7-8 Temmuz 2026’da Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi öncesinde savaş, üsler, savunma harcamaları, Batı Asya’daki saldırılar, göç, aşırı sağ ve ekolojik yıkım başlıkları yeniden gündeme taşındı. NATO’ya Hayır Platformu, askeri bütçelerin büyütülmesine, Türkiye’deki NATO üslerinin bölgesel savaşlarda kullanılmasına ve emperyalist bloklaşmanın derinleşmesine karşı uluslararası dayanışma çağrısı yaptı. Ankara, 7-8 Temmuz 2026’da NATO liderlerini ağırlamaya hazırlanırken, zirveye karşı yükselen itirazların merkezinde savaş politikaları, askeri harcamalar ve Türkiye’nin bölgesel askeri planlardaki rolü yer alıyor. NATO’ya Hayır Platformu, yaklaşan zirveyi yalnızca diplomatik bir toplantı olarak değil, Batı Asya’daki savaşların, silahlanma ekonomisinin ve askeri bloklaşmanın yeni bir eşiği olarak değerlendiriyor. Platformun çağrısında NATO, kuruluşundan bugüne “savunma ittifakı” iddiasıyla hareket eden bir yapı olarak değil, kapitalist düzenin küresel askeri aygıtı olarak tanımlanıyor. ABD emperyalizmi ve İsrail’in Filistin, Lübnan, İran, Yemen ve bölgedeki diğer halklara yönelik saldırılarının NATO’nun askeri ve siyasal desteğiyle sürdürüldüğü vurgulanıyor. Bu çerçevede Ankara Zirvesi’nin gündemi; İsrail’in güvenliğinin NATO stratejilerine daha fazla entegre edilmesi, Kürecik Radar Üssü’nün kapasitesinin artırılması, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının NATO donanması tarafından korunması, askeri harcamaların milli gelirin yüzde 5’ine çıkarılması ve Türkiye’de yeni bir askeri üs açılması ihtimali gibi başlıklarla ele alınıyor. Ankara Zirvesi Neden Kritik? 2026 Ankara NATO Zirvesi, 2025 Lahey Zirvesi’nde kabul edilen yeni askeri harcama hedefinin ardından yapılacak ilk büyük toplantılardan biri olacak. NATO üyesi ülkelerden savunma ve güvenlik bağlantılı harcamalarını gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 5’i düzeyine çıkarmaları isteniyor. Bu hedef, önceki yüzde 2 çıtasının çok ötesinde bir askeri bütçe artışı anlamına geliyor. NATO’ya Hayır Platformu’na göre bu artış, yalnızca teknik bir bütçe düzenlemesi değil; kamu kaynaklarının sağlık, eğitim, barınma, ulaşım, emeklilik ve sosyal haklardan kesilerek silah sanayisine aktarılması anlamına geliyor. “Savaşa değil halka bütçe” vurgusu da bu nedenle çağrının temel eksenlerinden birini oluşturuyor. Platform, yüzde 5 hedefinin silah tekelleri için devasa bir kaynak transferi yaratacağını, emekçilerin yarattığı değerlerin savaş sanayisine aktarılacağını ve militarizasyonun toplumsal yaşamın her alanına yayılacağını savunuyor. Bu nedenle Ankara Zirvesi’ne karşı çıkış, yalnızca dış politikaya ilişkin bir itiraz olarak değil, aynı zamanda emekçilerin bütçe hakkını savunan toplumsal bir mücadele başlığı olarak görülüyor. Batı Asya’da Savaş, NATO Üsleri ve Türkiye’nin Rolü Batı Asya’da süren savaş ve saldırıların merkezinde ABD-İsrail hattının yer aldığı belirtilirken, NATO’nun bu hattı askeri, siyasal ve lojistik düzeyde desteklediği ifade ediliyor. Filistin’de yürütülen soykırıma verilen destek, Lübnan, İran ve Yemen’e yönelik saldırılar, bölgedeki enerji ve güvenlik hesaplarıyla birlikte değerlendiriliyor. Türkiye’deki NATO üsleri bu tablonun en kritik başlıklarından biri olarak öne çıkıyor. Kürecik Radar Üssü’nün bölgeden elde ettiği takip ve istihbarat verilerini NATO sistemine aktardığı, bu verilerin İsrail’in güvenlik mimarisinde kullanıldığı ileri sürülüyor. İncirlik Üssü ise hem nükleer silahların barındırılması hem de bölgesel operasyonlarda lojistik ve askeri merkez işlevi görmesi bakımından tartışmanın odağında yer alıyor. Yunanistan’daki ABD üsleri ve Kıbrıs’taki İngiliz üsleri de aynı savaş mimarisinin parçaları olarak değerlendiriliyor. Platform, Türkiye’den Yunanistan’a, Kıbrıs’tan Doğu Akdeniz’e uzanan askeri hatların Batı Asya halklarına yönelik saldırganlığı beslediğini belirterek bölgedeki NATO, ABD ve İngiltere üslerine karşı ortak mücadele çağrısı yapıyor. “Savunma İttifakı” Değil, Müdahale Aygıtı NATO’nun kuruluş tarihi de bu tartışmada önemli bir yer tutuyor. 1949’da ABD, İngiltere, Fransa ve 9 Avrupa ülkesinin katılımıyla kurulan örgütün resmi söylemde “savunma ittifakı” olarak tarif edildiği, ancak esas işlevinin Sovyetler Birliği’ni, sosyalist ülkeleri ve dünyada yükselen halk hareketlerini kuşatmak olduğu savunuluyor. Soğuk Savaş boyunca NATO ülkelerinde kurulan “stay-behind” ağları, kontrgerilla yapılanmaları ve gizli savaş aygıtları bu tarihsel arka planın parçası olarak hatırlatılıyor. Bu yapıların birçok ülkede işçi sınıfı mücadelesini, sosyalist hareketleri, ulusal kurtuluş mücadelelerini ve halk muhalefetini bastırmak için kullanıldığı belirtiliyor. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından NATO’nun ortadan kalkmadığı, aksine hem coğrafi hem de işlevsel olarak genişlediği vurgulanıyor. Yugoslavya’nın bombalanması, Afganistan’ın işgali, Libya’ya müdahale, Irak işgali sürecindeki ortak politikalar ve Doğu Avrupa’ya doğru genişleme, NATO’nun “savunma” söyleminin arkasındaki müdahaleci karakterin örnekleri olarak sıralanıyor. Türkiye’nin NATO Üyeliği ve Ağır Fatura Türkiye’nin NATO üyeliği, ülkenin emperyalist sisteme askeri ve siyasal olarak bağlanmasının dönüm noktalarından biri olarak değerlendiriliyor. Türkiye, 1952’de NATO’ya üye olmadan önce Kore Savaşı’na asker gönderdi. Demokrat Parti iktidarı döneminde gönderilen 15 bin askerden 700’ün üzerinde asker yaşamını yitirdi; binlerce asker yaralandı ya da ağır travmalarla döndü. Bu süreç, NATO üyeliğinin ilk ağır faturası olarak görülüyor. Ardından Türkiye’de kontrgerilla yapılanmaları, Özel Harp Dairesi, komando kampları, yurtdışı eğitimler ve anti-komünist sivil örgütlenmelerin geliştiği belirtiliyor. Kanlı Pazar, 1 Mayıs 1977 ve Maraş Katliamı gibi olaylar, devlet içindeki karanlık yapılarla NATO çizgisinin iç içe geçtiği bir tarihsel bağlamda anılıyor. NATO üyeliğinin Türkiye’yi güvenli hale getirmediği, aksine ülkeyi nükleer hedef haline getirdiği ve pazarlık konusu yaptığı da vurgulanıyor. 1962 Küba Füze Krizi sırasında Türkiye’ye yerleştirilen Jüpiter füzelerinin ABD-Sovyetler Birliği pazarlığında sökülmesi, bu durumun simgesel örneklerinden biri olarak hatırlatılıyor. Gençlik Hareketinin Anti-Emperyalist Hafızası Türkiye’de NATO karşıtı mücadelenin önemli damarlarından biri gençlik hareketinin anti-emperyalist mirası. 1968 kuşağının 6. Filo’ya karşı eylemleri, ABD askerlerine yönelik protestolar, Dolmabahçe’de yaşanan büyük gençlik eylemleri ve Deniz Gezmiş kuşağının “tam bağımsız Türkiye” vurgusu bu hafızanın merkezinde yer alıyor. Filo eylemleri, NATO karşıtı mücadelenin yalnızca devletler arası ilişkilere dönük bir itiraz olmadığını; sokakta, üniversitede, işçi hareketinde ve toplumsal muhalefette karşılık bulan bir mücadele başlığı olduğunu gösteren tarihsel örneklerden biri olarak değerlendiriliyor. Bugün Ankara Zirvesi’ne karşı yükseltilen çağrı da bu mirasla ilişkilendiriliyor. “NATO gitsin, bu memleket bizim” sloganıyla ifade edilen çizgi, askeri üslerin kapatılması, savaş politikalarının reddedilmesi ve Türkiye’nin emperyalist blokların parçası olmaktan çıkarılması talepleriyle güncelleniyor. Savaşın Toplumsal Sonuçları: Göç, Irkçılık ve Aşırı Sağ Savaş politikalarının sonucu yalnızca cephelerde yaşanan ölüm ve yıkımla sınırlı değil. Filistin’den Lübnan’a, Suriye’den Yemen’e, İran’dan Ukrayna hattına kadar genişleyen çatışma ve saldırı süreçleri, milyonlarca insanı yerinden ediyor. Büyük ölçekli göç dalgaları, savaşın toplumsal sonuçlarından biri olarak ortaya çıkıyor. Yerinden edilen halklar, göç ettikleri ülkelerde çoğu zaman düşük ücretli işgücü olarak kullanılıyor. Kapitalist düzen, savaşla yerinden ettiği insanları bu kez ucuz ve güvencesiz emek ordusu haline getiriyor. Göçmenler, barınma, sağlık, eğitim ve çalışma yaşamında sistematik hak ihlalleriyle karşı karşıya bırakılıyor. Bu tablodan en ağır etkilenen kesimler arasında göçmen kadınlar, çocuklar ve LGBTİ+ bireyler bulunuyor. Savaşın, göçün ve güvencesizliğin yarattığı koşullar, bu kesimleri hem emek sömürüsüne hem de şiddete daha açık hale getiriyor. Militarizasyon aynı zamanda aşırı sağın yükselişine zemin hazırlıyor. Avrupa başta olmak üzere birçok ülkede göçmen, kadın ve LGBTİ+ karşıtı siyasetler, savaş ve kriz koşullarında güç kazanıyor. Platform, aşırı sağın düzen karşıtı öfkeyi gerçek sorumlulara değil, ezilen ve kırılgan kesimlere yönelttiğini; böylece savaş düzeninin toplumsal dayanaklarını güçlendirdiğini savunuyor. Ekolojik Yıkım Tehlikesi Savaşların bir diğer sonucu ekolojik yıkım. Bölgedeki saldırılar yalnızca kentleri, altyapıyı ve insan yaşamını hedef almıyor; aynı zamanda doğayı, su kaynaklarını, tarım alanlarını, enerji tesislerini ve ekosistemleri de tahrip ediyor. İran’a yönelik saldırılarda termik santrallerin hedef alınması ve nükleer silah kullanım tehdidinin gündeme gelmesi, savaş politikalarının yalnızca bölgesel değil küresel ölçekte bir ekolojik felaket riski taşıdığını gösteriyor. Savaş ekonomisi, fosil yakıt bağımlılığı, enerji yolları üzerindeki askeri rekabet ve nükleer tehdit, ekoloji mücadelesiyle savaş karşıtı mücadelenin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini ortaya koyuyor. Bu nedenle NATO karşıtı mücadele, yalnızca askeri harcamalara veya üs politikalarına karşı bir mücadele olarak değil; yaşamı, doğayı ve halkların geleceğini savunan daha geniş bir mücadele olarak tarif ediliyor. Uluslararası Dayanışma Çağrısı NATO’ya karşı mücadelenin yalnızca ulusal sınırlar içinde yürütülemeyeceği vurgulanıyor. Çünkü askeri üsler, silah şirketleri, enerji hatları, limanlar, radar sistemleri ve lojistik ağlar uluslararası bir savaş düzeninin parçaları olarak işliyor. Buna karşı yanıtın da enternasyonalist bir hatta örülmesi gerektiği belirtiliyor. Yunanistan’da NATO sevkiyatını durduran liman işçileri, İspanya’da İsrail’le ticareti kesme çağrıları, İtalya’da savaş gemilerine karşı eylemler, Filistin’le dayanışma hareketleri ve Yemen halkının ABD-İsrail hattına karşı tutumu aynı mücadelenin farklı parçaları olarak görülüyor. Ankara Zirvesi bu nedenle uluslararası savaş karşıtı hareket açısından da kritik bir eşik olarak değerlendiriliyor. Platform, zirveye karşı verilecek yanıtın yalnızca Türkiye’de değil, bölgesel ve uluslararası ölçekte yankı üretmesi gerektiğini savunuyor. “NATO Feshedilmeli, Savaşlar Sona Ermeli” NATO’ya Hayır Platformu’nun temel talebi, NATO’nun feshedilmesi, emperyalist saldırganlığın körüklediği savaşların sona erdirilmesi ve askeri harcamaların halkın ihtiyaçlarına ayrılması. Platform, Türkiye’nin NATO politikalarından, üslerden ve savaş planlarından çıkarılması gerektiğini savunuyor. Ankara Zirvesi yaklaşırken çağrı, “tam bağımsız Türkiye”, “savaşa değil halka bütçe”, “NATO’ya hayır” ve “Batı Asya’daki NATO ve ABD üslerine hayır” başlıklarında somutlaşıyor. Bu çağrı, askeri harcamaların büyütülmesine, Türkiye’nin bölgesel savaşlarda daha aktif rol üstlenmesine ve NATO’nun Batı Asya’daki saldırganlığı meşrulaştırmasına karşı yükseltiliyor. 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak zirve, bu nedenle yalnızca NATO liderlerinin buluşması değil; savaş, bütçe, bağımsızlık, emek, göç, ekoloji ve uluslararası dayanışma başlıklarının kesiştiği kritik bir politik gündem olarak öne çıkıyor.