KHK’lı Platformları Birliği adına açıklama yapan Sözcü Münir Korkmaz, KHK meselesinin yalnızca ihraç edilenlerin değil, Türkiye’de hukuk devleti ilkesinin geleceğini ilgilendirdiğini belirterek, “Biz kendi hakkımızı isterken herkes için hukuk, herkes için adalet ve herkes için insan onuru talep ediyoruz” dedi. Herkes İçin Hukuk, Herkes İçin Adalet Talebimizdir Ülkemizin uzun yıllardır içinde bulunduğu güvenlik, hukuk ve toplumsal barış krizinin kalıcı biçimde aşılabilmesi yalnızca silahların susmasıyla, siyasi açıklamalarla ya da dönemsel düzenlemelerle mümkün değildir. Kalıcı barışın, toplumsal huzurun ve ortak geleceğin gerçek temeli; hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi, adil yargılanma hakkının güvence altına alınması, masumiyet karinesine bağlı kalınması, suç ve cezanın şahsiliği ilkesinin korunması, bağımsız yargının tesis edilmesi ve temel hakların herkes için eşit biçimde güvence altına alınmasıdır. Bizler, KHK’lılar olarak yıllardır yalnızca işimizi, mesleğimizi, sosyal haklarımızı ya da itibarımızı geri istemiyoruz. Elbette hukuka aykırı ihraçların giderilmesini, keyfî fişlemelerin sona ermesini, mahkeme kararlarına rağmen uygulanmayan göreve iade süreçlerinin işletilmesini, adil yargılanma hakkı ihlallerinin ortadan kaldırılmasını, güvenlik soruşturması adı altında sürdürülen keyfî dışlamalara son verilmesini ve aileleriyle birlikte cezalandırılan yüz binlerce insanın mağduriyetinin giderilmesini talep ediyoruz. Ancak talebimiz bununla sınırlı değildir. Bizim talebimiz, herkes için işleyen bir hukuk düzenidir. Çünkü dün KHK’lılar için askıya alınan hukukun, bugün başka kişi ve toplumsal kesimler için de askıya alınabileceğini biliyoruz. Dün “iltisak”, “irtibat” ve “güvenlik riski” gibi belirsiz ve denetlenemez kavramlarla insanların hayatları karartıldıysa, bugün aynı belirsizliklerin başka yurttaşları da hedef almasının önünde hiçbir engel yoktur. Bir ülkede mahkeme kararları uygulanmıyorsa, hiç kimsenin hakkı gerçek anlamda güvence altında değildir. Bugün insanlar adil yargılanma hakkından mahrum bırakılıyorsa, yarın aynı hukuksuzluğun başkalarına uygulanmayacağının da hiçbir güvencesi yoktur. İdare, yargı kararlarına rağmen kişileri görevine iade etmiyor, çalışma hakkını tanımıyor ve hukuki kazanımları fiilen sonuçsuz bırakıyorsa, bu sorun yalnızca KHK’lıların değil, doğrudan hukuk devletinin sorunudur. Bu nedenle meselemizi yalnızca bireysel bir mağduriyet olarak değil, Türkiye’nin hukuk devleti sınavının en somut göstergelerinden biri olarak değerlendiriyoruz. TBMM çatısı altında hazırlanan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunda da ifade edildiği üzere, Türkiye’nin geleceği açısından kamu düzeninin korunması ile hak ve özgürlüklerin genişletilmesi birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan zorunlu unsurlardır. Raporda idari ve hukuki düzenlemelerin açık, öngörülebilir ve hukuka bağlı biçimde yapılması gerektiği, toplumsal güvenin ise ancak Meclis denetimi, hukuki belirlilik ve adalet duygusunun güçlendirilmesiyle sağlanabileceği vurgulanmaktadır. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının eksiksiz uygulanması hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi bakımından vazgeçilmezdir. Aynı şekilde, şiddet içermeyen hiçbir fiilin terör suçu kapsamında değerlendirilmemesi; suç isnadının ancak somut delillere, bireyselleştirilmiş sorumluluğa ve adil yargılanma güvencelerine dayanması gerekir. Raporda ortaya konulan yaklaşımın, yalnızca belirli bir siyasi ya da toplumsal sürecin değil, bütün yurttaşlar için hukuk devletinin yeniden inşasının temel ilkelerinden biri olarak benimsenmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu çerçevede KHK’lıların gündemi yalnızca göreve dönüş ya da bireysel hakların iadesi değildir. Gündemimiz; hukuki güvenliğin yeniden tesis edilmesi, idarenin yargı kararlarına eksiksiz uyması, takipsizlik ve beraat kararlarının fiilen sonuç doğurması, yeniden yargılama süreçlerinin işletilmesi ve adil yargılanma hakkının bütün sonuçlarıyla hayata geçirilmesidir. Bunun yanında aile bireylerinin kolektif biçimde cezalandırılmasına son verilmesi, sosyal ölüme yol açan fişleme ve dışlama uygulamalarının kaldırılması, çalışma hakkı ve kamu hizmetine erişim başta olmak üzere temel hakların keyfî biçimde engellenmemesi ve herkesin hukuk önünde eşit yurttaş olarak kabul edilmesi temel taleplerimiz arasındadır. Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunun değerlendirme bölümlerinde de işaret edildiği üzere, kamuoyunda “KHK mağduriyeti” olarak bilinen ve özellikle yargı kararlarının uygulanmamasından kaynaklanan sorunların giderilmesi, yürütülen sürece duyulan güveni artıracaktır. Çünkü bir ülkede mahkeme kararı verilmiş, takipsizlik veya beraat kararı alınmış, Danıştay ya da idare mahkemeleri tarafından hukuka aykırılık tespit edilmiş olmasına rağmen idare bu kararların gereğini yerine getirmiyorsa, ortada yalnızca bireysel mağduriyet değil, doğrudan bir hukuk devleti krizi vardır. Bizler, KHK’lılar olarak bu sorunları siyasi partilere, hukukçulara, akademisyenlere, sivil toplum kuruluşlarına, medya mensuplarına ve toplumun tüm kesimlerine anlatmayı temel bir sorumluluk olarak görüyoruz. Amacımız yalnızca kendi mağduriyetimizi duyurmak değil, Türkiye’nin ortak hukuk zeminine katkı sunmaktır. Çünkü KHK meselesi çözülmeden, keyfî idari işlemler nedeniyle hayatları altüst edilen insanların hakları iade edilmeden, mahkeme kararları eksiksiz uygulanmadan ve suçun şahsiliği ilkesi tam anlamıyla hayata geçirilmeden Türkiye’de gerçek bir normalleşmeden söz etmek mümkün değildir. Bizim çağrımız bir imtiyaz talebi değildir. Biz ayrıcalık istemiyoruz; hukukun herkes için işlemesini istiyoruz. Biz geçmişte yaşanan acıların inkâr edilmesini değil, hukuki sorumluluğun bireyselleştirilmesini istiyoruz. Biz kimsenin suçunun örtülmesini değil, suç isnadının somut delillerle, bağımsız mahkemeler tarafından ve adil yargılanma güvenceleri içinde değerlendirilmesini istiyoruz. Biz devletin güvenlik kaygılarının yok sayılmasını değil, güvenlik politikalarının hukuk devleti sınırları içinde yürütülmesini istiyoruz. Biz yalnızca KHK’lıların değil; işçilerin, memurların, öğrencilerin, gazetecilerin, akademisyenlerin, siyasetçilerin, avukatların, iş insanlarının ve farklı kimlik ve düşüncelere sahip bütün yurttaşların hukuk güvencesine sahip olduğu bir Türkiye istiyoruz. Bu nedenle bugün siyasilere çağrımız şudur: KHK meselesini ertelemeyin, görmezden gelmeyin ve dar siyasi hesapların konusu hâline getirmeyin. Bu meselenin, Türkiye’nin demokratikleşme ve hukuk devleti iddiasının merkezinde yer aldığı gerçeğiyle hareket edin. Hukukçulara çağrımız şudur: Belirsiz kavramlarla yapılan suçlamaları, kolektif cezalandırma anlayışını, mahkeme kararlarının uygulanmamasını ve idarenin keyfî tasarruflarını hukuk tekniği, anayasal ilkeler ve insan hakları standartları çerçevesinde görünür kılın ve bunların takipçisi olun. Akademisyenlere çağrımız ise KHK sürecini yalnızca belirli bir dönemin idari uygulaması olarak değil; hukuk devleti, idare hukuku, ceza hukuku, çalışma hakkı, sosyal dışlanma, aile hayatı ve insan onuru bakımından çok boyutlu bir toplumsal mesele olarak ele almalarıdır. Topluma çağrımız ise açıktır: Bugün KHK’lıların yaşadığı hukuksuzluk yalnızca onların sorunu değildir. Hukuk bir gün herkese lazım olur. Bir ülkede herhangi bir kesimin hukuk güvencesi ortadan kalktığında, aslında bütün toplumun hukuk güvencesi zayıflamış olur. Bu bilinçle KHK sorununun adil ve kalıcı biçimde çözümüne katkı sunulmalıdır. Bizler, KHK’lılar olarak kendi haklarımızı savunurken aynı zamanda Türkiye’de yaşayan herkes için hukuk, herkes için adalet ve herkes için insan onuru talep ediyoruz. Çünkü hukuk yalnızca bize uygulandığında değil, bize benzemeyenlere, bizim gibi düşünmeyenlere ve bizimle aynı geçmişi paylaşmayanlara da eşit biçimde uygulandığında gerçek anlamda hukuktur. Bugün yapılması gereken, KHK meselesini insani, hukuki ve demokratik bir zeminde çözmektir. Bunun için yerel mahkeme kararları ile Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının eksiksiz uygulanması, takipsizlik ve beraat kararlarının idari sonuç doğurması, hukuka aykırı ihraçların giderilmesi, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması süreçlerinin keyfîlikten arındırılması, pasaport ve çalışma hakkına yönelik engellerin kaldırılması, aile bireylerine yönelen dolaylı cezalandırma uygulamalarına son verilmesi ve bütün sürecin Meclis denetimine açık, şeffaf ve öngörülebilir bir yasal çerçeveye kavuşturulması gerekmektedir. Türkiye’nin toplumsal barışa, demokratikleşmeye ve güçlü bir hukuk devletine ihtiyacı vardır. KHK’lıların talebi de tam olarak bu ihtiyacın bir parçasıdır. Biz kendi hakkımızı isterken herkes için hukuk istiyoruz. Biz kendi mağduriyetimizin giderilmesini isterken, bir daha hiç kimsenin benzer mağduriyetler yaşamayacağı bir hukuk düzeni talep ediyoruz. Biz yalnızca geçmişin yaralarının sarılmasını değil, geleceğin sağlam bir hukuk zemini üzerinde inşa edilmesini istiyoruz. Çünkü adalet ancak herkes için geçerli olduğunda gerçek anlamını kazanır. Hukuk yalnızca belirli kesimler için değil, bütün yurttaşlar için eşit biçimde işlediğinde hukuktur. Devlet ise ancak bütün vatandaşlarına eşit, öngörülebilir ve adil davrandığında gerçek anlamda bir hukuk devleti niteliği taşır. KHK'lı Platformları Birliği adına Sözcü Münir Korkmaz