KESK Eş Başkanı Ahmet Karagöz, “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” başlıklı bildiriyi imzalaması nedeniyle başlatılan soruşturma kapsamında ifadeye çağrıldığını açıkladı. Soruşturma, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı talimatıyla Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından yürütülüyor.
İfade sürecinde kendisine yöneltilen “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasına ilişkin soruya yanıt veren Karagöz, bildiri metnini defalarca okuduğunu ve suç unsuru teşkil eden bir ifade görmediğini belirtti. Anayasa’nın 2. maddesine atıf yapan Karagöz, Cumhuriyetin niteliklerinin laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti olduğunu hatırlatarak laikliği, inanç özgürlüğünün ve eğitimde fırsat eşitliğinin teminatı olarak değerlendirdiğini söyledi.
Eğitim alanında yaşanan sorunlara dikkat çeken sendika yöneticisi, çocukların cemaat ve tarikat yurtlarına mecbur bırakılmasının ve bu yapılarda yaşanan ihmal ile şiddet vakalarının kamuoyuna yansıdığını ifade etti. Örnek olarak, Aladağ yurt yangınında 11’i kız çocuğu olmak üzere toplam 12 kişinin hayatını kaybettiğini hatırlattı. Bu olayın laik ve bilimsel eğitimin önemini bir kez daha gösterdiğini vurgulayan Karagöz, görev sorumluluğu gereği laik ve bilimsel eğitimden yana tutum aldığını dile getirdi.
Genel beyanında laikliğin farklı yorumlara açık bir kavram olduğunu ancak kendisi için laikliğin tüm yurttaşların inanç ve düşüncelerini özgürce ifade edebilmesinin güvencesi olduğunu söyledi. Ülkede farklı kimliklerin barış içinde yaşamasının temel şartının adalet ve demokrasi olduğunu belirten Karagöz, laikliği savunmayı sürdüreceğini ifade ederek suçlamaları kabul etmedi.
Soruşturmanın bir diğer başlığı olan bildiride yer alan “Talibanlaştırma”, “gerici saldırı” ve “şeriatçı dayatma” ifadeleri hakkında da açıklama yapan KESK Eş Başkanı Karagöz, bu kavramları Türkiye’de son yıllarda yaşanan şiddet olayları ve uluslararası örnekler ışığında kullandığını söyledi. Ankara Gar Katliamı, Suruç Katliamı ve yakın zamanda yaşanan polis cinayetlerini hatırlatan sendika yöneticisi, Taliban rejiminin kadınlara ve kız çocuklarına yönelik uygulamalarını örnek göstererek ifadelerinin bu bağlamda değerlendirilmesi gerektiğini savundu. Kastının yalnızca bu değerlendirmeyi ifade etmek olduğunu belirtti.
KESK Eş Başkanı Karagöz, yaklaşık on yıldır hukuki mücadele yürüttüğünü ve ihraç davasının halen Danıştay aşamasında bulunduğunu söyledi. Aynı zamanda Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu eş genel başkanı olarak görev yaptığını hatırlattı.
Soruşturmanın seyri ve dosyanın ilerleyen aşamalarında yapılacak değerlendirmeler bekleniyor. Sendika çevreleri ise ifade özgürlüğü ve laiklik vurgusunun suç sayılmaması gerektiğini savunuyor.
Soru Cevaplar
BASIN VE KAMUOYUNA
“Laikliği Birlikte Savunuyoruz” başlıklı bildiriyi imzalamam nedeniyle Milli Eğitim Bakanlığı’nın şikâyeti üzerine, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne ifadeye çağrıldım.
İfade sürecinde tarafıma yöneltilen sorular ve verdiğim yanıtlar aşağıdadır:
SORU:
Hakkınızda “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçu kapsamında açılan soruşturmaya istinaden; görsel basın ve sosyal medya aracılığıyla geniş kitlelere ulaştırılan bildiri içerisinde suç unsuru oluşturabilecek ifadeler bulunduğunu biliyor muydunuz? Bu eylemi bilerek ve isteyerek mi gerçekleştirdiniz?
CEVAP:
Söz konusu bildiriyi defaten okudum. Bildiri içerisinde en ufak bir suç unsuru teşkil edebilecek herhangi bir kavram ya da içerikle karşılaşmadım.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri “laik, demokratik, sosyal hukuk devleti” olarak tanımlanmaktadır. Ben laiklik ilkesini, inanç özgürlüğünün teminatı ve eğitimde fırsat eşitliğinin güvencesi olarak okumakta ve değerlendirmekteyim.
Eğitim alanında yaşanan kimi uygulamalar sonucunda çocukların cemaat ve tarikat yurtlarına mecbur bırakıldığı, bu yapılarda farklı şiddet ve ihmal vakalarının yaşandığı kamuoyuna yansımıştır. Örneğin, Aladağ yurt yangını’nda 11’i kız çocuğu olmak üzere toplam 12 kişi yaşamını yitirmiştir. Bu olay, laik ve bilimsel eğitimin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha göstermiştir.
Görev ve sorumluluk bilinciyle laik ve bilimsel eğitimden yana taraf olduğumu ifade ediyorum.
SORU:
Soruşturma konusu ile ilgili genel beyanınız nedir?
CEVAP:
Laikliğin farklı kişiler tarafından farklı şekillerde yorumlanmasından bağımsız olarak, benim için laiklik; inanan ya da inanmayan tüm yurttaşların inanç ve düşüncelerini özgürce ifade edebilmesidir. Aynı zamanda eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanmasıdır.
Ülkemizde yaşayan Türklerin, Kürtlerin, Arapların ve diğer halkların bir arada, kardeşçe ve barış içinde yaşamasının güvencesidir. Benim için laiklik; adalet, demokrasi ve barış demektir.
Dolayısıyla laikliği savunmayı sürdüreceğim. Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum.
SORU:
Kendiniz hakkında kısaca bilgi veriniz. Mesleğiniz, göreviniz ve özgeçmişiniz nedir?
CEVAP:
Ben öğretmenim. Ancak 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yayımlanan Kanun Hükmünde Kararnameler ile hukuka aykırı şekilde ihraç edildim. Yaklaşık on yıldır hukuksal mücadelem sürmektedir ve davam halen Danıştay aşamasındadır.
19–21 Ocak 2024 tarihlerinde yapılan KESK 11. Olağan Genel Kurulu’nda yürütme kuruluna seçildim. Yapılan görev dağılımında eş genel başkan olarak görevlendirildim.
Hâlen Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nun eş genel başkanı olarak görev yapmaktayım.
SORU:
“Laikliği Birlikte Savunuyoruz” başlıklı bildiriyi siz mi imzaladınız?
CEVAP:
Evet, “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” başlıklı bildiriyi kendi irademle imzaladım.
SORU:
Bildiride isminizin geçmesini siz mi istediniz? Herhangi bir telkin ya da yönlendirme oldu mu?
CEVAP:
Laikliği savunan ve bu doğrultuda mücadele yürüten bir konfederasyonun eş genel başkanı olarak söz konusu bildiriyi özgür irademle imzaladım. Hiç kimsenin telkini ya da yönlendirmesi söz konusu değildir.
SORU:
Soruşturma dosyasına konu olan bildiride “Talibanlaştırma”, “gerici saldırı” ve “şeriatçı dayatma” şeklinde ifadeler kullanılmaktadır. Bu ifadeler hangi amaçla kullanılmıştır? Suç içerdiği iddia edilen bu kelimelerle ne kastedilmiştir?
CEVAP:
Ülkemizde son on yılda yaşanan katliamları; Ankara Gar Katliamı’nı, Suruç Katliamı’nı ve son olarak Kocaeli’de üç polisimizin şehit edilmesi olayını esas aldığımda, ayrıca Taliban rejiminin kendi ülkesinde kadınlara ve eğitim çağındaki kız çocuklarına yönelik tutum ve uygulamalarını göz önünde bulundurduğumda, söz konusu ifadeleri bu bağlamda kullandığımı belirtmek isterim.
Bu katliamları gerçekleştiren anlayışın Taliban zihniyetiyle örtüştüğünü düşündüğüm için bu kavramlara başvurdum. Buradaki kastım ve amacım yalnızca bu değerlendirmeyi ifade etmektir.




