Dr. Metin Bakkalcı, sunumunda hekimlerin meslek örgütü olan Türk Tabipleri Birliği (TTB) örneği üzerinden, meslek örgütlerinin varlık sebebine içkin olarak demokrasi ve barış mücadelesindeki sorumluluklarını detaylandırdı.

Whatsapp Image 2026 03 13 At 21.41.45 (1)

Adana, 13 Mart 2026 – Adana Tabip Odası, 14 Mart Tıp Bayramı etkinlikleri kapsamında, meslek örgütlerinin toplumsal sorumluluklarını mercek altına alan önemli bir söyleşiye ev sahipliği yaptı. Dr. Metin Bakkalcı'nın konuşmacı olarak katıldığı "Demokrasi ve Barış Mücadelesinde Meslek Örgütlerinin Sorumlulukları" başlıklı etkinlik, Dr. Hakan Şen moderatörlüğünde gerçekleştirildi. Söyleşinin açılış konuşmasını Adana Tabip Odası Başkanı Dr. Özden Polatöz yaptı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi 14 Mart Tıp Bayramı’nı Kutladı
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi 14 Mart Tıp Bayramı’nı Kutladı
İçeriği Görüntüle

Meslek Örgütlerinin Varlık Sebebi: İnsan Yaşamını Koruma ve Barış İçin Köprü Olma

Dr. Metin Bakkalcı, sunumunda hekimlerin meslek örgütü olan Türk Tabipleri Birliği (TTB) örneği üzerinden, meslek örgütlerinin varlık sebebine içkin olarak demokrasi ve barış mücadelesindeki sorumluluklarını detaylandırdı. Bakkalcı, hekimlerin temel görevinin insan yaşamını korumak ve geliştirmek olduğunu vurgulayarak, savaş ve çatışma ortamlarının son bulması için çaba göstermenin mesleki bir zorunluluk olduğunu belirtti. Sunumda, Dünya Sağlık Asamblesi'nin 1981 ve 1998 tarihli bildirilerine atıfta bulunularak, sağlığın barış için bir köprü görevi gördüğü ve hekimlerin barışın korunmasında önemli bir rol oynadığı ifade edildi. Bu bağlamda, barış hareketlerinde hekimlerin ve sağlık çalışanlarının her zaman ön saflarda yer aldığına dikkat çekildi.

Whatsapp Image 2026 03 13 At 21.41.44

"Olağan Dışı" Koşullar ve İnsan Hakları Krizi

Söyleşinin önemli bir bölümü, içinde yaşanılan "olağan dışı" koşulların analizine ayrıldı. Dr. Bakkalcı, Türkiye'de insan haklarını referans alan bir rejim fikrinin terk edildiği, kuralsızlık, keyfilik ve belirsizliğin egemen olduğu bir dönemin yaşandığını dile getirdi. V-Dem Institute Gothenburg Üniversitesi'nin Mart 2025 tarihli Demokrasi Raporu'na göre, Türkiye'nin liberal demokrasi endeksi açısından yakın tarihin en kötü dönemlerinden birini yaşadığı belirtildi. Yurttaşlık alanının daraltıldığı, ifade, medya, toplantı ve örgütlenme özgürlüklerinin kısıtlandığına vurgu yapıldı. Meslek örgütlerinin varlıklarının ortadan kaldırılması, iradelerinin yok sayılması ve işlevlerinin zayıflatılması girişimlerinin, değerler ve normlar üzerinde ciddi tahribat yarattığı ifade edildi. Özellikle "İyi Hekimlik" değerlerinin aşınmasının, mesleki yeterlilik, özerklik, etik ve adalet gibi temel prensipleri olumsuz etkilediği belirtildi.

Askeri Harcamalar ve Kamusal Hizmetlere Etkisi

Sunumda, küresel ve ulusal düzeydeki askeri harcamalardaki artışa da dikkat çekildi. SIPRI'nin 2025 Yıllığı verilerine göre, 2024 yılında toplam askeri harcamaların küresel gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) %2,5'ini oluşturduğu ve NATO'nun 2035 yılına kadar savunma harcamalarını GSYİH'nin %2'sinden %5'ine çıkarma hedefinin ciddi sonuçları olabileceği belirtildi. Bu durumun, kamusal sağlık ve eğitim harcamaları gibi temel hizmetlere ayrılan kaynakları olumsuz etkilediği, sağlık hakkının bir hak olmaktan çıkarıldığı ve ekonomik eşitsizliklerin derinleştiği vurgulandı. Ekosistemin tahrip edilmesinin ise artık bir varoluş sorununa dönüştüğü ifade edildi.

Kürt Meselesi ve Barış Süreci Değerlendirmesi

Dr. Bakkalcı, 1 Ekim 2024 tarihinden itibaren gündeme gelen "süreç" ve Kürt meselesinin çözümüne yönelik gelişmeleri de değerlendirdi. PKK'nin ilk kez, koşullu da olsa, varlığını, örgütsel yapılanmasını ve silahlı mücadele yöntemine son verme kararının, 40 yıldan uzun süredir devam eden çatışma ve şiddet ortamının sonlanmasına yönelik adımlar açısından kıymetli olduğu belirtildi. "Silah bırakma/imha etme" sürecinin, yeni can kayıplarının önlenmesi ve insanların yaşamlarına dair endişelerin giderilmesi açısından hayati öneme sahip olduğu vurgulandı. Ancak, Kürt meselesinin diyalog ve müzakereye dayalı, şiddeti dışlayan yöntemlerle çözümü doğrultusunda ilerlenebilmesi için kimlik ve kültürel haklar başta olmak üzere Kürtlerin temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alacak yasal düzenlemeler ve kapsamlı programların oluşturulmasının gerekliliği üzerinde duruldu. Bu sürecin, demokrasinin kendi başına bir değer olduğu anlayışına dayanan bir "demokratikleşme programı" meselesi olduğu ve tüm temel hak ve özgürlüklerin hiçbir ayrıma maruz kalmaksızın Türkiye'de herkes tarafından kullanılmasının güvence altına alınmasıyla barış içinde birlikte yaşama ortamının sağlanabileceği ifade edildi.

TTB'nin Sorumlulukları ve Gelecek Vizyonu

Söyleşinin son bölümünde, Türk Tabipleri Birliği'nin içinde bulunulan "olağan dışı" koşullarda demokrasi ve barış mücadelesindeki sorumlulukları ele alındı. TTB'nin 73 yıllık birikimiyle, örgütsel bütünlük içinde "olağan dışı" çalışma programları geliştirmesi gerektiği belirtildi. "Sivil alan"ın genişletilmesi, "iyi hekimlik" değerlerinin yeniden canlandırılmasına yönelik kampanyalar düzenlenmesi ve askeri harcamaların azaltılarak sağlığa ayrılan kaynakların artırılması çağrısı yapıldı. Ayrıca, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş gündemine değinilerek, hekimlerin "savaşa hayır" dediği ve barış, yaşam ve sağlık hakkının güvence altına alınması için uluslararası dayanışmanın güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Söyleşi, bu kritik kavşakta, sağlık dahil yaşamın her alanında adalet, eşitlik, özgürlük ve barış ilkelerinin temelini oluşturduğu insan haklarının "kurucu rolü"nün yeniden etkin kılınmasının hayati öneme sahip olduğu mesajıyla sona erdi.

Muhabir: Güven BOĞA