10 Ekim Barış Mitingi’ne Çağrıya Hapis Cezası: Adana’da 11 Kişiye 3 Yıl 6 Ay ile 4 Yıl 6 Ay Arasında Hapis

10 Ekim 2015 Ankara Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’ne katılım çağrısı yapmak amacıyla Adana’da gerçekleştirilen yürüyüş nedeniyle 11 kişinin yargılandığı davada istinaf mahkemesi kararını verdi. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, sanıklara iki ayrı suçtan verilen toplam 3 yıl 6 ay ile 4 yıl 6 ay arasındaki hapis cezalarına ilişkin mahkûmiyet hükümlerini yerinde buldu. Görevi yaptırmamak için direnme suçundan verilen cezalar yönünden istinaf kararları kesinleşirken, toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet suçundan verilen 1 yıl 6 aylık hapis cezaları için 10 sanığın Yargıtay’a başvuru hakkı bulunuyor. Sinan Hüdür’ün istinaf başvurusu ise usulden reddedildi.

Adana’da 6 Ekim 2015 tarihinde, Ankara’da düzenlenecek Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’ne katılım çağrısında bulunmak amacıyla gerçekleştirilen yürüyüş nedeniyle açılan ceza davasında, yaklaşık 11 yıl sonra yeni bir yargı kararı verildi.

Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, 22 Ekim 2026 tarihli, 2026/1847 esas ve 2026/2261 karar sayılı hükmüyle Adana 17. Asliye Ceza Mahkemesinin 21 Nisan 2026 tarihinde verdiği mahkûmiyet kararlarını inceledi.

Mahkeme, Sinan Hüdür dışındaki 10 sanığın istinaf başvurularını esastan reddetti. Sinan Hüdür’ün başvurusu ise önceki yargılama sürecinden kaynaklanan usule ilişkin gerekçeyle kabul edilmedi.

Kararla birlikte yedi kişi hakkında iki ayrı suçtan toplam 4 yıl 6'şar ay, dört kişi hakkında ise toplam 3 yıl 6'şar ay hapis cezası verilmiş olduğu bir kez daha ortaya konuldu.

Ancak kararın hukuki sonuçları bütün sanıklar ve suçlar bakımından aynı değil. Görevi yaptırmamak için direnme suçundan verilen mahkûmiyetlere ilişkin esastan ret kararları kesin nitelik taşırken, 2911 sayılı Kanun kapsamında verilen cezalar bakımından Yargıtay incelemesinin yolu açık bulunuyor.

11 yıllık davanın bu aşamaya gelmesi, Türkiye'de toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, barışçıl protestoların sınırları, kolluk müdahalesi ve uzun yargılama süreçleri bakımından yeni tartışmaları da beraberinde getiriyor.

10 Ekim Mitingi'ne çağrı için bir araya gelmişlerdi

Davanın başlangıcı, Türkiye'nin yakın tarihindeki en ağır kitlesel saldırılardan biri olan 10 Ekim Ankara Gar Katliamı'ndan dört gün öncesine dayanıyor.

DİSK, KESK, TMMOB ve Türk Tabipleri Birliği tarafından 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara'da düzenlenmesi planlanan Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi için Türkiye'nin birçok kentinde hazırlıklar yürütülüyordu.

Adana'da da sendikalar, meslek örgütleri ve demokratik kitle örgütlerinin katılımıyla mitinge çağrı çalışmaları gerçekleştiriliyordu.

6 Ekim 2015 tarihinde İnönü Parkı'nda bir araya gelen yaklaşık 120 kişi, Ankara'daki mitinge katılım çağrısında bulunmak amacıyla yürüyüş gerçekleştirmek istedi.

Ancak kolluk güçleri, yürüyüş için 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kapsamında gerekli bildirimin yapılmadığını belirterek eylemin kanuna aykırı olduğunu bildirdi.

Polisin dağılma uyarılarının ardından yaşanan müdahale, daha sonra 11 kişinin sanık olarak yargılandığı ceza davasına dönüştü.

İddianamede, bazı göstericilerin polis barikatlarına yüklendiği, flama sopalarıyla kolluk görevlilerine karşı koyduğu ve polislerin yaralandığı ileri sürüldü.

Sanıklar ise barışçıl bir yürüyüş gerçekleştirmek istediklerini, anayasal haklarını kullandıklarını ve kolluk müdahalesinin orantısız olduğunu savundu.

Böylece Ankara'da yapılacak barış mitingine çağrıyla başlayan süreç, yıllar boyunca devam eden bir ceza yargılamasına dönüştü.

Dört gün sonra Ankara Garı'nda 103 insan yaşamını yitirdi

Adana'daki yürüyüş girişiminden dört gün sonra, 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Garı önünde Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi için toplanan kalabalığa yönelik iki canlı bomba saldırısı gerçekleştirildi.

103 insanın yaşamını yitirdiği, yüzlerce kişinin yaralandığı saldırı, Türkiye tarihinin en ağır katliamlarından biri olarak kayıtlara geçti.

Adana'da yargılanan kişilerin gerçekleştirmek istediği yürüyüş de bu mitinge katılım çağrısı amacı taşıyordu.

Bu nedenle dava, yalnızca 2911 sayılı Kanun'a muhalefet ve görevi yaptırmamak için direnme suçlamalarından oluşan bir dosya olmanın ötesinde, 10 Ekim Katliamı öncesinde yürütülen barış ve demokrasi çalışmalarının tarihsel bağlamı bakımından da önem taşıyor.

Yedi kişiye toplam 4 yıl 6'şar ay hapis cezası

Adana 17. Asliye Ceza Mahkemesinin 21 Nisan 2026 tarihli kararında, 11 sanığın tamamı hakkında iki ayrı suçtan mahkûmiyet hükmü kurulmuştu.

Yerel mahkeme, sanıkların tamamına 2911 sayılı Kanun'un 32/1. maddesi kapsamında 1 yıl 6 ay hapis cezası verdi.

Ayrıca Türk Ceza Kanunu'nun 265. maddesi kapsamında görevi yaptırmamak için direnme suçundan da farklı sürelerde hapis cezalarına hükmetti.

İki suçtan toplam 4 yıl 6'şar ay hapis cezası verilen yedi kişi şunlar:

  • Ahmet Miran Aydoğan

  • Aydın Yiğit

  • Abdurrahman Çeliker

  • Necmettin Sercan Şahin

  • Selçuk Karasu

  • Sinan Hüdür

  • İsmail İnanç Su

Bu kişilere toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefetten 1 yıl 6 ay, görevi yaptırmamak için direnme suçundan ise 3 yıl hapis cezası verildi.

Mahkeme kararında direnme suçuna ilişkin ceza 1 yıl 24 ay olarak ifade edildi. Bu süre toplam 3 yıla karşılık geliyor.

Dolayısıyla söz konusu yedi kişi hakkında iki ayrı suçtan verilen cezaların aritmetik toplamı 4 yıl 6 ay oldu.

Dört kişiye toplam 3 yıl 6'şar ay hapis cezası

Aynı davada dört sanık hakkında ise görevi yaptırmamak için direnme suçundan 2 yıl hapis cezası verildi.

İki suçtan toplam 3 yıl 6'şar ay hapis cezası verilen kişiler şöyle:

  • Alaattin Süzer

  • Hüseyin Çalı

  • Şükran Kablan Yeşil

  • Habip Alpkaya

Bu dört kişi hakkında 2911 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan 1 yıl 6 ay, görevi yaptırmamak için direnme suçundan ise 2 yıl hapis cezasına hükmedildi.

Mahkeme kararında direnme suçundan verilen ceza 1 yıl 12 ay olarak belirtildi. Bu süre toplam 2 yıla karşılık geliyor.

Böylece dört sanığın iki ayrı suçtan aldığı hapis cezalarının toplamı 3 yıl 6 ay oldu.

11 sanığın aldığı hapis cezaları

Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin incelediği mahkûmiyet hükümlerine göre sanıkların aldığı cezalar şöyle:

Sanık

2911 sayılı Kanun

Direnme suçu

Toplam

Ahmet Miran Aydoğan

1 yıl 6 ay

3 yıl

4 yıl 6 ay

Alaattin Süzer

1 yıl 6 ay

2 yıl

3 yıl 6 ay

Hüseyin Çalı

1 yıl 6 ay

2 yıl

3 yıl 6 ay

Aydın Yiğit

1 yıl 6 ay

3 yıl

4 yıl 6 ay

Abdurrahman Çeliker

1 yıl 6 ay

3 yıl

4 yıl 6 ay

Necmettin Sercan Şahin

1 yıl 6 ay

3 yıl

4 yıl 6 ay

Selçuk Karasu

1 yıl 6 ay

3 yıl

4 yıl 6 ay

Sinan Hüdür

1 yıl 6 ay

3 yıl

4 yıl 6 ay

Şükran Kablan Yeşil

1 yıl 6 ay

2 yıl

3 yıl 6 ay

Habip Alpkaya

1 yıl 6 ay

2 yıl

3 yıl 6 ay

İsmail İnanç Su

1 yıl 6 ay

3 yıl

4 yıl 6 ay

Tablodaki toplamlar, iki ayrı suçtan verilen cezaların toplamını gösteriyor. Bu süreler, kişilerin ceza infaz kurumunda geçirecekleri fiilî süre anlamına gelmiyor.

İstinaf mahkemesi mahkûmiyetleri hukuka uygun buldu

Sanıkların avukatları, Adana 17. Asliye Ceza Mahkemesinin mahkûmiyet kararlarını istinaf mahkemesine taşıdı.

Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, dosyada yer alan duruşma tutanaklarını, belgeleri ve yerel mahkemenin gerekçesini değerlendirdi.

Daire, sanıkların suçlarının sabit kabul edilmesinde, suçların hukuki nitelendirilmesinde, cezaların belirlenmesinde ve artırıcı veya azaltıcı nedenlerin uygulanmasında isabetsizlik bulunmadığı sonucuna ulaştı.

İstinaf kararında şu değerlendirme yer aldı:

“Toplanan deliller karar yerinde incelenip sanıkların suçunun sübutunun kabulünde, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suç vasfının tayininde, cezanın belirlenmesinde, cezayı artırıcı ve azaltıcı sebeplerin nitelik ve derecesinin takdirinde, savunmalarının inandırıcı gerekçelerle red edilmesinde ve incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bir isabetsizlik bulunmadığı...”

Bu gerekçeyle Sinan Hüdür dışındaki 10 sanığın avukatlarının istinaf başvuruları, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 280/1-a maddesi uyarınca ayrı ayrı esastan reddedildi.

Böylece istinaf mahkemesi, yerel mahkemenin maddi olay ve suçların hukuki niteliğine ilişkin değerlendirmesini değiştirmedi.

Direnme suçundan verilen 2 ve 3 yıllık cezalar yönünden karar kesin

22 Ekim 2026 tarihli istinaf kararının en önemli hukuki sonuçlarından biri, görevi yaptırmamak için direnme suçundan verilen mahkûmiyetler bakımından ortaya çıktı.

Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, bu suç yönünden yapılan istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin kararının CMK'nin 286/2-a maddesi uyarınca kesin olduğunu belirtti.

Buna göre esastan incelenen başvurular bakımından direnme suçundan verilen 2 ve 3 yıllık hapis cezalarına karşı olağan Yargıtay temyiz yolu kapandı.

Ancak bu durumun bütün sanıkların hemen cezaevine gireceği anlamına gelmediği belirtilmeli.

Cezaların infazı, kişilerin hukuki durumları, infaz mevzuatı ve varsa mahsup edilecek süreler çerçevesinde ayrıca değerlendirilecek.

Sinan Hüdür bakımından ise istinaf başvurusunun usulden reddedilmiş olması ve bu karara karşı itiraz yolunun açık bırakılması nedeniyle farklı bir hukuki durum bulunuyor.

On kişi 1 yıl 6 aylık cezaları Yargıtay'a taşıyabilecek

İstinaf mahkemesi, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet suçundan verilen 1 yıl 6 aylık hapis cezaları yönünden temyiz yolunu açık bıraktı.

Bu kapsamda Ahmet Miran Aydoğan, Alaattin Süzer, Hüseyin Çalı, Aydın Yiğit, Abdurrahman Çeliker, Necmettin Sercan Şahin, Selçuk Karasu, Şükran Kablan Yeşil, Habip Alpkaya ve İsmail İnanç Su'nun Yargıtay'a başvuru hakkı bulunuyor.

Başvurular, istinaf kararının tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde yapılabilecek.

Yargıtay'ın ilgili ceza dairesi, temyiz başvurusu yapılması hâlinde kararın hukuka uygunluğunu inceleyecek.

Yargıtay incelemesinde hükmün onanması, bozulması veya kanunda öngörülen başka bir karar verilmesi mümkün olabilecek.

Bu nedenle toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet suçundan verilen 1 yıl 6 aylık hapis cezaları yönünden yargısal süreç henüz tamamlanmış değil.

Bununla birlikte 22 Ekim tarihli istinaf kararında, sanıkların Yargıtay'a başvurduklarına veya başvuracaklarına ilişkin herhangi bir bilgi bulunmuyor.

Sanıkların temyiz hakkını kullanıp kullanmayacağı, avukatlarının yapacağı başvurularla netleşecek.

Sinan Hüdür'ün istinaf başvurusu neden reddedildi?

Davanın diğer sanıklardan farklı hukuki süreç yaşayan ismi Sinan Hüdür oldu.

Adana 17. Asliye Ceza Mahkemesi, 24 Kasım 2020 tarihinde Sinan Hüdür hakkında toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarından mahkûmiyet kararı vermişti.

Ancak bu hükme karşı Sinan Hüdür yönünden kanun yoluna başvurulmamıştı.

Diğer sanıkların istinaf başvurularını inceleyen Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, 27 Aralık 2024 tarihinde verdiği bozma kararının sonuçlarından Sinan Hüdür'ün de yararlanmasına hükmetti.

Ceza muhakemesi hukukunda bozmanın sirayeti olarak adlandırılan bu uygulama, belirli koşullarda kanun yoluna başvurmayan sanıkların da diğer sanıklar lehine verilen bozma kararının sonuçlarından yararlanmasını sağlıyor.

Bu karar üzerine Sinan Hüdür hakkında yeniden hüküm kuruldu.

Ancak Sinan Hüdür'ün avukatı tarafından yeni hükme karşı yapılan istinaf başvurusu kabul edilmedi.

Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 17 Eylül 2025 tarihli, 2025/2866 esas ve 2025/6108 karar sayılı içtihadını esas aldı.

Daire, bozmanın sirayetinin kanun yoluna başvurmayan sanığa yeniden ve bağımsız bir istinaf hakkı tanımadığı değerlendirmesinde bulundu.

Bu nedenle Sinan Hüdür'ün istinaf başvurusu CMK'nin 279/1-b maddesi uyarınca reddedildi.

Sinan Hüdür için itiraz yolu açık

İstinaf mahkemesi, Sinan Hüdür'ün başvurusunun reddine ilişkin karar bakımından itiraz yolunu açık bıraktı.

Buna göre Sinan Hüdür, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine itiraz edebilecek.

İtirazın kabul edilmesi durumunda kanun yolu sürecinin yeniden değerlendirilmesi gündeme gelebilecek.

Ancak mevcut istinaf kararı, Sinan Hüdür'e diğer 10 sanık gibi doğrudan Yargıtay'a temyiz başvurusu yapma hakkı tanımıyor.

Bu nedenle Sinan Hüdür'ün hukuki durumunun diğer sanıklardan ayrı değerlendirilmesi gerekiyor.

Flama sopalarının silah sayılması tartışma yarattı

Davanın önceki aşamalarında tartışma konusu olan önemli noktalardan biri, yürüyüş sırasında kullanılan flama sopalarının silah olarak değerlendirilmesiydi.

Yerel mahkeme, flama taşımak amacıyla kullanılan sopaların kolluk görevlilerine karşı kullanıldığını ve yaralayıcı nitelikte olduğunu kabul ederek direnme suçundan verilen cezalarda artırıma gitti.

Sanıklar ise söz konusu materyallerin flamaları taşımak amacıyla kullanılan plastik sopalar olduğunu, kolluk görevlilerine saldırma kastıyla hareket etmediklerini savundu.

Türk Ceza Kanunu'nun 6. maddesinde silah kavramı yalnızca ateşli silahlarla sınırlandırılmıyor.

Saldırı veya savunmada kullanılmaya elverişli nesneler de somut kullanım biçimlerine göre silah olarak değerlendirilebiliyor.

Ancak bir gösteride flama taşımak için kullanılan sopanın kendiliğinden silah sayılması ile bu sopanın fiilen saldırı amacıyla kullanıldığının kabul edilmesi farklı hukuki değerlendirmeler gerektiriyor.

Adana'daki davada da bu ayrım, sanıkların savunmaları ile mahkemenin kabulü arasındaki önemli uyuşmazlıklardan birini oluşturdu.

İstinaf mahkemesi ise suçların nitelendirilmesinde ve cezaların artırılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaştı.

Kolluk görevlilerinin yaralandığı iddiaları dosyada yer aldı

Dava dosyasında, olay sırasında bazı kolluk görevlilerinin yaralandığına ilişkin iddialar ve adli raporlar da yer aldı.

İstinaf kararında Emrah Polat, Mahmut Yoylu, Orkun Kanal ve Tunay Saygılı müşteki; Galip Aytekin, Mehmet Karakaya ve Oğuz Uçar ise katılan olarak belirtildi.

Yerel mahkeme, kolluk görevlilerine yönelik direnme eylemlerinin gerçekleştiğini kabul etti.

Sanıkların savunmalarında ise barışçıl yürüyüş hakkının kullanıldığı ve kolluk müdahalesinin orantısız olduğu ileri sürüldü.

Ceza hukukunda bireysel sorumluluk ilkesi gereği, bir gösteriye katılan herkesin diğer katılımcıların eylemlerinden otomatik olarak sorumlu tutulması mümkün değil.

Bu nedenle kolluk görevlilerine yönelik hangi somut fiillerin hangi sanık tarafından gerçekleştirildiği, direnme suçunun oluşup oluşmadığının değerlendirilmesinde belirleyici önem taşıyor.

İstinaf kararının paylaşılan metninde sanıkların her birine ilişkin ayrıntılı bir delil çözümlemesi yapılmamakla birlikte, yerel mahkemenin suçların oluştuğuna ilişkin kabulünde isabetsizlik bulunmadığı belirtildi.

Mahkeme takdiri indirim ve erteleme uygulamadı

Adana 17. Asliye Ceza Mahkemesinin 21 Nisan 2026 tarihli kararında sanıklar lehine bazı ceza hukuku hükümlerinin uygulanmaması da dikkat çekmişti.

Yerel mahkeme, sanıklar hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 62. maddesindeki takdiri indirim hükümlerini uygulamadı.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve hapis cezalarının ertelenmesi yönünde de olumlu karar verilmedi.

Önceki gerekçeli karara ilişkin değerlendirmelerde, sanıkların mahkemedeki tutum ve davranışları ile kastın yoğunluğunun bu kararlarda etkili olduğu belirtilmişti.

İstinaf mahkemesi de cezayı artırıcı ve azaltıcı nedenlerin takdirinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaştı.

Bu değerlendirme, sanıkların savunmalarının nasıl ele alındığı ve takdiri indirim hükümlerinin neden uygulanmadığı bakımından davanın tartışmalı başlıklarından biri olmaya devam ediyor.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı açısından karar ne anlama geliyor?

Adana'daki dava, anayasal toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının sınırları bakımından da önem taşıyor.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 34. maddesi, herkesin önceden izin almadan silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahip olduğunu güvence altına alıyor.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11. maddesi de barışçıl toplantı özgürlüğünü koruyor.

Bu haklar kanunla sınırlanabilse de sınırlamaların demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olması gerekiyor.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğüne ilişkin içtihatlarında, barışçıl gösterilere yönelik kolluk müdahalelerinin gerekli ve orantılı olması gerektiği vurgulanıyor.

Bir toplantının önceden bildirilmemiş olması, her durumda müdahalenin ve cezalandırmanın tek başına yeterli gerekçesi olarak kabul edilmiyor.

Bununla birlikte toplantı özgürlüğü, kolluk görevlilerine karşı şiddet içeren bireysel eylemleri koruma kapsamına almıyor.

Bu nedenle Adana'daki davada, yürüyüşün barışçıl niteliği ile sanıklara isnat edilen direnme eylemlerinin ayrı ayrı değerlendirilmesi önem taşıyor.

Özellikle flama sopalarının silah olarak kabul edilmesi, kolluk müdahalesinin niteliği ve sanıkların bireysel sorumluluklarının belirlenmesi, davanın temel hukuki tartışmaları arasında bulunuyor.

Yaklaşık 11 yıldır devam eden yargılama

Davanın dikkat çeken yönlerinden biri de yargılamanın uzunluğu.

6 Ekim 2015 tarihinde gerçekleşen olay nedeniyle başlayan yargılama, 22 Ekim 2026 tarihli istinaf kararına kadar yaklaşık 11 yıl sürdü.

Bu süreçte ilk derece mahkemesi kararları verildi, istinaf incelemeleri yapıldı, bozma kararı sonrasında yeniden hüküm kuruldu ve mahkûmiyetler yeniden üst mahkemenin önüne geldi.

Yargılamanın önemli aşamaları şöyle:

Tarih

Gelişme

6 Ekim 2015

Adana'da 10 Ekim Mitingi'ne çağrı amacıyla yürüyüş girişimi

10 Ekim 2015

Ankara Gar Katliamı

24 Kasım 2020

İlk derece mahkemesinin önceki mahkûmiyet kararı

27 Aralık 2024

İstinaf mahkemesinin bozma kararı

21 Nisan 2026

Adana 17. Asliye Ceza Mahkemesinin yeniden mahkûmiyet kararı

22 Ekim 2026

Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin yeni istinaf kararı

Anayasa'nın 36. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesi kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, makul sürede yargılanma ilkesini de içeriyor.

Yaklaşık 11 yıl süren bu davada yargılamanın neden uzadığı, gecikmelerin hangi aşamalarda yaşandığı ve sanıkların hukuki durumları üzerindeki etkileri de ayrı bir inceleme konusu olabilecek nitelikte.

Önceki mahkûmiyet kararına tepkiler gelmişti

Adana 17. Asliye Ceza Mahkemesinin 21 Nisan 2026 tarihinde verdiği mahkûmiyet kararının ardından siyaset dünyasından da tepkiler yükselmişti.

DEM Partili Meral Danış Beştaş, 25 Nisan 2026 tarihinde yaptığı açıklamada, barış çağrısına katılan kişilere yıllar sonra hapis cezası verilmesini eleştirmişti.

Beştaş, barış istemenin suç olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek uzun yıllar süren yargılamanın mahkûmiyetle sonuçlanmasının hukuk, vicdan ve barış süreci bakımından kabul edilemez olduğunu savunmuştu.

22 Ekim tarihli istinaf kararıyla birlikte dava yeniden gündeme gelirken, verilen hapis cezalarının hukuki sonuçları da belirginleşti.

Davada görev alan avukatlar

İstinaf kararında sanıkların müdafilerine de yer verildi.

Ahmet Miran Aydoğan'ın müdafii Av. Sevil Aracı, Alaattin Süzer'in müdafii Av. Tugay Bek, Hüseyin Çalı'nın müdafileri Av. Tugay Bek ve Av. Sevil Aracı, Aydın Yiğit'in müdafii Av. Tugay Bek, Abdurrahman Çeliker'in müdafii Av. Mustafa Çinkılıç, Necmettin Sercan Şahin'in müdafii Av. Onur Bilgin Tüfekçi, Selçuk Karasu'nun müdafii Av. Kemal Derin, Sinan Hüdür'ün müdafii Av. Esem Yiğit ve Şükran Kablan Yeşil'in müdafii Av. Merdan Özberk olarak kaydedildi.

Habip Alpkaya ve İsmail İnanç Su'nun müdafilerinin isimleri ise istinaf kararının paylaşılan bölümünde belirtilmedi.

Yargıtay'a başvurulup başvurulmayacağı henüz bilinmiyor

Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 22 Ekim 2026 tarihli kararı, 11 sanığın hukuki durumunda önemli sonuçlar doğurdu.

Karara göre:

  • Yedi kişi hakkında iki ayrı suçtan toplam 4 yıl 6'şar ay hapis cezası bulunuyor.

  • Dört kişi hakkında iki ayrı suçtan toplam 3 yıl 6'şar ay hapis cezası bulunuyor.

  • Sinan Hüdür dışındaki 10 sanığın istinaf başvuruları esastan reddedildi.

  • Görevi yaptırmamak için direnme suçuna ilişkin esastan ret kararları kesin nitelik taşıyor.

  • On sanık, 2911 sayılı Kanun kapsamında verilen 1 yıl 6 aylık hapis cezalarını Yargıtay'a taşıyabilecek.

  • Sinan Hüdür ise istinaf başvurusunun usulden reddine karşı Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine itiraz edebilecek.

Ancak mahkeme kararında sanıkların Yargıtay'a başvurduklarına veya başvuracaklarına ilişkin herhangi bir bilgi yer almıyor.

Temyiz ve itiraz süreleri, kararın ilgili kişilere tebliğinden itibaren iki hafta olarak belirlendi.

Dolayısıyla davanın bundan sonraki aşaması, sanıkların ve avukatlarının kanun yolu haklarını kullanıp kullanmayacağına bağlı olacak.

10 Ekim'e çağrıdan 11 yıl sonra gelen hapis cezaları

Adana'da 6 Ekim 2015 tarihinde Ankara'daki Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi'ne katılım çağrısıyla başlayan süreç, 11 yıl sonra ağır hapis cezalarının istinaf incelemesiyle yeni bir aşamaya ulaştı.

Davanın başlangıcında Ankara'da yapılacak barış mitingine çağrı vardı. Dört gün sonra ise aynı mitingin toplanma alanında 103 insanın yaşamını yitirdiği Ankara Gar Katliamı gerçekleşti.

Aradan geçen 11 yılın ardından, bu mitinge katılım çağrısı amacıyla düzenlenen yürüyüş nedeniyle yargılanan 11 kişi hakkında verilen toplam 3 yıl 6 ay ile 4 yıl 6 ay arasındaki hapis cezaları, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının sınırlarına ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

İstinaf mahkemesi, yerel mahkemenin suçların oluştuğuna ve cezaların belirlenmesine ilişkin değerlendirmelerinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaştı.

Buna karşılık yargılamanın uzunluğu, kolluk müdahalesinin niteliği, flama sopalarının silah olarak değerlendirilmesi ve sanıkların bireysel sorumluluklarının nasıl belirlendiği konuları, dosyanın tartışılmaya devam eden yönlerini oluşturuyor.

22 Ekim 2026 tarihli karar, davanın bütün yönleriyle tamamlandığı anlamına gelmiyor. Direnme suçundan verilen mahkûmiyetlere ilişkin esastan ret kararları kesinleşirken, toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet yönünden Yargıtay'a başvuru hakkı devam ediyor. Sinan Hüdür bakımından ise ayrı bir itiraz süreci söz konusu.

Barış çağrısıyla başlayan bir yürüyüş nedeniyle verilen hapis cezalarının hukuki sonuçları, 11 yıl sonra da Türkiye'de demokratik haklar, ifade özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı açısından önemini koruyor.