Halepçe Katliamı, yani “Elma Kokusu ile Gelen Ölüm” bundan tam 36 yıl önce hemen sınırlarımızın dibinde gerçekleşti…

Bu soykırım, Saddam Hüseyin rejiminin El Enfal adını verdiği ve sivil halka karşı yürüttüğü bir dizi operasyonun en ağırıydı.

El-Enfal harekatı kapsamında kadın, çocuk, yaşlı ayrımı olmaksızın yaklaşık 182 bin kişinin katledildiği tahmin ediliyor.

Tarih boyunca tüm diktatörler yapmış oldukları katliamlara hep bir kılıf bulmuş, taraftarları tarafından kabul edileceğine kanaat getirdikleri bir takım gerekçeler uydurmuşlardır.

Ve,

Bunlardan en elverişlisi de her daim din simsarlığı olagelmiştir.

Bu alçak operasyonun ismini de Kur’an-ı Kerim’ deki El Enfal suresine gönderme olarak seçmişler.

Medine döneminde hicretin ikinci yılında Bedir savaşından sonra inen bu surede başlıca savaş, özellikle de Bedir savaşı sonrası 

Elde edilen ganimetlerle, bunların kimlere ve nasıl pay edileceği konu edilmektedir.

El Enfal Arapça “ganimet” anlamına geliyor.

Saddam rejimi de Halepçe Katliamı ve operasyon kapsamındaki diğer soykırımlar için kendilerince Kur’an referanslı bir alegori yapmışlar.

Oysa hangi din kan, şiddet ve vahşeti önerir ki?

Hele hele masum sivil halka, yaşlılara, çocuklara ve dahi kundaktaki bebeklere…

El Enfal Operasyonu

Halepçe Katliamı : Elma Kokusu İle Gelen Ölüm El Enfal Operasyonu
Ahmad Nateghi, IRNA, Public domain, via Wikimedia Commons

Halepçe Katliamı özellikle 1988 yılında doruğa ulaştı.

El Enfal Operasyonu adını verdikleri sistematik müdahale:

  • Kara harekatları
  • Havadan bombalamalar
  • Yerleşkelerin sistematik bir şekilde yıkılması
  • Toplu zorunlu göçler
  • İdam mangaları ve
  • Kimyasal silah kullanımı dahil her türlü insanlık dışı uygulamanın sahnelendiği bir vahşete dönüştü.

Yani kelimenin tam anlamıyla bir barbarlık…

Kimdir Bu Barbar Dedikleri?

Eski Yeşilçam filmlerinde sıklıkla duyduğumuz,

Dilimizde “medeni olmayan, kaba, zalim” anlamında kullanılan “barbar” kelimesinin geçmişi Eski Yunanca ’ya kadar dayanıyor.

Türkçe’ ye, Fransızca’ da “yabancı, vahşi” anlamlarına gelen “barbare” sözcüğünden geçmiş.

Kökeni ise Eski Yunanca “barbaros”; yani “anlaşılmaz bir dil konuşan, bar bar konuşan” sözcüğüdür.

İlk başta Lidyalıların konuşmasına atıfla kullanılır;

Yunanlılar medeni görmedikleri Lidyalıların konuşmalarını çok kaba buldukları için onları böyle nitelemişler.

Lidyalılara özel kullanılan bu kelime, zaman içerisinde “Yunan olmayan herkes“‘i tanımlamak için bir sıfat haline gelir.

Daha sonraları,

Büyük İskender Persleri aşağılama maksadıyla sıkça vurgular barbar kelimesini…

Roma İmparatorluğu’ nun dünyaya hakim olduğu dönemlere geldiğimizde ise “Romalı olmayan, vahşi” anlamında kullanılırken,

Roma İmparatorluğu ‘nun, Hristiyanlık dinini kabulüyle birlikte kelimeye yüklenen anlam biraz daha genişleyerek “Hristiyanlığa mensup olmayanları” ifade eder hale gelir.

Rönesans İtalya’sında “İtalyan olmayanlar” için de bu tanımlamanın yapıldığı belirtilmektedir.

Özetle,

Kendinden olmayan bir zümreyi ötekileştirmek isteyen herkes için, bu tanım bir sığınak olmuş.

Yani kısacası,

Kimin barbar olduğu aslında pek de belli değildir…

Halepçe Katliamı İle İnsanlık Bir Kere Daha Öldü

Eğer ki dünyanın başka bir köşesinde yaşayanların acısını içimizde hissedemiyorsak, insanlığımızın bizde eksik olan kısmını sorgulamalıyız…

Ne fark eder tanımıyor olmamız onları?

Hiç önemi var mı onlarla hayatımızda bir kerecik bile karşılaşmamış ya da karşılaşmayacak olmamızın?

Yoksa bizler sadece sevdiğimiz, bildiğimiz, tanıdığımız insanların mı acısını kendi acımız biliriz?

Oysa ki,

İnsanlığa yapılmış bir zulüm, aslında her birimize teker teker işlemiyor mu?

Semavi dinlerdeki öğretilere göre Hz. Adem bir elma uğruna cennetten kovuldu,
Ve,
Halepçe’ de ise bir sabah niceleri tatlı elma kokusu peşinden cennet bahçelerine koştu...

Halepçe Katliamı Gerçekleri

Halepçe Katliamı : Elma Kokusu İle Gelen Ölüm El Enfal Operasyonu
Ahmad Nateghi, IRNA, Public domain, via Wikimedia Commons

Otuz altı yıl önce,

16 Mart 1988 günü dönemin Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin, modern çağın en vahşi zulümlerinden birini gerçekleştirdi:

Halepçe Katliamı bebek, çocuk, yaşlı demeksizin binlerce sivilin zehirli gazla öldürülmesine sahne oldu!!!

O gün 5.000 kişi (gayri resmi rakamlara göre 7.000 kişi) acılar içerisinde bu hayata gözlerini yumdu.

On binler ise yaralandı, sakatlandı veya uzun vadeli sağlık sorunları yaşadı.

El Enfal operayonları kapsamında 4500 köy ve 30 ilçe yerle bir oldu; 

Saddam rejimi 1800 okul, 300 hastane, 3000 cami ve 27 kiliseyi yıktı.

Tatlı Elma Kokusu Peşinde...

Elma kokusunu sever misiniz?

Ya da şöyle sorayım: Elma kokusu sizi hiç yaktı mı?

Oysa ki o binlerce masum sivil, duydukları “tatlı elma kokusu” ‘nun onları ölümlerine yaklaştıklarının işareti olduğundan habersizlerdi!!!

Kim bilir,

Belki de elma tazeliğini bahar getirdi diye daha da derin solumuşlardı ölümü…

Halepçe Katliamı : Elma Kokusu İle Gelen Ölüm El Enfal Operasyonu
Fars Media Corporation, Public domain, via Wikimedia Commons

Halepçe halkı, 16 Mart sabahını havada yoğun bir tatlı elma kokusu ile karşılamıştı.

Ne olduğunu anlayabilmek için sokaklara döküldüler;

En meraklılar da çocuklardı şüphesiz.

Çıktıklarında gördüler ki herkes aynı merak ve heyecanla dışarı atmış kendisini…

Etrafta bu güzel(!) “tatlı elma kokusu” ‘nun kaynağını aramaya başladılar.

Gittikçe şiddetlendi bu anlam veremedikleri koku.

Dışarıdaki tatlı elma kokusu arttıkça, derilerinde de yanma hissettiler.

Yanma şiddetlenmeye başladı,

Gittikçe daha da şiddetlendi.

Bir süre sonra derileri morarmaya ve büzüşmeye başladı.

Kendilerini can havliyle suya attıklarında ise o masum bedenleri acılar içerisinde kavrulmuştu!!!

Sanki asit dolu bir havuza girmişçesine…

Çünkü,

Suya temas ile şiddetlenirdi kimyasal silahın yakıcı etkisi…

Nereden bilebilirlerdi ki bu kahpe tuzağı???

Halepçe Katliamı: Tatlı Elma Kokusu ile Gelen Ölüm

Halepçe Katliamı : Elma Kokusu İle Gelen Ölüm El Enfal Operasyonu
Zaxo, CC BY 3.0 , via Wikimedia Commons

Artık ölmüşlerdi, ölümün nereden geldiğini anlayamadan…

Yanarak ölmüşlerdi; üstelik ateşsiz ve dumansızdı bu yanma.

Çığlıklarla…

Bağırışlarla…

Haykırışlarla…

Bir avuç kül oluvermişlerdi aniden, ne olduğunu anlayamaya bile fırsat bulamadan…

Çoğunluğu bebek ve çocuk olmak üzere binlerce masum sivil ölümün nereden geldiğini anlayamadan,

Dünyanın gözü önünde,

Saddam’ın modern dünyadan satın aldığı kimyasal silahlarla,

Sessiz sedasız teslim etmişlerdi bedenlerini sonsuzluğa…

Sorsanız “kötü amaçla kullanılacağını, bunları yapabileceğini bilmiyorduk” derler.

Sanki Saddam’ ın o elma kokulu hardal gazını zirai ilaçlama amaçlı kullanacağını zannediyorlarmışcasına!!!

Ateş yanmadan,
Bedenlerinden duman tütmeden,
Diri diri yanarak ölmüştü binlercesi!!!
Oysa gerçekte ölen ise İNSANLIKTI…

Ne İlk, Ne Son Soykırım

lk değildi Halepçe katliamı,

Ne yazık ki son da olmayacaktı…

Amerika kıtasında Kızılderililer,

Afrika’da zenciler,

Avustralya’da Aborjinler,

2. Dünya Savaşında Yahudiler,

Çin’ de Uygur Türkleri,

Ruanda,

Srebrenitsa,

Hocalı,

Ve bugün Filistin…

Hangi birini sayalım ki?

Bu katliamlarda ölen milyonlar değildi aslında;

Ölen bizlerdik,

Hepimizin içindeki insan parçasıydı yok olan…

Oysa ki,

İnsanlığa karşı işlenen suçların herhangi birini kınayabilmek için insani melekeleri kaybetmemek kafi,

Fazlasına ne hacet…

Bir katliamı görmezden gelmek, yok saymak ya da unutmak,

Katliamı yapanlar kadar suçlu olmak demektir.

Unutmayalım,

Ve,

Unutturmayalım…

Bir gün en kutsal hakkın, yaşama hakkı olduğunun anlaşılması dileklerimizle!!!

Kaynak: https://cuneytyardimci.com/halepce-katliami-elma-kokusu-ile-gelen-olum/