Tutuklulukları devam eden Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin ile eşi Celal Tekin’in üç çocuğu, anne ve babalarının tutukluluğunun sürdürülmesine tepki gösterdi. Çocuklardan biri, “Dava bitmiş, savunmalar yapılmış, hüküm verilmiş. Bu saatten sonra hangi delili karartacaklar? Annem ve babam azılı suçlular mı?” diye sordu. “Üç kardeş olarak buraya güçlü bir isyan duygusuyla geldik” Merhabalar. Biz Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin’in oğullarıyız. Buraya üç kardeş olarak geldik. İçimizde güçlü bir isyan duygusu var. Üç gün önce tam burada birileri bizi annemizden, babamızdan ayırdı. Dün babamız bize şöyle dedi: “Bakın oğlum, bize ne olacağı belli değil. Belki iki sene yokuz. Güçlü durun. Kendi ayaklarınızın üzerinde durun.” Artık birbirimizi kandırmayalım. Muhatap olduğumuz şey, kişilerden bağımsız, kuralların herkese aynı uygulandığı bir adalet sistemi değil. Oldukça şahsi bir durumla karşı karşıyayız. “Ailenin bölünmezliği ilkesi bile gözetilmedi” Pazartesi günü birileri annemize ve babamıza benzeri görülmemiş bir muamele yapmaya karar verdiler. Ailenin bölünmezliği ilkesine saygı duyup en azından anne veya babadan birini tahliye edelim diye düşünmediler. Bizleri umursamadılar. Avukatlarla konuştum, benzer dosyaları araştırdım. Aynı suçlamalardan, bu geçtiğimiz yaklaşık iki yıl içerisinde bu kadar uzun tutukluluk yaşayan kimseyi bulamadım. Varsa lütfen gösterin. Benzer kararlara bakarken gördüklerim, yaşadıklarımızdan çok farklıydı. Rüşvet almakla suçlanan hakim ve savcıların kaçarken yakalandıktan sonra bile tutuksuz yargılandığı haberlerini okudum. Güneydoğu Anadolu’da iktidar belediye başkanlarının, bizlerle benzer suçlamalarla karşılaşmalarına rağmen tutuksuz yargılandıklarını; mahkûmiyet kararı aldıktan sonra görevden uzaklaştırılmadıklarını, bir sonraki seçimlerde yeniden aday gösterilerek belediye başkanı olduklarını okudum. Biz aynı adalet sisteminde mi yaşıyoruz? “Bu saatten sonra hangi delili karartacaklar?” Pazartesi verilen kararla dosya şimdi bir üst mahkemeye giderken geçecek o belirsiz süreyi annemin ve babamın cezaevinde geçirmelerine hükmedildi. 15 ayın sonunda “Tamam, çilemiz bitiyor” derken, daha yolun başında olduğumuzu öğreniyoruz. Ben araştırdım, avukatlara sordum. Bu suçlamalardan bu kadar uzun süre tutuklu yargılanıp, hükümden sonra da istinaf sürecini cezaevinde geçirecek Türkiye’deki ilk örneklerdeniz. Bunun bir benzeri yok. Varsa birileri lütfen göstersin. Pazartesi günü bizi ailecek yıkan karar şu kelimelerle açıklandı: “Adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı gerekçesiyle Oya Tekin ve Celal Tekin’in tutukluluk hallerinin devamına…” Soruyorum: Annem ve babam azılı suçlular mı? Neden adli kontrol yetmiyor? Kaçacaklar mı? Dava bitmiş, savunmalar yapılmış, hüküm verilmiş. Bu saatten sonra hangi delili karartacaklar? Benzer delil mantığıyla yargılanan diğer sanıklara uygulanan tahliyeler neden bize hiç uygulanmadı? “Dosyanın en ağır cezalarından birisini aldık” Tek bir eylemden yargılanmamıza, kamu zararı iddiasının olmamasına, herhangi bir maddi delil bulunmamasına rağmen dosyanın en ağır cezalarından birisini aldık. Dosyaya adeta figür olarak girdiğimiz halde, kendimizi dosyanın tam ortasına yerleştirilmiş bulduk. Bakın, iddianamede 63 eylem ve yaklaşık 200 sanık vardı. Aylarca “Aziz İhsan Aktaş suç örgütü davası” diye medyada konuşuldu. Suç örgütü kabul edildiği için Adana’dan belediye başkanlarını, çalışanlarını, annemi ve babamı Silivri’ye getirdiler. Adana’da yargılanabileceklerken, “suç örgütü” gerekçesi kullanılarak İstanbul’da kocaman bir dosyanın içine konuldular. Pazartesi günü öğrendik ki dosyada örgüt falan yokmuş. Örgüt suçlamasından herkes beraat etti. Büyük rüşvetlerin döndüğü iddia edilen dosyamızda, rüşvet verdiği iddia edilen insanlar büyük oranda beraat ettiler. Hiçbiri cezaevine bile girmedi. Ama annem ve babam 15 aydır cezaevinde ve en acısı, hükümden sonra da tahliye edilmediler. “Burada çok net farklı bir muamele görüyorum” İnfaz kanununa göre bir yıldan fazla kapalı cezaevinde kalmamaları gerekiyordu. Kalmamaları gerekiyordu. Burada çok net farklı bir muamele görüyorum. Bizlere diğer sanıklardan farklı bir şekilde davranılıyor. Nedenini haykırmak isterdim ama bu süreçte maalesef her şeyin her yerde söylenmemesi gerektiğini öğrendim. Fakat şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Bu işin adaletle, vicdanla, kul hakkıyla uzaktan yakından alakası yok. “Mesele artık sadece annem ve babamın meselesi değil” Geldiğimiz noktada mesele artık sadece annem ve babamın meselesi değil. Bu karar, Türkiye’de kamu görevi yapan herkesin meselesidir. Çünkü bu ağır cezalar yalnızca anneme ve babama verilmedi. Kadir Aydar’a verildi. Utku Caner Çaykara’ya, Zeydan Karalar’a, Rıza Akpolat’a, Ahmet Özer’e ve diğer belediye çalışanlarına verildi. Peki soruyorum: Bu cezaların maddi delili nerede? Eski MASAK Başkan Yardımcısı Ramazan Başak da kararın ardından çok basit bir soru sordu: Rüşvet varsa bir gelirin de bulunması gerekir. O halde rüşvet suçu nasıl sabit görülmüş ve ceza verilebilmiştir? Mesele tam olarak da bu. Yıllarca hapis cezaları, maddi deliller ortaya konulmadan verildi. Bir beyan, bir HTS kaydı, bir hak ediş ödemesi yan yana konularak insanların hayatından yıllar çalındı. “Bu delil mantığı yerleşirse hiçbir kamu görevlisi rahat görev yapamaz” Bakın, bu delil mantığı yerleşirse hiçbir kamu görevlisi rahat görev yapamaz. Bugün herhangi birisi çıkıp “Ben buna rüşvet verdim” diyerek, kendi hesabından para çektiğine dair bir dekont ve bir HTS eşleşmesiyle kamu görevlilerini cezaevine gönderebiliyorsa, bu sistem kimi koruyor? İşini düzgün yapan bir kamu görevlisi, doğası gereği çıkar gruplarıyla çatışır. Birilerinin elini taşın altına koyup ortak alanlarımıza çöken işletmeleri kapatması, akarsularımıza atıklarını döken milyon dolarlık işletmelere ceza kesmesi gerekir. Bu koşullarda hangi kamu görevlisi risk alır? Hangi kamu görevlisi güçlü şirketlerin, iş insanlarının karşısında durur? “Adil bir Türkiye düşleyen herkesin meselesi” İşte bu yüzden mesele sadece annemle babamın meselesi değil. Biz üç kardeşin meselesi de değil. Bu olup bitenler, bu ülkeye dair umutları olan, adil bir Türkiye düşleyen herkesin meselesi. Buna karşı elimizdeki tek çare güçlü durmak ve birbirimize sıkı sıkıya sarılmak. Mücadeleye selam olsun.