Adana’da Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı V. Bölge Müdürlüğü önünde bir araya gelen kamu emekçileri, sendika üyelerine yönelik mobbing, sendikal ayrımcılık ve keyfî idari uygulama iddialarını protesto etti. BTS’nin çağrısıyla düzenlenen ve KESK yöneticilerinin de katıldığı eylemde, bir kadın kamu emekçisinin yaklaşık iki yıldır sistematik baskıya maruz kaldığı öne sürüldü. Sendika yöneticileri, sağlık raporlarından izin ve disiplin işlemlerine, görev değişikliklerinden işyerinde yalnızlaştırmaya kadar uzanan iddiaların Bakanlık merkez teşkilatınca bağımsız biçimde soruşturulmasını istedi.

Whatsapp Image 2026 10 27 At 13.52.29

Adana’da kamu kurumlarındaki çalışma koşulları, sendikal haklar ve psikolojik taciz iddiaları, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı V. Bölge Müdürlüğü önünde düzenlenen kitlesel basın açıklamasıyla gündeme taşındı.

Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası (BTS) Adana Şubesinin çağrısıyla gerçekleştirilen eyleme, KESK Adana Şubeler Platformu bileşenleri, BTS Genel Başkanı Tonguç Özkan, BTS Merkez Kadın Sekreteri Yelda Ademoğlu Gülkılık, KESK Kadın Sekreteri Döne Gevher, BTS Adana Şube Başkanı İsmail İnanç Su, DEM Parti Adana İl Eş Başkanı Av. Yakup Ataş, sendika üyeleri ve kamu emekçileri katıldı.

Eylem boyunca “Mobbinge hayır, baskılar bizi yıldıramaz”, “Zeynep yalnız değildir” ve “Susma, sustukça sıra sana gelecek” sloganları atıldı.

Açıklamalarda, Bölge Müdürlüğünde görev yapan ve BTS işyeri temsilcisi olduğu belirtilen Zeynep isimli kadın çalışanın yaşadıkları üzerinden kamu kurumlarındaki idari yetkilerin kullanımı, çalışanların sağlık ve izin hakları, sendikal örgütlenme özgürlüğü ve kadın emekçilerin karşılaştıkları ayrımcılık ele alındı.

Sendika temsilcileri, iddiaların yalnızca bireysel bir işyeri anlaşmazlığı olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, çalışma barışının korunması ve benzer uygulamaların önlenmesi için etkili bir denetim mekanizması kurulması gerektiğini vurguladı.

Whatsapp Image 2026 10 27 At 13.52.35-1

İsmail İnanç Su: “Bir BTS temsilcisi haksızlığa uğrarsa arkadaşları omuz omuza yanında olur”

Eylemde ilk konuşmayı yapan BTS Adana Şube Başkanı İsmail İnanç Su, Ulaştırma V. Bölge Müdürlüğünde yaklaşık bir buçuk yıldır sendika temsilcilerine, yöneticilerine ve üyelerine yönelik sistematik baskı uygulandığını ileri sürdü.

Yaşanan süreci yakından takip ettiklerini belirten Su, önceden hazırlanmış bir metin okumak yerine somut olayları anlatmayı tercih ettiğini söyledi.

Su, baskıların başlangıcında Onur isimli bir çalışan hakkında yürütülen disiplin soruşturmasının bulunduğunu anlattı. İddiasına göre Zeynep'ten, söz konusu soruşturmada çalışma arkadaşı aleyhine görüş bildirmesi ve hakaret edildiği yönündeki suçlamayı doğrulaması istendi.

Zeynep'in böyle bir olaya tanık olmadığını belirterek talebi kabul etmediğini söyleyen Su, bu tutumun ardından çalışan üzerindeki psikolojik baskının yoğunlaştığını savundu.

“Aldığı her sağlık raporuna itiraz edildi”

Zeynep'in farklı sağlık sorunları nedeniyle aldığı raporların tekrar tekrar hakem hastanesine gönderildiğini belirten Su, uygulamanın zamanla yıldırma aracına dönüştüğünü ileri sürdü.

Alerjik rahatsızlıklar, bel ve boyun sorunları ile psikolojik sağlık problemleri nedeniyle düzenlenen raporların sürekli incelemeye sevk edildiğini anlatan Su, buna karşılık hakem hastanelerinin raporları uygun bulduğunu ifade etti.

Su, uygulamayı şu sözlerle eleştirdi:

“Burada bir doktor mu var, yoksa bölge müdürü ve bölge müdür yardımcıları doktorluğa mı soyunmuş?”

Sağlık raporlarına yönelik sürekli itirazların Zeynep'in hastaneye başvurmaktan çekinmesine yol açtığını savunan Su, çalışanın hastalandığında rapor almak yerine yıllık izin kullanmayı tercih etmek zorunda kaldığını söyledi.

Su'nun aktardığı bir başka olayda, Zeynep'in sağlık sorunu nedeniyle aldığı ve şube müdürü tarafından onaylanan yıllık iznin ardından bölge müdür yardımcısının işe dönmesini istediği öne sürüldü.

Bu uygulamaların çalışma yaşamında güvensizlik oluşturduğunu ifade eden Su, yöneticilerin çalışanların sağlığını korumak yerine disiplin işlemlerini öne çıkardığını iddia etti.

“Eğitim verilmeden iş yaptırılıyor, ardından yetersizlikle suçlanıyor”

BTS Adana Şube Başkanı, Zeynep'in çalışma yaşamında karşılaştığını belirttiği sorunların sağlık raporlarıyla sınırlı olmadığını söyledi.

Çalışanın yeterli eğitim almadığı görevlerde çalıştırıldığını, ardından işini yapamadığı gerekçesiyle diğer personelin yanında eleştirildiğini öne süren Su, önceki şube yöneticilerinden Yusuf Bute'nin de bu kapsamda şikâyet konusu olduğunu belirtti.

Bir kamu yöneticisinin çalışanını geliştirmekle yükümlü olduğunu vurgulayan Su, gerekli mesleki eğitim sağlanmadan çalışanların yetersizlikle suçlanmasının kabul edilemeyeceğini dile getirdi.

Su, Zeynep'in çalışma arkadaşlarından uzaklaştırılmaya çalışıldığını da iddia ederek, yöneticiler tarafından diğer çalışanlara Zeynep'in yanında durmamaları yönünde telkinlerde bulunulduğunu savundu.

“Sorunları görüşmelerle çözmeye çalıştık”

Yaşananların çözümü için şube müdürleri, bölge müdür yardımcıları ve bölge müdürüyle birçok kez görüştüklerini belirten Su, sendikanın öncelikle kurumsal diyalog yollarını kullandığını söyledi.

BTS Genel Başkanı'nın da katıldığı görüşmelerde sağlık raporlarına yönelik uygulamaların gündeme getirildiğini ancak sonuç alınamadığını ifade etti.

Bir sendika toplantısı sırasında rahatsızlanan Zeynep'in sağlık raporunun da yeniden hakem hastanesine gönderildiğini aktaran Su, diğer çalışanlara aynı işlemlerin uygulanıp uygulanmadığının araştırılması gerektiğini belirtti.

Su, sendikal ayrımcılık iddialarının bu karşılaştırma üzerinden açıklığa kavuşturulabileceğini söyledi.

Konuşmasının sonunda hukuki girişimlerin başlatıldığını açıklayan Su, şu mesajı verdi:

“Hem fiili hem hukuki mücadelemiz, Zeynep üzerindeki bu baskılar, üyelerimiz ve temsilcilerimiz üzerindeki bu baskılar kalkana kadar devam edecektir.”

Whatsapp Image 2026 10 27 At 13.53.20

Yelda Ademoğlu Gülkılık: “Kadınların yüzde 70'i şikâyet ettiklerinde korunacaklarına güvenmiyor”

BTS Merkez Kadın Sekreteri Yelda Ademoğlu Gülkılık, konuşmasında işyerindeki psikolojik taciz ve ayrımcılık iddialarını kadınların çalışma yaşamında karşılaştığı sorunlar üzerinden değerlendirdi.

BTS Kadın Meclisi adına katılımcıları selamlayan Gülkılık, Zeynep'in yaşadıklarını kamuoyu önünde dile getirmesinin önemine dikkat çekti.

Gülkılık, KESK Kadın Kurultayı kapsamında taşımacılık işkolundaki kadın üyelere yönelik gerçekleştirilen anketin sonuçlarını paylaştı.

Kadın emekçilerin karşılaştığı baskılar anketle ortaya konuldu

Gülkılık'ın açıkladığı anket sonuçlarına göre:

  • Ankete katılan kadınların yüzde 60'ı çalışma yaşamında en az bir olumsuzlukla karşılaştığını belirtti.

  • Her dört kadından biri işyerinde iletişimden dışlandığını, kendisinden bilgi saklandığını veya yalnızlaştırıldığını ifade etti.

  • Her dört kadından biri cinsiyetçi şaka, ima, hitap, söz ya da görsellerle karşılaştığını bildirdi.

  • Her beş kadından biri iş yükü, vardiya, izin veya görevlendirmeler nedeniyle sistematik baskı yaşadığını söyledi.

  • Kadınların yaklaşık yüzde 70'i, kurumlarına şikâyette bulunmaları hâlinde gizliliklerinin korunacağına veya misillemeye karşı güvence sağlanacağına inanmadığını belirtti.

Bu oranlar sendikanın aktardığı anket bulgularıdır. Araştırmanın örneklem büyüklüğü ve yöntemi konuşmada belirtilmedi.

Gülkılık, araştırmada kadınların küçümsenme, aşağılanma, itibarsızlaştırılma, bağırma, hakaret, tehdit, istenmeyen ısrarlı ilgi ve fiziksel şiddet gibi farklı sorunları da dile getirdiklerini aktardı.

Anketin en dikkat çekici sonucunun, çalışanların yaşadıkları sorunları bildirmekte duydukları güvensizlik olduğunu belirten Gülkılık, şikâyet mekanizmalarının etkili çalışmamasının hak arama süreçlerini zorlaştırdığını ifade etti.

“Bakanlığın hassasiyet açıklaması yeterli değil”

Gülkılık, anket çalışması sırasında Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına yazılı başvuruda bulunduklarını açıkladı.

Başvuruda, çalışanların mobbing, taciz ve ayrımcılık karşısında hangi mekanizmalara başvurabildiklerini, kaç şikâyetin yapıldığını, bunların nasıl sonuçlandırıldığını ve kurumda hangi eğitimlerin verildiğini sorduklarını söyledi.

Bakanlığın yanıtında genel olarak adli ve idari soruşturmalara, gerekli hassasiyetin gösterildiğine ilişkin ifadelere yer verildiğini ancak somut başvuru ve sonuçlandırma sayılarının paylaşılmadığını belirtti.

Gülkılık, Bakanlığa yönelik eleştirisini şu sözlerle dile getirdi:

“Hassasiyetiniz yetmiyor. Biz işleyen, güvenilir, hesap verebilir mekanizmalar istiyoruz.”

Başvuruların tarafsız biçimde incelenmesi, çalışanların ve tanıkların misillemeye karşı korunması, şikâyetlerin gizlilik içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Gülkılık, psikolojik tacizi önlemenin yalnızca bireysel başvurulara yanıt vermekten ibaret olmadığını söyledi.

ILO 190 sözleşmesinin onaylanması çağrısı

Gülkılık, Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) çalışma yaşamında şiddet ve tacizin önlenmesini düzenleyen 190 sayılı sözleşmesinin Türkiye tarafından onaylanması talebini yineledi.

Sözleşmenin çalışma yaşamında şiddet ve tacize karşı önemli bir uluslararası güvence oluşturduğunu belirten Gülkılık, koruyucu politikaların bütün işyerlerinde uygulanması gerektiğini savundu.

Kadınların baskıları normalleştirmeyeceğini ifade eden Gülkılık, örgütlü mücadelenin ve dayanışmanın sürdürüleceğini söyledi.

Tonguç Özkan: “Bakanlıktan teftiş kurulu görevlendirilmesini istedik”

BTS Genel Başkanı Tonguç Özkan, Adana'daki eylemin sendika üyelerine yönelik baskı ve ayrımcılık iddialarının uzun süredir çözüme kavuşturulamaması nedeniyle düzenlendiğini söyledi.

Özkan, sendikanın hem şube hem genel merkez düzeyinde kurum yöneticileriyle görüşmeler yaptığını, ancak bu görüşmelerin ardından da şikâyet konusu uygulamaların devam ettiğini öne sürdü.

Özellikle kadın çalışanların psikolojik taciz ve ayrımcılığa daha fazla maruz kaldıklarını belirten Özkan, çalışanların önemli bir bölümünün işini kaybetme, disiplin cezasıyla karşılaşma veya yeni baskılara uğrama endişesi nedeniyle yaşadıklarını açıklayamadığını ifade etti.

Zeynep'in kamuoyu önünde hak aramasının bu nedenle önemli olduğunu vurguladı.

“Yasal hakların kullanımı engelleniyor”

Özkan, Ulaştırma Bölge Müdürlüğünde yalnızca bir çalışanın değil, başka sendika üyelerinin de baskı gördüğünü ileri sürdü.

Yıllık izinler, sağlık raporları, görev yerleri, çalışma odaları ve çalışma biçimleri üzerinden ayrımcı uygulamalar yapıldığını savunan Özkan, bu işlemlerin çalışanların yasal haklarını kullanmasını zorlaştırdığını belirtti.

Yaklaşık iki yıldır devam ettiğini söylediği uygulamalara karşı idari ve hukuki girişimlerde bulunduklarını anlatan Özkan, Bakanlığa yazılı başvuru yaptıklarını açıkladı.

“Ulaştırma Bakanlığına genel merkez olarak Adana Bölge Müdürlüğünde yapılan mobbing uygulamasını yazılı olarak sorduk. Burada bir teftiş kurulu görevlendirilmesini istedik.”

Bakanlığın talebi karşılamaması durumunda da mücadeleyi sürdüreceklerini ifade eden Özkan, yalnızca Zeynep'in değil, benzer sorunlarla karşılaşan bütün kamu çalışanlarının yanında olacaklarını söyledi.

“Çalışanlar birlikte hareket ettiğinde baskılar durdurulabilir”

Özkan, sendikal örgütlenmenin çalışanların haklarını korumalarında belirleyici olduğunu vurguladı.

Baskı karşısında sessiz kalmanın yöneticilerin keyfî uygulamalarını cesaretlendirdiğini savunan Özkan, çalışanlara örgütlü mücadele çağrısında bulundu.

Hukuka ve mevzuata aykırı olduğunu düşündükleri işlemlere karşı ortak hareket edilmesi gerektiğini söyleyen Özkan, sendikal dayanışmanın yalnızca bir çalışanın haklarının korunması değil, kurumların daha demokratik biçimde yönetilmesi açısından da önem taşıdığını belirtti.

Döne Gevher: “Mobbing yalnızca bir kişiyi değil, bütün işyerini etkiliyor”

KESK Kadın Sekreteri Döne Gevher, konuşmasında Adana'da yeniden bir mobbing ve şiddet iddiası nedeniyle bir araya gelmek zorunda kaldıklarını belirterek, sorunu kamu yönetimindeki yapısal dönüşümlerle ilişkilendirdi.

Kamu kurumlarında liyakat ilkesinden uzaklaşılması, siyasi kadrolaşma ve otoriter yönetim anlayışının çalışma yaşamındaki sorunları derinleştirdiğini savunan Gevher, bu koşulların çalışanlar arasında dayanışma yerine rekabet ve güvensizlik yarattığını söyledi.

Gevher'e göre kamu kurumlarında yöneticilerin yetkilerini kullanma biçimi, yalnızca bireysel çalışanların haklarını değil, kurumsal çalışma barışını da doğrudan etkiliyor.

“Bir çalışana uygulanan baskı diğerlerine de mesajdır”

Mobbingin bireysel bir sorun olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Gevher, bir çalışanın sistematik biçimde baskıya uğramasının diğer çalışanlar üzerinde de caydırıcı etki oluşturduğunu belirtti.

Gevher, işyerindeki bir kişinin dışlanmasının, diğer çalışanlara benzer bir uygulamayla karşılaşabilecekleri mesajını verdiğini söyledi.

Bu nedenle psikolojik tacizin yalnızca hedef alınan çalışanın sağlığı veya mesleki yaşamıyla sınırlı kalmadığını, işyerinin bütün ilişkilerini etkilediğini savundu.

Sağlık raporları üzerinden yöneticilere eleştiri

Gevher, Zeynep'in sağlık raporlarının sürekli sorgulanmasına da değindi.

Hekimler tarafından düzenlenen raporların idari yöneticilerce sürekli tartışmaya açılmasının, hekimlerin mesleki değerlendirmelerine yönelik bir güvensizlik anlamına geldiğini savundu.

Sağlık raporlarının yasal çerçevede denetlenebileceğini ancak bu işlemlerin çalışanları yıldırmak amacıyla kullanılmaması gerektiğini ifade etti.

Gevher, çalışma yaşamında sağlık hakkının yöneticilerin kişisel değerlendirmelerine bağlı hâle getirilmesinin kabul edilemeyeceğini söyledi.

2025 tarihli mobbing genelgesini hatırlattı

KESK Kadın Sekreteri, 2025 yılında Cumhurbaşkanlığı tarafından yayımlanan işyerlerinde psikolojik tacizin önlenmesine ilişkin genelgeyi de gündeme getirdi.

Genelgenin kamu ve özel sektör işyerlerini kapsadığını hatırlatan Gevher, işverenlerin ve kurum yöneticilerinin psikolojik tacizin önlenmesinde sorumluluk taşıdığını belirtti.

Gevher, çalışanların şikâyetlerinin nasıl ele alındığına ve genelgenin uygulanmasına ilişkin denetim mekanizmalarının yeterince şeffaf olmadığını savundu.

İlgili kurumlara şu soruları yöneltti:

“2025'te genelgenin yayımlanmasından sonra oluşturulan komisyona başvuru ne kadar? Bu başvurulardan kaç tanesi incelenmiş ve bu incelemelerin kaçı sonuçlanmış?”

Gevher, kurumların itibarını koruma gerekçesiyle çalışanların haklarının ikinci plana atılmaması gerektiğini ifade ederek, kamu yönetiminde demokratik katılımın ve ortak karar alma süreçlerinin güçlendirilmesini istedi.

“25 Kasım'a giderken şiddetsiz işyerleri talebimizi yükseltiyoruz”

Gevher, konuşmasının sonunda 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü'ne dikkat çekti.

KESK'in çalışma yaşamında şiddet ve tacizin önlenmesi amacıyla yürüttüğü çalışmaların devam edeceğini belirten Gevher, ILO'nun 190 sayılı sözleşmesinin onaylanması talebini yineledi.

Kadınların ve bütün kamu emekçilerinin misilleme korkusu olmadan haklarını arayabilmeleri gerektiğini söyleyen Gevher, şiddetsiz işyerleri ve güvenceli çalışma koşulları için ortak mücadele çağrısında bulundu.

Whatsapp Image 2026 10 27 At 13.52.30

KESK ve BTS'nin ortak açıklaması: “Kamu gücü kişisel hesaplaşmaların aracı olamaz”

Konuşmaların ardından KESK Adana Şubeler Platformu ile BTS Adana Şubesi tarafından hazırlanan, “Mobbinge, Sendikal Baskıya ve Keyfî İdari Uygulamalara Karşı Susmuyoruz!” başlıklı ortak açıklamada, Ulaştırma V. Bölge Müdürlüğünde yaşandığı ileri sürülen uygulamaların bütün yönleriyle araştırılması istendi.

Açıklamada, kamu kurumlarının yöneticilerin kişisel husumetlerini hayata geçirebilecekleri veya çalışanların sendikal faaliyetlerini engelleyebilecekleri yerler olmadığı vurgulandı.

Kamu gücünün hukuk, eşitlik ve kamu yararı doğrultusunda kullanılması gerektiği belirtilerek, bir çalışanın mesleki itibarının zedelenmesi, görev yerinin gerekçesiz değiştirilmesi veya çalışma arkadaşlarından uzaklaştırılması iddialarının ciddi biçimde ele alınması gerektiği ifade edildi.

İki yönetici hakkındaki iddiaların araştırılması istendi

Ortak açıklamada, Bölge Müdür Yardımcısı Murat Karahanlı ile Denetim Hizmetleri Şube Müdür Vekili Yusuf Bute hakkında dile getirilen iddiaların tarafsız biçimde incelenmesi talep edildi.

Sendika temsilcileri, herhangi bir kişinin peşinen suçlu ilan edilmemesi gerektiğinin altını çizerek, iddiaların somut deliller ve tanık beyanları doğrultusunda açıklığa kavuşturulmasını istedi.

Özellikle görev değişiklikleri, mesleki yeterliliğe ilişkin değerlendirmeler, çalışanlar arasındaki ilişkiler ve disiplin işlemlerinin bir bütün olarak incelenmesi gerektiği vurgulandı.

1 Haziran ve 19 Haziran tarihli izin işlemleri soruşturma talebinde

Ortak açıklamada yer verilen önemli başlıklardan biri de Zeynep'in izin başvuruları ve sonrasında yürütülen disiplin işlemleri oldu.

Sendikanın aktardığına göre Zeynep, 1 Haziran 2026 tarihinde bayram tatili dönüşünde yaşadığı ulaşım engelleri nedeniyle görevine zamanında ulaşamayacağını amirine bildirdi ve izin talebinde bulundu.

Çalışan, izin talebinin reddedildiğine ilişkin kendisine herhangi bir bildirim yapılmadığını, buna rağmen hakkında disiplin süreci yürütüldüğünü ve aylıktan kesme cezası verildiğini belirtti.

Buna karşılık 19 Haziran 2026 tarihli başka bir izin talebinin reddedildiğinin kendisine bildirilmesi üzerine görevine döndüğünü ifade etti.

Sendika, iki işlem arasındaki farklılığın araştırılması, izin kayıtlarının ve disiplin dosyasının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Disiplin yetkisinin çalışanları sindirme veya kişisel anlaşmazlıkları sürdürme aracı olarak kullanılamayacağı vurgulandı.

Çalışma koşulları ve sağlık hakkı da başvuru dosyasında

Bakanlığa iletilen başvuruda, Zeynep'in boyun fıtığı ve boyun düzleşmesi rahatsızlıklarına uygun ergonomik çalışma koşullarının sağlanmadığı iddiasına da yer verildi.

Çalışma ortamındaki kimyasal boya uygulamalarının sağlık sorunlarını ağırlaştırdığı ileri sürülürken, hekim raporlarının tekrar tekrar incelemeye gönderilmesinin de araştırılması istendi.

Açıklamada, idarenin sağlık raporlarını mevzuat çerçevesinde inceleme yetkisine sahip olduğu kabul edilmekle birlikte, bu yetkinin ayrımcı veya yıldırıcı bir uygulamaya dönüşüp dönüşmediğinin belirlenmesi gerektiği ifade edildi.

Çalışanların fiziksel ve ruhsal sağlıklarının korunmasının kamu idaresinin temel sorumlulukları arasında bulunduğu vurgulandı.

Bakanlığa altı başlıkta soruşturma talebi

KESK Adana Şubeler Platformu ve BTS Adana Şubesi, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğüne yapılan başvuruda altı temel talebi gündeme getirdi.

Bağımsız soruşturma: Bölge Müdürlüğü dışından, Bakanlık merkez teşkilatından bağımsız bir muhakkik veya denetim elemanı görevlendirilmesi.

İdari işlemlerin incelenmesi: Görev değişiklikleri, disiplin cezaları, izin başvuruları ve sağlık raporlarına ilişkin sevk işlemlerinin araştırılması.

Delillerin korunması: Kurumsal yazışmaların, görevlendirme belgelerinin ve dijital kayıtların güvence altına alınması.

Tanık güvencesi: Çalışma arkadaşlarının baskı altında kalmadan ifade verebilmesinin sağlanması.

Sorumlular hakkında işlem: İddiaların doğrulanması hâlinde sorumluluğu belirlenen kişiler hakkında mevzuata uygun işlem yapılması.

Misillemeye karşı koruma: Şikâyette bulunan çalışanın yeni baskılarla karşılaşmaması için koruyucu idari önlemler alınması.

Sendikal hakların korunması için 4688 sayılı Kanun hatırlatıldı

Ortak açıklamada, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu'nun kamu çalışanlarının sendikal haklarını güvence altına aldığı hatırlatıldı.

Sendikal faaliyetlere katılmanın, çalışma koşullarına ilişkin sorunları dile getirmenin ve hukuki yollara başvurmanın baskı gerekçesi yapılamayacağı belirtildi.

Sendikalar, kamu yönetiminde çalışma barışının çalışanları susturarak değil, sorunları hukuk çerçevesinde çözerek sağlanabileceğini vurguladı.

“İstediğimiz ayrıcalık değil, hukuka uygun ve adil yönetim”

27 Ekim 2026 tarihli ortak açıklamanın sonunda, çalışanların hak arama mücadelesinin yalnızca bireysel bir mesele olmadığı ifade edildi.

Bir çalışana yönelik baskı iddialarının karşılıksız bırakılmasının, benzer sorunlarla karşılaşabilecek diğer kamu emekçileri açısından da güvensizlik yaratacağı belirtildi.

KESK ve BTS, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına çağrıda bulunarak başvurunun sıradan bir personel şikâyeti olarak değerlendirilmemesini, bütün delillerin toplanmasını ve bağımsız bir inceleme yürütülmesini istedi.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“İstediğimiz ayrıcalık değil; hukuka uygun işlem, adil yönetim, sağlıklı çalışma koşulları, sendikal özgürlük ve insan onuruna saygıdır.”

Eylem, mobbinge ve sendikal baskılara karşı mücadelenin sürdürüleceği mesajıyla sona erdi.