toplumsal barışın sağlanabilmesi için kapsayıcı düzenlemelerin önem taşıdığını dile getirdi. "Yeni bir hukuk güvenliği sistemi inşa edilmeli" Programın sonunda değerlendirmelerini sürdüren hukukçu Emre Turkut, yaşanan sürecin yalnızca geçmişte yaşanan mağduriyetlerle sınırlı olmadığını, gelecekte benzer sorunların tekrar yaşanmaması için hukuk güvenliğini esas alan yeni bir sistem kurulması gerektiğini söyledi. Turkut, milyonlarca dosyanın oluşturduğu yargı yükünün azaltılması, AİHM kararlarının etkin biçimde uygulanması ve kapsamlı hukuki düzenlemelerin hayata geçirilmesinin Türkiye açısından önemli olduğunu belirtti. Programda ayrıca ceza infaz kurumlarının kapasitesinin yaklaşık yüzde 30 üzerinde doluluk oranıyla hizmet verdiği ve cezaevlerinde yaklaşık 430 bin kişinin bulunduğu bilgisi de paylaşılırken, bu verilerin yargı sistemindeki yoğunluğu ortaya koyduğu değerlendirmesi yapıldı. Turkut, çözümün siyasi irade ve kapsamlı hukuki düzenlemelerle mümkün olabileceğini ifade etti. Emre Turkut: 10. Yılında 15 Temmuz Darbe Girişimi: Geçmişle Yüzleşmek, Geleceğe Yön Vermek 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminden sonra ortaya çıkan geniş çaplı insan hakları ihlallerini gidermek mümkün ve çözüm için dünyada denenip başarıya ulaşmış yollar var. Ancak bunların hepsi cesur bir siyasi irade ve aktif sivil toplum baskısı gerektiriyor. Türkiye’de 15 Temmuz 2016’daki başarısız darbe girişimi üzerinden on yıl geçti. Türk yetkililer, darbe girişimini Gülen Hareketi’ne bağlı olduğu bir grubun gerçekleştirdiğini iddia ederek, hareketi “Fetullahçı Terör Örgütü” (FETÖ) olarak nitelendirdi ve ulusal güvenliğe tehdit eden bir örgüt olarak ilan etti. Darbe girişimi sonrasında iki yıl süren olağanüstü hal (OHAL) ilan edildi ve bir dizi Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarıldı. Sonuç, modern Türkiye tarihinin en geniş ve kalıcı tasfiyelerinden biri oldu. Hukuk devleti fiilen askıya alınırken, tasfiye yalnızca Gülenist ağlarla sınırlı kalmadı, Kürtler, solcular, laikler ve tüm diğer muhalifler de hedef alındı ve bu durum daha geniş bir otoriter konsolidasyonun yolunu açtı. 10. yıl dönümünde, Türkiye’de FETÖ bağlantılı kitlesel soruşturmalar hâlâ hız kesmeden devam ediyor. Sadece birkaç gün önce İçişleri ve Adalet Bakanlıkları, ülkenin 81 ilinde 968 şüpheliyi hedef alan yeni bir operasyon başlattıklarını duyurdu. Son on yılda Gülen hareketiyle bağlantılı olduğu gerekçesiyle 720 binden fazla kişi hakkında kovuşturma açıldı. Bunlardan yaklaşık 630 bini gözaltına alındı ve 127 binden fazlası “terör örgütü üyeliği” veya “anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs” suçlarından mahkûm edildi. Bu tasfiyenin eşi benzeri görülmemiş ölçeği ve yol açtığı ağır ve sistematik insan hakları ihlalleri dolayısıyla KHK sorunu, Türk demokrasisi için derin bir ahlaki, sosyal ve siyasi sınav haline gelmiş durumda. Bu kanayan yaraya nasıl bir çözüm bulunacağı ise tartışmalı. Bu yazı, KHK sorunu bağlamında bugün nerede durduğumuza bakmayı ve cesur ve adilane bir çözüm çağrısı yaparak muhtemel bir yol haritası ortaya koymayı amaçlıyor. On yıldır süregelen insan hakları ihlalleri KHK tedbirlerinin yol açtığı sonuçlar akıl almaz seviyelere ulaştı. 2016-2018 arasında Türk hükümeti 32 KHK çıkardı ve bunlarla darbe girişimiyle bağlantısı olup olmadığına bakılmaksızın “terörist” kabul edilen herkes hedef alındı. Resmi verilere göre öğretmenlerden akademisyenlere, hâkim ve savcılardan polis ve askerlere kadar geniş bir yelpazede 130 binden fazla kişi KHK’lara ekli listelerle kamu görevinden toplu olarak ihraç edildi. Sonraki idari kararlar da eklendiğinde bu rakamın 250-300 bin kişiyi aştığı tahmin ediliyor. 3 binden fazla kurum – medya kuruluşları, okullar, yurtlar, dernekler ve vakıflar – derhal kapatıldı ve tasfiye edildi. 2017’de KHK ihraçlarına itirazları incelemek üzere kurulan OHAL Komisyonu, görevinden ihraç edilenlerin yalnızca küçük bir kısmını – yaklaşık 20 bin kişiyi – iade etti. Birçok iade gecikmeli oldu, bir çok karar ise hiç uygulanmadı. Komisyonun kararları genellikle şeffaflıktan yoksundu ve bireysel suç unsuru kanıtı içermiyordu. 36/OHAL/KHK kodlu idari kayıt hâlâ devlet veri tabanlarında aktif durumda. Bu kayıt, iş başvurularında, bankacılık işlemlerinde ve diğer resmi işlemlerde kişileri işaretlemeye devam ediyor. Ceza mahkemelerinde beraat edenler bile sıklıkla mesleki yasaklar ve toplumsal damga ile karşı karşıya kalmakta. KHK mağdurları üzerinde yapılan anketler, yaygın işsizliği (%65-70 oranında formel istihdam sağlayamama), psikolojik travmaları, aile parçalanmalarını, intiharları ortaya koyuyor. Hukuki bir belirsizlik içinde bırakılan 2 milyondan fazla insan var. Uluslararası alanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), OHAL uygulamalarına ilişkin on binlerce binlerce başvuru aldı. Temmuz 2026 itibarıyla AİHM, toplam 7.946 kişiyi ilgilendiren 111 başvuruda ihlal tespit etti. Bunların arasında özellikle öne çıkan iki karar var: Yalçınkaya/Türkiye ve Yasak/Türkiye. AİHM Yalçınkaya kararında, ByLock delilinin bireyselleştirilmiş kanıt olmaksızın kategorik bir suç olarak cezalandırma aracı olarak kullanılmasında sistematik ihlaller tespit etti. Bunu takip eden Yasak kararında ise AİHM kolektif ve varsayıma dayalı cezalandırma pratiklerinin hukuka aykırılığını net bir şekilde gösterdi. Bu iki karar, kolektif sorumluluk mantığını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi açısından mahkûm ederek kitlesel ve bireysel sorumluluktan uzak cezalandırmaların sürdürülemez olduğunu net biçimde ortaya koyuyor. Benzer şekilde BM İnsan Hakları Komitesi, BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu (WGAD) ve BM İşkenceye Karşı Komite bugüne kadar yaklaşık 35 karar ve görüş yayınladı. Bu kararlarda, hukuki güvencelerin kitlesel olarak hiçe sayıldığı kolektif örüntü açık bir şekilde tespit edildi. Özellikle WGAD, Gülenistlere yönelik ayrımcı hedef almayı göz önüne alarak sistematik tutuklamaların insanlığa karşı suç boyutuna ulaşabileceği uyarısını tespitini bir dizi farklı kararında tekrarladı. AİHM ve BM organlarının bu önemli kararlarına rağmen Türk hükümeti bu kararları uygulamaktan ve genel-yapısal çözümler için siyasi irade ortaya koymaktan ısrarla şekilde kaçınıyor. Yol haritası: Kolektif eylem Bu siyasi-hukuki çıkmaza rağmen Türk toplumunda derin bir değişim yaşandığı gözlemleniyor. 2017’den itibaren büyük şehirlerde KHK’lılar, ortak eylemler ve farkındalık çalışmaları için platformlar oluşturmaya başladı. 2020’de “KHK Platformları Birliği” adıyla çatı bir örgüt kuruldu. Ağustos 2019’da kurulan KHK TV adlı YouTube haber kanalı ise o tarihten beri KHK sorunu ve genel insan hakları durumuna ilişkin içerikler üretiyor. Aynı dönemde muhalefet partileri, sivil toplum örgütleri ve sendikalar da KHK mağdurlarının ısrarlı çağrılarına giderek daha fazla destek olmakta ve adaletsizlikleri gündeme taşıyan üst düzey etkinlikler düzenlemekte. Bunun sonucunda KHK adaletsizliklerine ilişkin toplumsal farkındalık son yıllarda belirgin biçimde arttı. Yakın tarihli bir kamuoyu yoklamasında katılımcıların yalnızca %18’i KHK tedbirlerini “adil” bulduğunu belirtiyor. Türk halkının çoğunluğu rakamların ardındaki insanlık trajedisini görmekte ve siyasi uzlaşma ve/veya kapsamlı hukuki reform yoluyla kolektif, yapısal çözümler talep etmekte. Bu ahlaki muhasebe bugün artık geri döndürülemez bir noktaya ulaştı. Üç muhtemel yol KHK sorununu çözümü adına birkaç potansiyel yol öne çıkıyor. Her birinin kendine özgü güçlü yanları, gerekçeleri ve uygulanabilirlik dereceleri var. En ideal çözüm olarak sayabileceğimiz yol Kuzey İrlanda barış sürecindeki güç paylaşımı ve hakikat arama modellerinden, Güney Afrika’nın Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu’ndan ve Kolombiya’daki FARC barış görüşmelerinde kurulan özel hesap verebilirlik yargı mekanizmasından esinlenen bir geçiş adaleti mekanizması kurulması. Bu mekanizma, 2016 sonrası AİHM ve BM kararlarıyla ışığında çalışacak ve samimi bir siyasi diyalogla desteklenecek bir Meclis Komisyonu şeklinde hayata geçirilebilir. Bu yaklaşım tercih edilirse teknik çözümlerin ötesine geçerek kamusal zarar kabulü, mağdur katılımı, tazminat ve kurumsal reform önerileri gibi alt konular Komisyon’da görüşülecektir. Siyasi açıdan zorlayıcı ve zaman alıcı olsa da en ahlaki ve toplumsal açıdan sürdürülebilir yol bu türden bir geçiş adaleti mekanizması kurulması. Bu bağlamda 2024’te başlatılan “Terörsüz Türkiye” girişimi önemli ve zamanlı bir fırsat sunuyor. PKK’nın silahsızlandırılması ve üyelerinin topluma yeniden kazandırılmasını amaçlayan bu süreç, ülkede 40 yıldır süren Kürt sorununun normalleşme çabalarını ilerletmeyi hedefliyor. İktidarın bu konuyu siyaset üstü toplumsal bir mesele gördüğü sıklıkla vurgulandı. Tıpkı 15 Temmuz darbe girişimi sonrası OHAL tedbirlerinin farklı tehditleri tek bir “terör” başlığı altında toplaması gibi, KHK sorununun da PKK’ya yönelik başlatılan bütüncül geçiş adaleti ve toplumsal iyileşme sürecine dâhil edilmesi ülke adına önemli bir kazanım olacak. Resmi bir geçiş adaleti sürecine girmeden, kapsamlı tazmin, rehabilitasyon ve yeniden yargılama modellerine dayanan bir dizi kanuni düzenleme yapılması ise etkili bir orta yol oluşturabilir. İktidarın öncülüğünde Meclis tarafından, örneğin, şiddet suçu delili bulunmayan ağır KHK tedbirlerini geriye dönük olarak iptal eden ve beraat eden veya hiç yargılanmayanlar için otomatik iade öngören özel bir yasa çıkarabilir. Bu tür adli rehabilitasyon modelleri, Almanya, Çekya ve Polonya gibi ülkelerde siyasi gerekçeli zulüm mağdurlarına haksız kararların iptali, iade ve çeşitli tazminatlar yoluyla başarıyla uygulandı. Etkili ancak ideal olmayan bir seçenek ise infaz indirimleri içeren düzenlemeler ve/ya af düzenlemeleri hayata geçirmek. Özellikle af düzenlemeleri, hem Türkiye’de hem dünyada geçiş ve çatışma sonrası dönemlerde en sık kullanılan araçlardan biri. Bu yöntem KHK ihraçlarının hukuki ve idari sonuçlarını büyük kitleler için hızla ortadan kaldırarak acıyı dindirme ve toplumsal gerilimi azaltma konusunda son derece etkili bir yöntem olabilir. Ancak olası bir affın 15 Temmuz darbe girişiminin tam manasıyla aydınlatılması, mağdur kabulü ve kurumsal hesap verebilirlik açısından ortaya çıkaracağı sorunlar düşünülünce bu yolun ideal olmayan etkili bir yol olacağı söylenebilir. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ortaya çıkan ihlalleri çözmek adına artık samimi bir siyasi irade gerekiyor. İktidarın bu açıdan atacağı kapsamlı ve cesur bir adım, bu acılı dönemi kapatıp Türk demokrasisine güveni onarma konusunda yararlı olacaktır. On yıldır süregelen KHK sorunu, Türk kurumlarının hem kırılganlığını hem de taşıdığı potansiyeli tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. İhlaller artık AİHM ve BM kararlarıyla sabit, yaşanan insan acısı tarifsiz ve toplumda derin bir ahlaki mutabakat oluşmuş durumda. Şu an ihtiyaç duyduğumuz şey, bu kanayan yarayı kapatacak cesur bir siyasi irade ve bu iradeyi tetikleyecek aktif bir sivil toplum baskısı. Bu yazıda önerildiği üzere çözüm yolları mevcut ve iktidarın göstereceği bir siyasi iradeyle kolaylıkla uygulanabilir. Artık asıl soru şu: İktidar bir on yıl daha heba etmeden, bu tarihi cesareti ve kararlılığı gösterebilecek mi? Tarih, yalnızca 2016’da çıkarılan olağanüstü hal kararnamelerini değil, 2026’da ve sonrasında vereceğimiz kararları da yargılayacaktır. Dr. Emre Turkut, uluslararası insan hakları hukuku akademisyeni, hukuk danışmanı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi eski misafir araştırmacısıdır. Bu yazıda yer alan görüşler yazara aittir ve www.habereguven.com haber sitesinin görüşlerini yansıtmaz. https://balkaninsight.com/tr/2026/07/15/10-yilinda-15-temmuz-darbe-girisimi-gecmisle-yuzlesmek-gelecege-yon-vermek/bi-tr/