İnsan Hakları Derneği (İHD) Adana Şubesi ile Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Adana Temsilciliği tarafından hazırlanan cezaevleri raporunda, Adana’daki birçok ceza infaz kurumunda sağlık hakkına erişimin engellenmesinden çıplak arama uygulamalarına, infazların keyfi biçimde uzatılmasından tecrit koşullarına kadar çok sayıda sistematik hak ihlalinin sürdüğü belirtildi. Raporda, hukuka aykırı uygulamalara son verilmesi çağrısı yapıldı.

İnsan Hakları Derneği (İHD) Adana Şubesi ile Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Adana Temsilciliği, Adana’daki cezaevlerinde yaşandığı belirtilen hak ihlallerine ilişkin hazırladığı kapsamlı raporu İHD Adana Şubesi’nde düzenlenen basın toplantısıyla kamuoyuna açıkladı. Toplantıya çok sayıda avukatın yanı sıra Adana Demokratik Kurumlar Platformu bileşenleri de katılarak destek verdi.

Whatsapp Image 2026 06 12 At 15.17.41 (3)

“Cezaevleri hak ihlallerinin mekânına dönüştü”

Raporu kamuoyuyla paylaşan ÖHD Adana Temsilciliği Eş Sözcüsü Aziz Sari, özellikle Kürkçüler F Tipi Kapalı Cezaevi ile Suluca 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde sistematik hak ihlallerinin devam ettiğini söyledi. Sağlık hizmetlerine erişimin engellenmesi, infazların yakılması, çıplak arama dayatmaları, Kürtçe yazışmalara yönelik kısıtlamalar ve İdare ve Gözlem Kurulu uygulamalarına dikkat çeken Sari, cezaevlerinin giderek “tecrit ve sessizleştirme mekânlarına dönüştürüldüğünü” ifade etti.

İşkence ve kötü muamelenin derhal son bulması gerektiğini vurgulayan Sari, infaz süreçlerinde yaşanan keyfi uygulamaların kaldırılması ve koşullu salıverme hakkının güvence altına alınması çağrısında bulundu. Hasta ve yaşlı mahpusların durumuna da değinen Sari, Adli Tıp Kurumu’nun tek yetkili merci olarak görülmesinin eleştirilmesi gerektiğini belirterek, bağımsız ve bilimsel sağlık kurullarının esas alınmasının önemine işaret etti.

Kürkçüler F Tipi Cezaevi’nde çok sayıda ihlal tespit edildi

Raporda, Kürkçüler F Tipi Kapalı Cezaevi’ne ilişkin çok sayıda hak ihlali sıralandı. Buna göre mahpusların mahkeme veya hastane dönüşlerinde hukuka aykırı aramalara maruz kaldığı, çıplak aramaya varan uygulamaların sürdüğü ve oda aramalarının haftada birkaç kez gerçekleştirildiği belirtildi. Gerekçe gösterilmeksizin kişisel eşyalara el konulduğu, oda değişikliklerinin ayda bire indirildiği ve yasaklama kararı bulunmayan kitap ile dergilere el konulduğu aktarıldı.

Raporda ayrıca mahpusların araştırma kaynaklarına erişiminin sınırlandırıldığı, ailelerine ve kurumlara gönderdikleri mektupların sansürlendiği veya teslim edilmediği ifade edildi. Disiplin soruşturmalarında verilen hücre cezalarının orantısız olduğu ve bu cezaların infaz sürelerinin uzamasına neden olduğu kaydedildi.

Mahpusların spor ve sohbet haklarından yararlanamadığı, kurs saatlerinin görüş saatleriyle çakıştırıldığı için eğitim faaliyetlerinden faydalanamadıkları da raporda yer aldı. Ekonomik desteği bulunmayan yabancı uyruklu mahpuslara diğer tutukluların temel ihtiyaç malzemesi vermesine izin verilmediği, ağız içi arama uygulaması nedeniyle uzun süredir hastane sevklerinin gerçekleşmediği veya tedavilerin yarım kaldığı belirtildi. Yemeklerin hijyen koşullarına uygun olmadığı, besin değerinin düşük olduğu ve sıcak hava koşullarına rağmen yeterli soğutma ile hijyen imkanlarının sağlanmadığı da raporda dikkat çeken tespitler arasında yer aldı.

Adana İHD’den açlık grevindeki Seda Baykan için çağrı: “Tecrit kaldırılsın, sevk talebi kabul edilsin”
Adana İHD’den açlık grevindeki Seda Baykan için çağrı: “Tecrit kaldırılsın, sevk talebi kabul edilsin”
İçeriği Görüntüle

Whatsapp Image 2026 06 12 At 15.22.39 (3)-1

Suluca Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde ağır tecrit koşulları

ÖHD’nin raporunda Suluca 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ndeki uygulamalara da geniş yer verildi. Mahpusların yaklaşık 8’e 5 adımlık tek kişilik odalarda tutulduğu, mutfak ve banyo dahil son derece dar alanlarda yaşamlarını sürdürdüğü, pencerelerin ise küçük ve tel örgüler nedeniyle hava ile güneş ışığını yeterince geçirmediği ifade edildi.

Raporda, mahpusların günün 23 saatini tek başlarına geçirdikleri, yalnızca günde bir saat aynı koridordaki sınırlı sayıdaki kişiyle havalandırmaya çıkarıldıkları ve farklı koridorlardaki mahpuslarla bir araya getirilmelerinin engellendiği belirtildi. İçme suyunun kota ile verildiği ve hijyen açısından uygun olmadığı yönündeki şikâyetlere de yer verildi.

Üç kişilik odalar bulunmasına rağmen mahpusların tekli hücrelerde tutulduğu, üç kişilik odalara geçiş taleplerinin ise kamera bulunan odaları kabul etmedikleri gerekçesiyle reddedildiği aktarıldı. Sevk edilen mahpusların eşyalarının eksik teslim edildiği, kitap ve gazete sayısına ciddi sınırlamalar getirildiği, spor ve atölye faaliyetlerinin ise fiilen uygulanmadığı kaydedildi.

Hastane sevklerinde ağız içi arama dayatmasının sürdüğü, bunu kabul etmeyen mahpusların sağlık hizmetlerinden mahrum bırakıldığı ve haklarında disiplin soruşturması başlatıldığı ifade edildi. Sevklerin aylarca geciktirildiği, gerçekleştirilen sevklerde ise mahpusların uzun süre ring araçlarında bekletildiği belirtildi.

Raporda ayrıca haftalık oda ve genel aramaların yapıldığı, telefon görüşmelerinin yalnızca 10 dakika ile sınırlandığı, yemeklerin yetersiz ve kalitesiz olduğu, mahpusların birbirleriyle haberleşmelerinin engellendiği ve ailelerinden gelen kargoların gerekçesiz biçimde geciktirildiği ya da teslim edilmediği ifade edildi. İdareye verilen dilekçelerin yanıtsız bırakıldığı, ziyaretçilere kötü muameleye varan ince aramalar uygulandığı ve İdare ve Gözlem Kurullarının “paralel mahkeme gibi hareket ederek” infaz erteleme veya infaz yakma kararları verdiği yönündeki tespitler de raporda yer aldı.

“Hak ihlallerine son verilmeli”

Basın açıklamasının sonunda konuşan Aziz Sari, cezaevlerinde işkence, kötü muamele ve tecrit uygulamalarının sona erdirilmesi gerektiğini belirterek, infaz yakma uygulamaları ile keyfi İdare ve Gözlem Kurulu kararlarının kaldırılması çağrısı yaptı. Anadilde iletişim hakkının güvence altına alınmasını, ayrımcı ve cinsiyetçi uygulamaların son bulmasını ve ağır hasta mahpusların derhal tahliye edilmesini isteyen Sari, toplumsal barışın ancak halkların eşitliğini tanıyan, geçmişle yüzleşen ve adaleti güvence altına alan bütüncül bir hukuk anlayışıyla mümkün olacağını ifade etti.

Sari, hiçbir baskı ve inkâr politikasının hak arama mücadelesini durduramayacağını vurgulayarak, toplumsal barış için gerekli tüm yüzleşme süreçlerinin takipçisi olmaya devam edeceklerini söyledi.

Muhabir: Güven BOĞA