Şırnak, Bingöl ve İstanbul milletvekillerinden İnsan Hakları Komisyonu’na çağrı
Şırnak Milletvekili Nevroz Uysal Aslan, Bingöl Milletvekili Ömer Faruk Hülakü ve İstanbul Milletvekili Celal Fırat, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası bulunan Abdurrahim Demir’in sağlık durumunun kritik seviyeye ulaştığını ve yaşam hakkı ile insan onuruna uygun muamele yükümlülüğü açısından ciddi riskler taşıdığını belirten bir başvuru yaptı.
Başvuruda, Demir’in 1995 yılında gözaltına alındığı ve işkenceye maruz kaldığı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye’nin işkence yasağını ihlal ettiğine karar verdiği hatırlatıldı. 2011’de tahliye edilen Demir’in, 2013’te ağırlaştırılmış müebbet cezası kesinleşti ve 2017’den bu yana Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuluyor.
Sağlık raporlarına göre Demir’in engellilik oranı %90, ileri derecede işitme kaybı, yüksek tansiyon, kronik kalp ve böbrek yetmezliği ile nörojen mesane gibi ciddi sağlık sorunları bulunuyor. Başvuruda, ağır hasta mahpusların ceza infaz rejimi altında tutulmasının yaşam hakkı ve insan onurunu tehdit ettiği vurgulandı.
Milletvekilleri, Komisyon’dan şu adımları talep etti:
-
Abdurrahim Demir’in sağlık durumu ve cezaevi koşullarının yerinde incelenmesi,
-
Ağırlaştırılmış müebbet infaz rejiminin hasta mahpuslar üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi,
-
Özel bir oturum veya alt komisyon çalışması ile konunun ele alınması,
-
İlgili mevzuatta AİHM kararlarıyla uyumlu değişiklikler yapılması,
-
Kamuoyuna açık bir sonuç ve tavsiye raporu hazırlanması.
Milletvekilleri, başvurularının yalnızca bireysel bir sağlık meselesi değil, yapısal bir insan hakları ihlali olarak değerlendirilmesini istedi.
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
İNSAN HAKLARINI İNCELEME KOMİSYONU BAŞKANLIĞI’NA
Ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü Abdurrahim Demir’in sağlık durumunun kritik bir aşamaya ulaşmış olması, yaşam hakkı ile insan onuruna uygun muamele yükümlülüğü bakımından ağır ve telafisi güç riskler doğurmaktadır. Bu nedenle, Komisyonunuzun derhal harekete geçmesi talebiyle işbu başvuruyu yapmaktayız.
Abdurrahim Demir, 1995 yılında gözaltına alınmış, ardından tutuklanmıştır. Gözaltında bulunduğu süre içerisinde işkence ve kötü muameleye maruz bırakılmış; bu süreç daha sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşınmıştır. Mahkeme, Abdurrahim Demir/Türkiye davasında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3’üncü maddesinin hem maddi hem de usul boyutuyla ihlal edildiğine karar vermiştir. Bu yönüyle Abdurrahim Demir, yalnızca ağır hasta bir mahpus değil; aynı zamanda devletin işkence yasağını ihlal ettiği uluslararası bir yargı kararıyla sabit bir kişi konumundadır.
Tarafımıza iletilen yargılama sürecine ilişkin bilgilere göre Demir uzun yıllar tutuklu yargılanmış, uzun tutukluluk süresi nedeniyle 2011 yılında tahliye edilmiştir. Dosya daha sonra temyiz incelemesi için Yargıtay’a gönderilmiş, 2013 yılında karar onanmış ve Demir hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası kesinleşmiştir. Yine tarafımıza aktarılan infaz süreci bilgilerine göre Demir, 2017 yılından bu yana Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda hükümlü olarak tutulmaktadır.
Ağırlaştırılmış müebbet infaz rejimi, Demir’in zaten ağır olan sağlık tablosunu yıllar içinde daha da ağırlaştırmıştır. Demir hakkında Edirne Sultan 1. Murat Devlet Hastanesi tarafından 31.10.2023 tarihinde düzenlenen Erişkinler İçin Engellilik Sağlık Kurulu Raporu’nda engel oranı %90 olarak belirlenmiş ve raporun geçerlilik süresinin süresiz olduğu kaydedilmiştir. Aynı raporda iki kulakta ileri derecede işitme kaybı, yüksek tansiyon, kronik kalp damar hastalığı, mesanenin sinir-kas sistemiyle ilgili işlev bozukluğu ve kronik böbrek yetmezliği tanıları yer almaktadır. Ayrıca böbrek hastalıkları bölümünce yapılan değerlendirmede, böbrek işlevlerinde ciddi düzeyde azalma bulunduğu ve başvurucunun 3A evresinde kronik böbrek yetmezliği hastası olduğu belirtilmiştir. Bu tablo, mahpusun sıradan bir hastalık yükü altında değil; çoklu, kronik, ilerleyici ve birbirini ağırlaştıran bir sağlık tablosu altında tutulduğunu açıkça göstermektedir.
Bu aşamada mesele, yalnızca mahpusun hastalıklarının tek tek sıralanması değildir. Asıl değerlendirilmesi gereken, Demir gibi ağır sağlık sorunları yaşayan yüzlerce ağır hasta mahpusun, cezasının infazına hiçbir surette ara verilemeyen ağırlaştırılmış müebbet infaz rejiminin tecrit ve yoksunluk üreten insanlık dışı koşullarında tutulmasının anayasal güvenceler ve insan hakları hukuku bakımından kabul edilebilir olup olmadığıdır.
Ceza infaz kurumları, hastalığın ilerlemesini hızlandıran, uzman sağlık hizmetine erişimi zorlaştıran, sevk ve kontrol süreçlerini geciktiren, kişinin bakım ihtiyacını derinleştiren yapılara dönüşemez. Devletin negatif yükümlülüğü kişiyi yaşamdan mahrum bırakmamak; pozitif yükümlülüğü ise gözetimi altındaki kişinin yaşamını ve sağlığını korumaktır. Mahpus/lar söz konusu olduğunda bu yükümlülük çok daha ağırdır. Çünkü kişi kendi sağlık imkanlarını özgürce organize edebilecek durumda değildir; tümüyle devletin gözetim ve denetimi altındadır.
Nitekim geçmişte işkenceye maruz bırakılmış, bu nedenle Türkiye’nin mahkum edildiği bir kişinin bugün ağır hastalık koşullarında cezaevinde tutulmaya devam edilmesi, yalnızca mevcut sağlık durumundan ibaret görülemez. Bu durum, devletin geçmiş ihlal pratiği ile bugünkü infaz pratiğinin birleştiği, süreklileşen bir hak ihlali riskine işaret etmektedir.
Öte yandan ağır hasta mahpuslar bakımından cezanın infazı, cezalandırmanın ötesine geçip fiili olarak yaşam hakkını ortadan kaldıran bir sonuca dönüşemez. Bir mahpusun, ceza infaz kurumunda tutulduğu her gün sağlık bakımından geri döndürülemez biçimde ağırlaşması; tedaviye zamanında, etkili ve insan onuruna uygun şekilde erişememesi; bakım ihtiyacının cezaevi rejimi içinde karşılanamaması, cezanın meşru sınırını aşması anlamına gelir. Oysa hiçbir hukuk devleti, mahpusu ölüme terk etme yetkisine sahip değildir.
Tam da bu noktada mesele, yalnızca Abdurrahim Demir’in bireysel sağlık durumu olmaktan çıkmakta; sayıları 4 binin üzerinde olduğu bilinen ağırlaştırılmış müebbet hükümlülerini de doğrudan ilgilendiren infaz rejiminin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla açıkça ortaya konulan hukuka aykırılığıyla birleşmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 18 Mart 2014 tarihli Öcalan/Türkiye kararında; serbest kalma umudu olmaksızın, hapis cezasının ölünceye kadar devam etmesini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3’üncü maddesi kapsamında değerlendirmiş; daha sonra 15 Eylül 2015 tarihli Kaytan/Türkiye ve 15 Aralık 2015 tarihli Gurban/Türkiye kararlarında da, iç hukukta cezanın belli bir aşamadan sonra gözden geçirilmesini ve mahpusun tahliye edilip edilmeyeceğinin değerlendirilmesini sağlayacak bir mekanizma bulunmamasının ihlal oluşturduğunu yinelemiştir. Buna rağmen Türkiye’de bu kararların gereğini yerine getirecek esaslı bir yasal değişiklik yapılmamış; ağırlaştırılmış müebbet cezası, özellikle hasta mahpuslar bakımından, tahliye umudunu tümden ortadan kaldıran ve cezayı fiilen ölünceye kadar infaza dönüştüren bir rejim olarak uygulanmaya devam etmiştir.
Bu nedenle Demir’in durumu, yalnızca sağlık hakkı bağlamında değil; aynı zamanda “umut hakkı”nın, insan onurunun ve yaşam hakkının ağırlaştırılmış müebbet infaz rejimi içinde nasıl etkisizleştirildiğinin somut bir örneği olarak ele alınmalıdır. Zira ağır hasta bir mahpusun, çoklu ve ilerleyici hastalıklarına rağmen cezaevinde tutulmaya devam edilmesi; bakım ihtiyacının cezaevi rejimi içinde karşılanamaması; sağlık hizmetine erişimin cezaevi koşullarına bağlı ve sınırlı hale gelmesi; zaten AİHM tarafından hukuka aykırı bulunmuş bir infaz rejiminin hasta mahpuslar bakımından geri döndürülemez sonuçlar doğurduğunu göstermektedir.
Nitekim bu hukuksuzluğun sonuçları yalnızca teorik değildir. Ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü ağır hasta mahpus Abdulkadir Kuday örneğinde görüldüğü üzere, Adli Tıp Kurumu tarafından defalarca kez “yaşamını tek başına idame ettiremez” raporu verilmesine rağmen ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü olması gerekçesiyle cezasının infazına ara verilmemiştir. Abdulkadir Kuday’ın vefatından önce 40 kilonun altına düştüğü, nefes almakta güçlük çektiği ve hastalığının iç organlarına yayıldığını bilinmekteydi. Bu örnek, ağırlaştırılmış müebbet rejiminin özellikle ağır hasta mahpuslar bakımından nasıl ölümcül sonuçlar doğurduğunu bütün açıklığıyla ortaya koymaktadır. Dolayısıyla burada söz konusu olan şey münferit bir uygulama sorunu değil; sonuçları daha önce yaşanmış, bilinen ve önlenmeyen yapısal bir insan hakları ihlali düzenidir.
Üstelik bu konuda tarafımızca yasama düzleminde çok sayıda somut girişimde bulunulmuştur. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının infazına hiçbir surette ara verilemeyeceğine ilişkin hükmün kaldırılması amacıyla 30.05.2024 tarihli 2/2188 esas numaralı kanun teklifi sunulmuştur. Bunun yanında, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasında koşullu salıverme yasağının kaldırılması ve yirmi beşinci yıldan itibaren koşullu salıverilme imkanının sağlanmasına yönelik olarak 08.10.2024 tarihli 2/2538 ve 23.10.2025 tarihli 2/3334 esas numaralı kanun teklifleri verilmiştir. Ayrıca, koşullu salıverme rejimini fiilen ortadan kaldıran diğer infaz engellerine karşı da yasal değişiklik önerileri sunulmuş; 19.04.2024 tarihli 2/2109 esas numaralı teklif ile Terörle Mücadele Kanunu’ndaki disiplin cezası kaynaklı mutlak engellerin kaldırılması, 26.05.2025 tarihli 2/3140 esas numaralı teklif ile ‘pişmanlık’ şartının koşullu salıverme değerlendirmesinden çıkarılması ve 23.10.2025 tarihli 2/3338 esas numaralı teklif ile geçmiş disiplin cezalarının “iyi hal” değerlendirmesinde kalıcı bir yaptırım aracına dönüştürülmesinin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Ne var ki verdiğimiz bu kanun teklifleri ile partimizce benzer şekilde sunulan çok sayıdaki kanun teklifine rağmen, AİHM kararlarıyla açık biçimde ortaya konulan uyumsuzluğu giderecek, umut hakkını tanıyacak ve özellikle ağır hasta mahpusların yaşam hakkını güvence altına alacak herhangi bir yasal düzenleme bugüne kadar hayata geçirilmemiş; söz konusu teklifler komisyonda bekletilmiştir.
Bu çerçevede Komisyonunuzun pasif bir izleyici pozisyonunda kalması kabul edilemez. İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Kanunu’nun 4. maddesinin birinci fıkrasının (b) ve (d) bentleri uyarınca; Komisyon yalnızca inceleme yapmakla değil, insan hakları ihlallerine neden olan mevzuatın tespiti ve bu konuda çözüm üretme yükümlülüğüyle görevlidir. Ağırlaştırılmış müebbet rejiminin AİHM kararlarıyla bu denli açık biçimde hukuka aykırı bulunduğu, hasta mahpuslar bakımından geri döndürülemez sonuçlar doğurduğu, bu konuda yasama girişimlerinin yapıldığı ve buna rağmen mevzuat değişikliğinin gerçekleştirilmediği bir alanda Komisyonun bugüne kadar etkili bir inceleme, özel rapor, alt komisyon çalışması ya da yasal değişiklik önerisi geliştirmemiş olması ciddi bir kurumsal eksikliktir. Komisyonun görevi, ihlaller gerçekleştikten sonra bunları kayda geçirmekle sınırlı değildir; ihlale yol açan yapısal sebepleri teşhis etmek ve bu sebeplerin ortadan kaldırılmasına yönelik somut öneriler geliştirmektir.
Abdurrahim Demir’in sağlık durumu da tam bu yapısal sorunun güncel ve acil bir örneğidir. Bir yandan, maruz kaldığı işkence ve kötü muamele nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından hak ihlaline uğradığı tespit edilmiş bir kişi söz konusudur; diğer yandan ise %90 oranında, süresiz engelli raporu bulunan, ileri derecede işitme kaybı, kronik böbrek yetmezliği, kronik kalp hastalığı, hipertansiyon ve nörojen mesane gibi ciddi ve çoklu hastalıklarla yaşayan bir mahpusun ağırlaştırılmış müebbet rejimi altında tutulmaya devam edilmesi söz konusudur. Böyle bir durumda mesele yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil; AİHM kararlarına rağmen değiştirilmeyen mevzuatın, ceza infaz rejiminin ve kurumsal hareketsizliğin birleşerek yaşam hakkı üzerinde yarattığı ağır tehdit haline gelmiştir.
Bu kapsamda, Komisyonun bu başvuruyu yalnızca bireysel bir sağlık durumu olarak değil; AİHM kararlarına rağmen sürdürülen yapısal mevzuat uyumsuzluğu, umut hakkının yok sayılması ve ağır hasta mahpuslar bakımından yaşam hakkını tehdit eden infaz rejimi bağlamında ele alması zorunludur.
Açıklanan tüm nedenlerle Komisyonunuzdan;
Ø Abdurrahim Demir’in sağlık durumuna, ceza infaz kurumunda tutulma koşullarına, sağlık hizmetlerine erişimine ve günlük bakım ihtiyacının cezaevi koşullarında nasıl karşılandığına ilişkin ivedilikle yerinde inceleme yapılmasını,
Ø Abdurrahim Demir’in mevcut sağlık tablosu karşısında ceza infaz kurumunda tutulmasının yaşam hakkı, sağlık hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı ile insan onuruna uygun muamele yükümlülüğü bakımından doğurduğu risklerin ayrıca değerlendirilmesini,
Ø Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının özellikle ağır hasta mahpuslar bakımından doğurduğu sonuçların incelenmesi amacıyla Komisyon gündeminde özel bir oturum yapılmasını ve gerekli görülmesi halinde alt komisyon çalışması başlatılmasını,
Ø “Cezanın infazına hiçbir surette ara verilemez” yaklaşımının ağır hasta mahpuslar bakımından geri döndürülemez yaşam hakkı ihlallerine yol açtığı dikkate alınarak, bu hükmün insan hakları standartları bakımından ayrıca incelenmesini ve değiştirilmesine yönelik Komisyon görüşü oluşturulmasını,
Ø Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Öcalan/Türkiye, Kaytan/Türkiye ve Gurban/Türkiye kararları karşısında iç mevzuatta devam eden açık uyumsuzluk karşısında; başta 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun olmak üzere ilgili mevzuatta değişiklik yapılmasına dönük somut yasal öneriler geliştirilmesini,
Ø Ağırlaştırılmış müebbet hükümlüleri bakımından cezanın gözden geçirilmesini ve umut hakkını güvence altına alacak bir mekanizma kurulması yönünde Komisyon tarafından açık bir değerlendirme yapılmasını; bu konuda bugüne kadar sunulmuş kanun teklifleri de gözetilerek yasama organına öneri sunulmasını,
Ø Ağırlaştırılmış müebbet rejiminin hasta mahpuslar üzerinde yarattığı sonuçlar, Abdulkadir Kuday örneğinde açığa çıkan ağır sonuçlar ve Abdurrahim Demir’in güncel durumu birlikte değerlendirilerek, konu hakkında kamuoyuna açık bir sonuç ve tavsiye raporu hazırlanmasını,
Ø İnceleme sonucunda ulaşılan tüm tespit, değerlendirme, öneri ve sonuçların tarafımıza yazılı olarak bildirilmesini
talep ederiz 13.03.2026.


