Hukukçu Figen Çalıkuşu, son dönemde Türk hukuk sisteminde yeniden tartışma konusu haline gelen “iltisak” kavramını kapsamlı bir değerlendirmeyle ele aldı. 15 Temmuz sonrasında hukuk sistemine giren ve binlerce kamu görevlisinin ihraç edilmesinde kullanılan bu kavramın hukuki tanımının bulunmadığını belirten Çalıkuşu, Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ile Ahmet Altan davasını örnek göstererek Türkiye’de yargı pratiğine ilişkin önemli eleştirilerde bulundu.
Çalıkuşu’na göre “iltisak” kavramı, delile dayalı yargılama ilkesi yerine kanaate dayalı değerlendirmelerin öne çıktığı bir hukuk tartışmasını da beraberinde getirdi.
“İltisak” Kavramı 15 Temmuz Sonrası Hukuka Girdi
Çalıkuşu’nun değerlendirmesine göre “iltisak” kavramı, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından yayımlanan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile hukuk sistemine dahil edildi.
Bu kavramın Türk Ceza Kanunu’nda veya başka bir kanunda açık bir tanımı bulunmadığını vurgulayan Çalıkuşu, buna rağmen KHK’larla birlikte binlerce kamu görevlisinin görevlerinden ihraç edildiğini hatırlattı.
İlk olarak 667 sayılı KHK’da yer alan düzenlemeye dikkat çeken Çalıkuşu, söz konusu metinde “üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibat” gibi ifadelerin kullanıldığını, ancak bu kavramların nasıl değerlendirileceğine dair açık hukuki kriterlerin ortaya konmadığını söyledi.
Bu durumun yargı pratiğinde “değerlendirme” ve “kanaat” kavramlarını ön plana çıkardığını belirten Çalıkuşu, şöyle konuştu:
“Mahkeme kararı veya kesinleşmiş bir ceza olmadan, yalnızca değerlendirmelerle insanların kamu görevinden çıkarılması hukuk devleti açısından ciddi bir tartışma yaratıyor.”
AYM Kararları ve “Kanaat” Tartışması
Çalıkuşu’nun analizinde kritik dönemeçlerden biri 4 Ağustos 2016 tarihli Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu kararı oldu.
Bu kararla, mahkemenin iki üyesi hakkında ihraç kararı verildiğini hatırlatan Çalıkuşu, kararın gerekçesinde yer alan “genel kurulun salt çoğunluğunun oluşacak kanaati yeterlidir” ifadesine dikkat çekti.
Çalıkuşu, bu yaklaşımın daha sonra birçok idari yargı kararında referans olarak kullanıldığını belirtti. Ona göre:
- İdare mahkemeleri
- Danıştay
- OHAL Komisyonu
benzer değerlendirmelerle birçok dosyada aynı kavramı kullandı.
Çalıkuşu, bu uygulamanın masumiyet karinesi, delile dayalı yargılama ve suçun kesin ispatı gibi temel hukuk ilkeleri açısından tartışmalı olduğunu ifade etti.
AYM’nin Son Kararları: Çelişkili Bir Tablo mu?
Çalıkuşu, son dönemde Anayasa Mahkemesi’nin üç yeni kararında iltisak kavramının yeniden değerlendirildiğini belirtti.
Bu kararlarda mahkemenin bazı başvurular için hak ihlali kararı verdiğini, bazıları için ise iltisak bulunduğu sonucuna vardığını söyleyen Çalıkuşu, şu noktaya dikkat çekti:
- Aynı tür deliller farklı dosyalarda farklı sonuçlara yol açabiliyor.
- İdari yargı, ceza yargılamasındaki delilleri yeniden yorumlayarak karar verebiliyor.
Çalıkuşu’na göre bu durum, idari yargının görev sınırlarıyla ilgili yeni bir tartışmayı gündeme getiriyor.
Danıştay’ın “Anayasal Sadakat” Kararı
Yayında ele alınan bir diğer konu ise **Danıştay 5. Dairesi’nin Barış Akademisyenleri kararına ilişkin değerlendirmesi oldu.
Çalıkuşu’nun aktardığına göre Danıştay, kararında Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmamasının “anayasal sadakat yükümlülüğüne aykırı” olacağını vurguladı.
Bu değerlendirme, yargı organlarının AYM kararlarına uymakla yükümlü olduğu yönündeki tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
Çalıkuşu, bu durumun hukuk sisteminde ortaya çıkan çelişkileri de gözler önüne serdiğini savundu.
Ahmet Altan Davası ve AİHM Kararları
Çalıkuşu’nun değerlendirmesinde öne çıkan bir diğer başlık ise Ahmet Altan davası oldu.
2016 yılında başlayan davanın yaklaşık 10 yıldır sürdüğünü hatırlatan Çalıkuşu, süreç boyunca farklı mahkeme kararlarının ortaya çıktığını söyledi.
Altan hakkında verilen kararların:
- Müebbet hapis cezası
- 10 yılın üzerinde hapis cezası
- Daha sonra 6 yıl 8 ay hapis cezası
gibi farklı aşamalardan geçtiğini belirten Çalıkuşu, özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmaması tartışmasını gündeme getirdi.
AİHM’in Altan hakkında ifade özgürlüğü ve kişi özgürlüğü ihlali tespit ettiğini hatırlatan Çalıkuşu, buna rağmen kararın yargılama sürecinde yeterince dikkate alınmadığını savundu.
“Kanaat mi Hukuk mu?” Tartışması
Çalıkuşu’nun değerlendirmesine göre Türk hukuk sisteminde temel tartışma şu soruda düğümleniyor:
- Kararlarda hukuki normlar mı belirleyici olacak?
- Yoksa tanımı olmayan kavramlar ve kanaatler mi?
Çalıkuşu, bu sorunun yalnızca bireysel davaları değil, aynı zamanda hukuk devleti ilkesinin geleceğini de ilgilendirdiğini ifade etti.
✔ Sonuç olarak, Çalıkuşu’nun değerlendirmeleri, 15 Temmuz sonrasında hukuk sistemine giren “iltisak” kavramının hem yargı kararları hem de uluslararası hukuk açısından nasıl tartışmalı bir alan oluşturduğunu ortaya koyuyor.





