KHK ile üniversiteden ihraç edilen Barış İmzacısı Prof. Dr. Cem Terzi, “Korku... Cemil Tugay’dan Barış Akademisyenleri’ne!” başlıklı köşe yazısında, akademisyenlerin yaşadığı baskıları ve dayanışma deneyimlerini anlattı. Cemil Tugay'ın AKP'ye geçişini de korku, siyasal bağlılık ve makam ilişkisi üzerinden değerlendiren Terzi, “Korku güçlü bir etken olabilir ama tek başına ne davranışı açıklar ne de onu temize çıkarır” dedi.

Prof. Dr. Cem Terzi, Gazete Pencere'de 8 Ekim 2026 tarihinde yayımlanan köşe yazısında, “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisini imzalayan Barış Akademisyenlerinin karşı karşıya kaldığı baskıları ve kendi ihraç deneyimini anlattı. Terzi, korkunun bireyleri farklı siyasal tercihlere yöneltebileceğini ancak bu tercihlerin yalnızca korkuyla açıklanamayacağını savundu.

Kendi deneyiminden hareketle siyasal bağlılık, dayanışma, iktidar baskısı ve bireysel tercihler arasındaki ilişkiyi tartışan Terzi, Cemil Tugay'ın AKP'ye geçişini de aynı çerçevede ele aldı.

“Sivil ölüm sözünü yaşadığımız şeyin adı olarak öğrendim”

Barış Bildirisi'nin imzalanmasının ardından akademisyenlere yönelik ağır bir baskı süreci başladığını belirten Terzi, imzacıların çeşitli suçlamalarla karşı karşıya bırakıldığını, KHK'larla üniversitelerden çıkarıldığını, pasaportlarına el konulduğunu ve haklarında davalar açıldığını hatırlattı.

Sedat Peker'in imzacı akademisyenleri hedef alan tehditlerine de değinen Terzi, kendisinin de bu süreçte üniversiteden ihraç edildiğini ve akademik yaşamının hedef alındığını ifade etti.

Yaşadıkları süreci “sivil ölüm” olarak nitelendiren Terzi, buna rağmen imzalarını geri çekmediklerini ve düşüncelerinden vazgeçmediklerini vurguladı.

“Korktuk tabii ki, korkarak devam ettik”

Terzi, Barış Akademisyenlerinin baskılara karşı duruşunun korkusuzluk ya da bireysel kahramanlık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti.

Korkunun bütün ağırlığıyla hissedildiğini ancak ortak değerlerin ve dayanışmanın mücadeleyi sürdürmelerini sağladığını anlatan Terzi, gözaltılar, davalar, işsizlik ve yalnızlaşma karşısında birbirlerinin yanında durduklarını ifade etti.

Terzi'ye göre dayanışma korkuyu tamamen ortadan kaldırmadı. Ancak akademisyenlerin yaşamlarını korkunun belirlemesini engelledi.

Korku karşısında siyasal bağlılığın rolü

Yazısında korku ile ideoloji arasındaki ilişkiye de yer veren Terzi, insanların tehdit karşısında aynı davranışları göstermesinin beklenemeyeceğini belirtti.

Kimilerinin sustuğunu, kimilerinin geri çekildiğini, kimilerinin imzasını geri aldığını, kimilerinin parti değiştirdiğini, kimilerinin ise mücadelesini sürdürdüğünü ifade eden Terzi, bu farklılıkların yalnızca kişisel karakter özelliklerinden kaynaklanmadığını savundu.

Terzi'ye göre ortak amaç ve sorumluluk temelinde kurulan siyasal bağlar baskı karşısında dayanışmayı güçlendirebilirken, makam, kariyer ve kişisel olanaklar üzerine kurulu ilişkiler iktidarın baskısı veya sunduğu güvenceler karşısında çözülebiliyor.

Nazi Almanyası örneği: Korku bir gerekçe olabilir mi?

Terzi, korkunun siyasal tercihler üzerindeki etkisini açıklarken Alman indolog Ludwig Alsdorf'un Nazi Almanyası dönemindeki tutumunu örnek gösterdi.

Alsdorf'un Nazi Partisi ve rejimle bağlantılı örgütlere katıldığını, Hindistan üzerine yaptığı çalışmalarla rejimin siyasal amaçlarına hizmet ettiğini aktaran Terzi, savaş sonrasında Alsdorf'un bu tercihlerini akademik kariyerini kaybetme korkusuyla açıkladığını belirtti.

Tarihçi Baijayanti Roy'un çalışmalarına da değinen Terzi, Alsdorf'un korku gerekçesinin yanında Nazi rejimine sunduğu hizmetlerin ve bu süreçte elde ettiği mesleki kazanımların da değerlendirilmesi gerektiğini savundu.

Cemil Tugay'ın AKP'ye geçişine eleştiri

Terzi, yazısının önemli bir bölümünü Cemil Tugay'ın AKP'ye geçişine ayırdı.

Tugay'ın kararını belediyelere yönelik soruşturmaların ve hapis ihtimalinin gündemde olduğu siyasal ortamla ilişkilendiren Terzi, korkunun bu tercihte etkili olduğunu düşündüğünü belirtti.

Ancak Terzi'ye göre korku, siyasal saf değiştirmenin zorunlu bir sonucu değil. Yazar, Tugay'ın tercihini siyasal bağlılığın niteliği, makamın korunması ve kişisel olanaklar üzerinden değerlendirdi.

Terzi, Tugay'ın CHP adayı olarak seçildikten sonra AKP'ye katılmasını İzmir seçmeninin verdiği siyasal yetki bakımından da eleştirdi. Bu gelişmenin yalnızca parti rozeti değişikliğinden ibaret olmadığını savunan Terzi, muhalefette kalmanın bedeli ve iktidara katılmanın sunduğu güvence algısının siyasal sonuçlarına dikkat çekti.

“Mesele koltukta kalmak değil”

Barış Akademisyenlerinin deneyimini Tugay'ın siyasal tercihiyle karşılaştıran Terzi, akademisyenlerin mesleklerini ve güvencelerini kaybetmelerine rağmen sözlerini savunmayı sürdürdüklerini vurguladı.

Terzi, sol siyasetin temel amacının makam sahibi olmak değil, toplumsal yaşamı daha eşit ve özgür kılmak için mücadele etmek olduğunu savundu.

Bir belediye başkanının makamını korumasından çok, o makamı hangi toplumsal amaçlar için kullandığının önemli olduğunu belirten Terzi, siyasal tercihler ile seçmen iradesi arasındaki sorumluluk ilişkisine dikkat çekti.

“Neyi tercih edersen ‘O’sun”

Yazısının sonunda korkunun insanları geri çekebileceğini, iktidarın sunduğu güvencelerin de farklı tercihlere yöneltebileceğini belirten Terzi, bütün bunların bireysel ve siyasal sorumluluğu ortadan kaldırmadığını savundu.

Barış Akademisyenlerinin yaşadıklarını korkuya rağmen sürdürülen dayanışma ve adalet mücadelesinin örneği olarak değerlendiren Terzi, adalet arayışının ortak mücadeleyle güçlendiğini vurguladı.

Terzi, yazısını siyasal tercihler ile bireysel sorumluluk arasındaki ilişkiye işaret eden şu sözle tamamladı: “Neyi tercih edersen ‘O’sun.”

Kaynak: Prof. Dr. Cem Terzi, “Korku... Cemil Tugay’dan Barış Akademisyenleri’ne!” — Gazete Pencere, 8 Ekim 2026.

Gazete Pencere