NPR’da yayınlanan This American Life programında ele alınan bir kavram, yapay zekanın baş döndürücü hızının yarattığı ortak korkuyu özetliyor: Deneyimlerin, mesleklerin ve yılların emeğinin bir anda değersizleşebileceği endişesi. Ancak uzmanlara göre gelecek kaçınılmaz bir kader değil, birlikte şekillendirilebilecek bir tasarım.
Yapay zeka denince çoğu kişinin aklına bilgisayar bilimcileri, Silikon Vadisi ve dev teknoloji şirketleri geliyor. Ancak 2024’te NPR’da yayınlanan This American Life programının sunucusu gazeteci Ira Glass, herkesin içine dokunan basit ama çarpıcı bir ifadeyi merkeze aldı: “Zaten olanlara hazırlıksız yakalanmak.”
Bilim gazetecisi Alex Steffen tarafından ortaya atılan bu ifade, bugün pek çok insanın hissettiği rahatsız edici bir duyguyu anlatıyor. Yıllar boyunca biriktirilen bilgi, deneyim ve uzmanlığın, yapay zekanın hızlı gelişimiyle birlikte eskisi kadar değerli olmayabileceği korkusu.
“Bize hâlâ ihtiyaç olacak mı?”
Hukuk bürolarında, devlet kurumlarında ve sivil toplum kuruluşlarında yapılan atölye çalışmalarında en sık duyulan soru bu:
Üretken yapay zeka, bugün insanların ücret karşılığı yaptığı pek çok işi daha hızlı ve daha ucuza yapabiliyorsa, bu mesleklerin geleceği ne olacak?
Bu kaygı yalnızca sıradan çalışanlara özgü değil. Teknoloji dünyasının içinden gelen isimler de aynı endişeyi yaşıyor.
“Gelecekte bana yer yok mu?”
Teknoloji muhabiri Cade Metz’in kitabında aktardığı bir örnek bu korkunun ne kadar derin olabileceğini gösteriyor. Microsoft’ta çalışan deneyimli bir araştırmacı, yıllarını verdiği becerileri neredeyse aynen yapabilen bir yapay zeka programıyla karşılaştığında büyük bir panik yaşıyor ve kalp krizi geçirdiğini sanarak hastaneye kaldırılıyor.
Benzer bir soruyu MIT’li fizikçi Max Tegmark da yıllar önce sormuştu:
“Yapay zekanın yükselişi, bugün bana değer kazandıran yeteneklerimi gölgede bırakacak mı?”
Bu soruların net bir cevabı yok. Üstelik yapay zeka alanındaki gelişmeler her geçen gün daha da hızlanıyor. Bir Silikon Vadisi yöneticisinin dediği gibi, artık bir günde, geçmişte bir yılda yaşanandan daha fazla yenilik görülüyor.
Hatta dünyanın en önemli yapay zeka şirketlerinden birinin CEO’su olan Dario Amodei bile, kendi geliştirdikleri sistemlerin bir gün onu aşmasından duyduğu tedirginliği açıkça dile getiriyor.
Kıyamet senaryosu mu, fırsat mı?
Tüm bu kaygılara rağmen, işgücü ekonomisti David Autor daha umutlu bir tablo çiziyor. Autor’a göre yapay zeka doğru şekilde kullanılırsa, yalnızca seçkin uzmanların yaptığı karar alma süreçleri daha geniş bir kesimin erişimine açılabilir.
Bu da üniversite diploması olmayan çalışanlar için daha nitelikli işler, gelir eşitsizliğinin azalması ve sağlık, eğitim, hukuk gibi temel hizmetlerin ucuzlaması anlamına gelebilir.
Autor’un en dikkat çekici vurgusu ise şu:
Gelecek, bekleyip göreceğimiz bir kader değil. Gelecek, tasarlanması gereken bir sorun.
Henüz çok erken
Yapay zeka üzerine dersler veren akademisyenlere göre, bugün için en önemli gerçek şu: Kimse geç kalmış değil. Üretken yapay zeka henüz yolun başında. Kimse ezici biçimde önde olmadığı gibi, kimse de tamamen geride değil.
Aksine, herkes aynı noktada duruyor:
Başlangıç çizgisinde.
Bu da korkunun yanı sıra önemli bir fırsat anlamına geliyor. Çünkü gelecek, bugünden atılacak adımlarla şekillenecek.
Patrick Barry
Clinical Assistant Professor of Law and Director of Digital Academic Initiatives, University of Michigan



