Eğitim-İş Adana 1 No’lu Şube Başkanı Hatice Hazar, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yayımlanan 2026/70 sayılı Genelge’ye ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, öğretmenlerin asli görevlerini zorlaştıran, çalışma koşullarını ağırlaştıran ve idarenin takdir alanını genişleten düzenlemelere tepki gösterdi. Hazar, “Öğretmenin zamanı öğrencisinden koparılıp ekran başında tüketilmesin. Eğitim sisteminin ihtiyacı daha fazla talimat değil; daha fazla öğretmen, daha iyi çalışma koşulları ve öğretmenine güvenen bir eğitim politikasıdır” dedi.

Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yayımlanan 2026/70 sayılı Genelge, 2026-2027 eğitim öğretim yılı başlamadan önce öğretmenlerin ve okulların karşı karşıya olduğu sorunları yeniden gündeme getirdi.

Kamu öğretmeni özel kursta çalıştırılamaz: “Devlet okulları özel kursların öğrenci kaynağı değildir”
Kamu öğretmeni özel kursta çalıştırılamaz: “Devlet okulları özel kursların öğrenci kaynağı değildir”
İçeriği Görüntüle

Eğitim-İş Adana 1 No’lu Şube, Genelge’de öğretmenlerin çalışma hayatını doğrudan ilgilendiren bazı düzenlemelerin ciddi biçimde ele alınması gerektiğini belirtti. Şube Başkanı Hatice Hazar tarafından yapılan değerlendirmede, itirazlarının eğitim alanında düzenleme yapılmasına değil; öğretmenin asli görevini zorlaştıran, haklarını belirsizleştiren ve idarenin takdir alanını genişleten uygulamalara yönelik olduğu ifade edildi.

Norm fazlası öğretmenler belirsizliğe bırakılmamalı

Genelge’nin 43. maddesinde norm fazlası öğretmenlerin herhangi bir takvime bağlı olmaksızın ihtiyaç bulunan eğitim kurumlarına atanabilmesine ilişkin düzenlemeye dikkat çekilen açıklamada, öğretmenlerin ihtiyaç bulunan okullarda değerlendirilmesine karşı olunmadığı belirtildi.

Ancak atamaların hangi ölçütler ve güvenceler çerçevesinde yapılacağının büyük önem taşıdığı vurgulandı.

Öğretmenin görev yeri belirlenirken tercih hakkı, hizmet puanı, mazeret durumu, ilan, tebligat ve itiraz gibi temel güvencelerin korunması gerektiği ifade edilen açıklamada, “Herhangi bir takvime bağlı olmaksızın” ifadesinin öğretmenlerin ne zaman, nereye ve hangi ölçütlere göre atanacağının belirsizleşmesine yol açmaması gerektiği kaydedildi.

Açıklamada, öğretmenin görev yerinin idarenin sınırsız takdirine bırakılan ve öngörülemez bir uygulamaya dönüşmemesi gerektiği belirtildi.

“Öğretmenin uzmanlık alanı belirsiz görevlendirmelerle değiştirilemez”

Genelge’nin aynı maddesinde öğretmenlerin eğitim sürecinin ardından ihtiyaç bulunan başka alanlarda görevlendirilebilmesine ilişkin hükme de dikkat çekildi.

Bu düzenlemenin öğretmenler açısından önemli soru işaretleri yarattığı belirtilerek, “Bir öğretmenin uzmanlık alanı hangi koşullarda değiştirilecek ve bu değişiklik hangi objektif ölçütlere göre yapılacaktır?” sorusu yöneltildi.

Öğretmenliğin belirli bir akademik eğitim, uzmanlık ve mesleki yeterlilik gerektiren bir meslek olduğu vurgulanarak, öğretmenin alanına ilişkin böylesine önemli bir değişikliğin açık, öngörülebilir ve üst hukuk normlarına uygun kurallara bağlanması gerektiği ifade edildi.

Açıklamada, bir genelgenin öğretmenin mesleki statüsünü ve görev alanını belirsizleştiren yeni bir uygulamanın tek başına dayanağı haline getirilemeyeceği belirtildi.

“Önlük tartışması eğitimin gerçek sorunlarını gölgelememeli”

Genelge’nin 23. maddesinde öğretmenlerin önlük kullanımına ilişkin düzenleme bulunduğu hatırlatılarak, öğretmenin kıyafeti üzerinden yürütülen tartışmaların eğitim sisteminin gerçek sorunlarının önüne geçirilmemesi gerektiği ifade edildi.

Açıklamada, bugün öğretmenlerin temel gündeminin geçim sıkıntısı, ekonomik kayıplar ve ağırlaşan çalışma koşulları olduğu belirtilirken, okulların öncelikli sorunları arasında öğretmen açığı, kalabalık sınıflar, temizlik ve güvenlik sorunları ile yardımcı personel eksikliğinin bulunduğuna dikkat çekildi.

Millî Eğitim Bakanlığı’nın önceliğini öğretmenin kıyafetine değil; çalışma koşullarının iyileştirilmesine, okulların fiziki ve personel ihtiyaçlarının karşılanmasına ve öğrencilerin nitelikli eğitim hakkının güçlendirilmesine vermesi gerektiği vurgulandı.

“Öğretmenin zamanı ekran başında değil, öğrencisinin yanında olmalı”

Genelge’nin 20. maddesiyle gelişim raporlarının her ünite, tema veya öğrenme alanı sonrasında sisteme işlenmesinin öngörüldüğü belirtilerek, uygulamanın öğretmenlerin üzerindeki bürokratik yükü artırabileceği ifade edildi.

Öğrencinin gelişimini takip etmenin öğretmenin doğal sorumluluklarından biri olduğu belirtilen açıklamada, yüzlerce öğrencinin bulunduğu sınıflarda sürekli ve ayrıntılı veri girişlerinin öğretmenin eğitim için ayırabileceği zamanı azaltabileceği kaydedildi.

Açıklamada, “Daha fazla veri girişi, form ve bürokratik yük, tek başına daha nitelikli eğitim anlamına gelmez” denildi.

Öğretmenin ihtiyacının yeni bürokratik görevler değil; daha az öğrenciyle, daha iyi koşullarda ve öğrencisine daha fazla zaman ayırarak çalışabileceği bir eğitim ortamı olduğu vurgulandı.

Öğrencilerin fiziksel ölçümleri için uzmanlık ve uygun koşullar gerekiyor

Genelge’nin 28. maddesinde öğrencilerin fiziksel uygunluk ölçümlerinin yapılması ve sonuçların sisteme girilmesine ilişkin düzenlemeye de değinildi.

Öğrencilerin fiziksel özelliklerine ilişkin ölçümlerin mahremiyet, kişisel verilerin korunması ve çocukların psikolojik olarak gözetilmesi ilkeleri doğrultusunda gerçekleştirilmesi gerektiği belirtildi.

Okullarda gerekli fiziki ortam, teknik altyapı, personel ve uzman desteği oluşturulmadan yeni sorumlulukların öğretmenlere yüklenmesinin doğru olmadığı ifade edildi.

“Öğretmene güvenen bir eğitim sistemi istiyoruz”

Genelge’nin farklı hükümlerinin birlikte değerlendirildiğinde, öğretmenlerin çalışma hayatının giderek daha fazla idari düzenleme, veri girişi ve denetim mekanizmasıyla kuşatıldığı değerlendirmesinde bulunuldu.

Öğretmenin telefonundan kıyafetine, veri girişinden dijital uygulamalara kadar her ayrıntıyı düzenlemek yerine öğretmenin mesleki bilgi ve deneyimine güvenilmesi gerektiği vurgulandı.

Eğitimde başarının öğretmeni daha fazla kontrol ederek değil; çalışma koşullarını iyileştirerek, ekonomik ve mesleki sorunlarını çözerek ve öğretmeni eğitim politikalarının oluşumuna dahil ederek sağlanabileceği ifade edildi.

“Hukuki sürecin takipçisi olacağız”

Eğitim-İş Genel Merkezi tarafından yapılan hukuki değerlendirme doğrultusunda, özellikle Genelge’nin 23. ve 43. maddelerinde yer alan düzenlemelerin hukuka uygunluğu konusunda gerekli yasal süreçlerin işletileceği bildirildi.

Eğitim-İş Adana 1 No’lu Şube olarak da bu sürecin yakından takip edileceği belirtildi.

Eğitim-İş’in talepleri

Eğitim-İş Adana 1 No’lu Şube, açıklamasında taleplerini şöyle sıraladı:

- Öğretmenin görev alanı belirsizleştirilmesin.
- Norm fazlası öğretmenler keyfî uygulamalara maruz bırakılmasın.
- Öğretmenin asli görevi bürokratik yük altında ezilmesin.
- Öğretmenin zamanı öğrencisinden koparılıp ekran başında tüketilmesin.
- Eğitim politikaları öğretmenlerin görüşleri alınarak oluşturulsun.
- Okulların öğretmen, yardımcı personel, temizlik ve güvenlik ihtiyaçları giderilsin.

Açıklamanın sonunda eğitim sisteminin ihtiyacının daha fazla talimat olmadığı vurgulanarak, “Daha fazla öğretmen, daha iyi çalışma koşulları, güçlü ve güvenli okullar ve öğretmenine güvenen bir eğitim politikası” çağrısı yapıldı.

Eğitim-İş Adana 1 No’lu Şube, öğretmenlerin haklarını ve mesleki itibarını, öğrencilerin ise nitelikli eğitim hakkını savunmaya devam edeceğini bildirdi.

Muhabir: Güven BOĞA