ABD ile İran arasında imzalanması beklenen yeni mutabakat küresel piyasalarda olumlu karşılanırken, uzmanlar bunun kapsamlı bir barış anlaşması değil, gelecekteki müzakereler için hazırlanmış diplomatik bir çerçeve niteliği taşıdığına dikkat çekiyor. Değerlendirmelere göre anlaşma, savaşın nedenlerini ortadan kaldırmaktan ziyade tarafları yeniden müzakere masasına döndürmeyi amaçlıyor. “Barış” tanımı tartışmalı ABD ile İran arasında 19 Haziran’da İsviçre’de resmen imzalanması beklenen mutabakat zaptı, uluslararası kamuoyunda “barış anlaşması” olarak yorumlansa da uzmanlar bu nitelendirmenin gerçeği tam olarak yansıtmadığını belirtiyor. Anlaşmanın, iki ülke arasındaki temel anlaşmazlıkları çözen kapsamlı bir barış metni olmadığı; daha çok gelecekte yürütülecek diplomatik görüşmelere yön verecek bir çerçeve oluşturduğu ifade ediliyor. Özellikle İran’ın nükleer programı, yaptırımların kaldırılması ve bölgesel güvenlik mimarisi gibi en kritik başlıkların ileriki müzakerelere bırakıldığına dikkat çekiliyor. Ateşkes ile barış arasında bir konumda Uzmanlara göre uluslararası ilişkilerde ateşkes çatışmaları durdururken, barış anlaşmaları çatışmaların temel nedenlerini ortadan kaldırıyor. ABD-İran arasında varılan mutabakat ise bu iki kavram arasında yer alıyor. Çünkü taraflar doğrudan savaşı durduracak bir mekanizma üzerinde uzlaşırken, vekâlet savaşları, ekonomik baskılar ve sınırlı askeri gerilimler gibi “gri bölge” çatışmaları devam ediyor. Bu nedenle mevcut düzenlemenin kalıcı barıştan ziyade gerilimi geçici olarak azaltan bir süreç olduğu değerlendiriliyor. Savaş öncesindeki diplomasi yeniden canlandırılıyor Analizde dikkat çekilen bir diğer nokta ise savaş öncesinde zaten devam eden diplomatik görüşmelerin çatışma nedeniyle kesintiye uğramış olması. Yeni mutabakatın, yeni bir siyasi çözüm üretmekten çok, savaş öncesindeki müzakere sürecini yeniden işler hale getirdiği belirtiliyor. Temel anlaşmazlıkların çözülmemesi nedeniyle “barış” tanımının kullanılmasının erken olduğu ifade ediliyor. Trump’ın açıklamaları soru işaretlerini artırıyor ABD Başkanı Donald Trump’ın mutabakatı “barış anlaşması” olarak nitelendirmesine rağmen, gelecekte İran’a yönelik askeri seçeneklerin masada kalabileceğini ima eden açıklamaları da dikkat çekiyor. Uzmanlara göre bu söylem, klasik anlamda kesin ve kalıcı bir barış anlaşmasının diliyle örtüşmüyor ve taraflar arasındaki güven sorununun sürdüğüne işaret ediyor. Bölgesel sorunlar kapsam dışında kaldı Anlaşmanın yalnızca Washington ile Tahran arasındaki gerilimi hedef aldığı, bölgedeki daha geniş krizleri ise çözmediği vurgulanıyor. Özellikle İsrail’in mutabakatın tarafı olmaması ve İsrail-Lübnan hattındaki gerilimlerin devam etmesi nedeniyle Ortadoğu’da kapsamlı bir barış ortamının oluştuğunu söylemenin mümkün olmadığı belirtiliyor. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun Lübnan konusunda bağımsız hareket etme yönündeki tutumunun da bölgesel riskleri canlı tuttuğu değerlendiriliyor. Küresel piyasalar neden rahatladı? Mutabakatın ardından petrol fiyatlarında düşüş yaşanırken, deniz taşımacılığı ve sigorta sektörlerinde de rahatlama görüldü. Uzmanlara göre finans piyasalarının olumlu tepkisi siyasi uzlaşıdan çok istikrar beklentisinden kaynaklanıyor. Petrol tüccarları ve lojistik şirketleri için esas belirleyici unsur, enerji arzının kesintisiz devam etmesi ve kritik ticaret yollarının açık kalması olarak öne çıkıyor. Bu çerçevede özellikle Hürmüz Boğazı’nın yeniden güvenli hale gelmesi küresel ekonomi açısından kritik önem taşıyor. Hürmüz Boğazı dünya ekonomisi için kritik önemde Dünya genelinde ticareti yapılan petrolün yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı üzerinden taşınıyor. Uzun süreli bir kapanmanın petrol fiyatlarında sert yükselişlere ve küresel ekonomik dalgalanmalara yol açabileceği belirtilirken, son dönemde stratejik petrol rezervlerinin kullanılması ve stokların devreye alınması sayesinde fiyatların kontrol altında tutulabildiği ifade ediliyor. Ancak bu rezervlerin sınırsız olmadığı ve Körfez’deki istikrarsızlığın uzaması halinde hükümetlerin enflasyon, büyüme ve enerji güvenliği arasında zor tercihler yapmak zorunda kalabileceği uyarısı yapılıyor. Ekonomik zorunluluk diplomasiyi hızlandırdı Değerlendirmeye göre mutabakat yalnızca siyasi hesapların değil ekonomik zorunlulukların da ürünü. ABD açısından enerji fiyatlarındaki artışın enflasyonu yükseltme riski bulunurken, Avrupa ve Asya ekonomileri için yüksek enerji ve nakliye maliyetlerinin toparlanmayı sekteye uğratabileceği belirtiliyor. Gelişmekte olan ülkelerin ise yeni bir enerji krizinden ciddi biçimde etkilenebileceği ifade ediliyor. “Kalıcı barış değil, diplomatik bekleme süreci” Londra Üniversitesi City St George’s Uluslararası Politika Bölümü Onursal Araştırma Görevlisi Bamo Nouri ile aynı üniversitede Uluslararası Politika Profesörü Inderjeet Parmar, mevcut düzenlemenin önemini teslim etmekle birlikte bunun kapsamlı bir barış anlaşması olarak görülmemesi gerektiğini savunuyor. Uzmanlara göre savaşın temel nedenleri ortadan kaldırılmış değil. İran’ın nükleer programı, yaptırımlar ve bölgesel rekabetler hâlâ çözümsüz durumda bulunuyor. Bu nedenle varılan mutabakatın; kapsamlı bir barıştan ziyade, ateşkesi destekleyen, ekonomik istikrarı hedefleyen ve taraflara yeni müzakereler için zaman kazandıran diplomatik bir çerçeve niteliği taşıdığı değerlendirmesi yapılıyor.