Suruç’tan Kobanê’ye insanlık çağrısı: Abluka kalksın, Mürşitpınar açılsın

Urfa – Urfa Emek ve Demokrasi Platformu, Kobanê’de derinleşen insani krize dikkat çekmek ve insani yaşam koridorunun derhal açılması talebiyle Suruç Meydanı’nda kitlesel bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Çok sayıda emek, meslek ve hukuk örgütünün katıldığı açıklamada, sınırın hemen ötesinde çocukların, kadınların ve yaşlıların temel yaşam ihtiyaçlarından mahrum bırakıldığı vurgulanarak, bu tablo karşısında sessiz kalınmayacağı belirtildi.
Suruç’taki açıklamaya; İHD Eş Genel Başkanı Cihan Aydın, ÖHD Eş Genel Başkanı Av. Ekin Yeter, KESK Eş Genel Başkanları Ayfer Koçak ve Ahmet Karagöz, TTB Merkez Konseyi Üyesi Dr. Ali Karakoç, Haber-Sen Eş Genel Başkanı Mesut Balcan, SES Eş Genel Başkanı Mehmet Sıdık Acar, Tarım Orkam-Sen Genel Başkanı Serap Baysal ile çok sayıda kurum temsilcisi katıldı. Urfa’nın yanı sıra Batman, Amed, Dersim, Malatya, Antep, Adana, Adıyaman, Siirt, Şırnak ve Mardin’den gelen barolar, tabip odaları, TMMOB Bölge İKK’leri ve demokratik kitle örgütleri de açıklamaya destek verdi.
Av. Abdullah Öncel: “İnsani yardımın engellenmesi artık açık bir siyasi tercihtir”
Emek, Demokrasi ve Barış güçleri adına konuşan Urfa Baro Başkanı Av. Abdullah Öncel, Ortadoğu’da derinleşen savaş ve vekâlet çatışmalarının en ağır bedelini her zaman sivillerin ödediğini söyledi. Rojava ve Kobanê’nin yıllardır kuşatma, saldırı ve abluka altında tutulduğunu hatırlatan Öncel, sahadaki askeri ve siyasi dengeler değişse de sivil halkın temel ihtiyaçlardan yoksun bırakılmaya devam ettiğini ifade etti.
Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine yönelik politikasının “güvenlik” söylemiyle gerekçelendirildiğini ancak Kobanê’ye açılan tek insani geçişin kapalı tutulmasının bu gerekçeyi aşan bir nitelik taşıdığını vurgulayan Öncel, bunun insani yardımı baskı aracına dönüştüren sistematik bir yaklaşım olduğunu dile getirdi. Elektrik, su, gıda ve sağlık hizmetlerine erişimin neredeyse tamamen kesildiğini belirten Öncel, özellikle çocuklar, yaşlılar, kadınlar ve kronik hastalar açısından yaşam koşullarının her geçen gün daha da ağırlaştığını söyledi.
SDG ile HTŞ arasında yapılan anlaşmayla çatışmasızlık koşullarının oluştuğuna dikkat çeken Öncel, bu tabloda insani yardımın engellenmesinin artık hiçbir gerekçeyle açıklanamayacağını ifade etti. Yardımların engellenmesinin, başta Kürt halkı olmak üzere Kobanê’de yaşayan tüm halkların topluca cezalandırılması anlamına geldiğini belirten Öncel, bunun uluslararası insancıl hukukun açık ihlali olduğunu söyledi.
Ayfer Koçak: “Bugün kuşatma altına alınan yalnızca bir kent değil, bir yaşam tahayyülüdür”
KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, konuşmasına emek ve demokrasi mücadelesinde birlikte yol yürüdükleri kurumları selamlayarak başladı. Bugünün Rojava açısından tarihsel bir anlam taşıdığını ifade eden Koçak, 14 yıl önce IŞİD’in insanlığa karşı işlediği suçlara karşı Rojava’da yükselen direnişi hatırlattı.

Rojava mücadelesinin yalnızca bölgesel değil, tüm insanlık adına yürütülen bir mücadele olduğunu söyleyen Koçak, bu nedenle dünyanın birçok yerinde bugünün “Rojava ile Dayanışma Günü” olarak anıldığını belirtti. Rojava halkına yönelik saldırıların, karanlık cihatçı zihniyetin yenilgisinin intikamı olduğunu ifade eden Koçak, Suruç’un tarihsel olarak Rojava’ya açılan bir dayanışma kapısı olduğunu vurguladı.

Koçak, kadınlara yönelik şiddet, çocuk ölümleri, sivillerin hedef alınması ve altyapının bilinçli şekilde tahrip edilmesini, yok etme niyetinin somut göstergeleri olarak tanımladı. Elektrik ve su kesintileriyle, sağlık ve eğitime erişimin engellenmesiyle yeni bir “Gazze” tablosu yaratılmak istendiğini söyleyen Koçak, kadın özgürlük mücadelesiyle elde edilen kazanımların uluslararası çıkar hesaplarına feda edilemeyeceğini dile getirdi.
Cihan Aydın: “Mürşitpınar Kapısı’nın kapalı tutulması ağır bir hak ihlalidir”
İHD Eş Genel Başkanı Cihan Aydın, Kobanê’de sivillerin gıda, su, ilaç ve sağlık hizmetlerine erişiminin sistematik biçimde engellendiğini söyledi. Bu durumun özellikle çocukların yaşam hakkını doğrudan tehdit ettiğini belirten Aydın, Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın kapalı tutulmasının insani yardımı engelleyen ağır bir hak ihlali olduğunu ifade etti.
Diyarbakır Kent Koruma ve Dayanışma Platformu tarafından gönderilen yardım tırının geçişine izin verilmemesini örnek gösteren Aydın, insani yardımın bir lütuf değil, uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış hukuki bir yükümlülük olduğunu vurguladı. Yetkili kurumlara ve uluslararası mekanizmalara çağrıda bulunan Aydın, bu sessizliğin hak ihlallerini derinleştirdiğini söyledi.
Dr. Ali Karakoç: “Savaş aynı zamanda bir halk sağlığı krizidir”
TTB Merkez Konsey Üyesi Dr. Ali Karakoç, Ortadoğu’da süren savaş politikalarının halk sağlığı açısından yıkıcı sonuçlar doğurduğunu ifade etti. Kuzeydoğu Suriye’de kentlerin ablukaya alındığını, temiz suya, elektriğe ve sağlık hizmetlerine erişimin bilinçli şekilde engellendiğini söyledi.
Türk Tabipleri Birliği’nin Birleşmiş Milletler’e, Sağlık Bakanlığı’na ve İçişleri Bakanlığı’na bu konuda resmi başvurular yaptığını aktaran Karakoç, yoğun bakımlarda kronik hastaların yaşam mücadelesi verdiğini, çocuk ölümlerinin yaşandığını kamuoyuna duyurduklarını belirtti. Kapılar açıldığı takdirde sağlık emekçilerinin bölgeye giderek yerinde inceleme ve raporlama yapmaya hazır olduğunu ifade eden Karakoç, “Yaşamak ve yaşatmak istiyoruz” sözleriyle konuşmasını tamamladı.
Av. Ekin Yeter: “Kobanê kuşatması bir halkı katliam riskiyle baş başa bırakıyor”
ÖHD Eş Genel Başkanı Av. Ekin Yeter, Ocak ayından bu yana Rojava’da yoğun saldırıların sürdüğünü, bu saldırılarla birlikte çok ağır insan hakları ihlalleri ve savaş suçlarının işlendiğini söyledi. Halep’te başlayan saldırıların kısa sürede Kobanê dahil birçok bölgeye yayıldığını belirten Yeter, yapılan anlaşmalara rağmen kuşatmanın kaldırılmadığını ve halkın hâlâ katliam riskiyle yaşadığını ifade etti.

Yeter, yalnızca Rojava’da değil, Türkiye’de de dayanışma eylemlerine yönelik baskıların arttığını, binlerce kişinin gözaltına alındığını, yüzlercesinin tutuklandığını söyledi. Demokratik protesto hakkını kullanan gençlerin, kadınların, gazetecilerin ve hukukçuların serbest bırakılması gerektiğini belirten Yeter, Rojava halkıyla dayanışmayı sürdüreceklerini ifade etti.
Av. Abdülkadir Güleç: “Hukuk, sınır kapılarında askıya alınamaz”
Diyarbakır Baro Başkanı Av. Abdülkadir Güleç, baro yönetimiyle birlikte katıldığı açıklamada, Kobanê’de yaşananların yalnızca bir insani kriz değil, aynı zamanda açık bir hukuk ihlali olduğunu söyledi. Uluslararası hukukun sivillerin korunmasını emrettiğini hatırlatan Güleç, Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın kapalı tutulmasının bu yükümlülüklerle bağdaşmadığını ifade etti.

Güleç, hukukun coğrafyaya göre değişmeyeceğini vurgulayarak, insani yardımın engellenmesinin devletlerin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağını söyledi. Baroların ve hukuk örgütlerinin bu sürecin takipçisi olacağını belirten Güleç, Mürşitpınar Kapısı’nın açılmasının hem sivillerin yaşamı hem de bölgesel barış açısından hayati önemde olduğunu dile getirdi.
Av. Sinan Özaraz: “Sessizlik suça ortak olmaktır”
Van Barosu Başkanı Av. Sinan Özaraz, Rojava direnişinin 14 yıl önce karanlık bir zihniyete karşı insanlığı savunduğunu, bugün de aynı mücadelenin farklı biçimlerde sürdüğünü söyledi. Gazze’de yaşananlarla Kobanê’de yaşananlar arasında doğrudan bir bağ kuran Özaraz, insanlığa karşı suçların evrensel olduğunu ve hiçbir halk için meşru görülemeyeceğini ifade etti.

Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın açılmasının yalnızca insani yardımın değil, bölgede barış umudunun da önünü açacağını belirten Özaraz, barolar olarak hukuksuzluğa karşı mücadeleyi sürdüreceklerini söyledi.




