İsrail’de seçimlerin kilidi Haredilerin elinde: Netanyahu’nun iktidar hesabı
İsrail’de 27 Ekim seçimleri yaklaşırken, ultra-Ortodoks Yahudilerin askerlikten muaf tutulması tartışması siyasi krizin merkezine yerleşti. Nüfusun yalnızca yüzde 14’ünü oluşturan Harediler, koalisyon pazarlıklarında sahip oldukları güçle ülkenin geleceğinde belirleyici rol oynuyor. Başbakan Binyamin Netanyahu, bir yandan savaşların yarattığı asker ihtiyacı ve toplumdaki eşitlik talepleriyle, diğer yandan iktidarını sürdürebilmek için desteğine ihtiyaç duyduğu dini partilerin talepleriyle karşı karşıya.
İsrail, 27 Ekim 2026’da yapılacak parlamento seçimlerine yalnızca siyasi partiler arasındaki rekabetle değil, toplumun farklı kesimleri arasında derinleşen bir eşitlik tartışmasıyla giriyor. Gazze, Lübnan, İran ve işgal altındaki Batı Şeria'da sürdürülen askeri faaliyetlerin yarattığı insan gücü ihtiyacı, ultra-Ortodoks Yahudilerin zorunlu askerlik hizmetinden muaf tutulmasını ülkenin en önemli siyasi gündemlerinden biri haline getirdi.
20 Ekim’de askerlikten kaçındıkları şüphesiyle onlarca ultra-Ortodoks erkeğin gözaltına alınması, seçim öncesindeki gerilimi daha da artırdı. Başbakan Binyamin Netanyahu, gözaltıları “kabul edilemez” olarak nitelendirirken, dini partilerin desteğini kaybetmemeye yönelik siyasi tutumu yeniden tartışmaya açıldı.
İsrail Yüksek Mahkemesinin 2024 yılında verdiği, ultra-Ortodoks erkeklerin de askerlik yükümlülüğüne tabi tutulması gerektiği yönündeki kararına rağmen, hükümet bugüne kadar kalıcı bir çözüm geliştiremedi.
Üstelik sorun yalnızca askerlik meselesiyle sınırlı değil. Devlet yardımları, dini eğitim kurumlarının finansmanı, istihdam, yoksulluk, toplumsal eşitlik ve koalisyon pazarlıkları da tartışmanın temel başlıklarını oluşturuyor.
Nüfusun yüzde 14’ü, siyasetin belirleyici gücü
İsrail’de ultra-Ortodoks Yahudiler, İbranice adıyla Harediler, Yahudi dini kurallarını katı biçimde uygulayan topluluklardan oluşuyor.
Genellikle kendi dini ve kültürel yaşam biçimlerinin hâkim olduğu mahallelerde yaşayan Harediler, geleneksel aile yapısına, dini eğitime ve cemaat dayanışmasına büyük önem veriyor.
Bu toplulukların nüfusu hızla artıyor. İsrail nüfusunun yaklaşık yüzde 14’ünü oluşturan Haredilerin 2050 yılına kadar toplam nüfusun yaklaşık dörtte birine ulaşabileceği öngörülüyor.
Nüfus artışının temel nedenlerinden biri yüksek doğum oranları. Haredi ailelerde ortalama çocuk sayısı altı civarında.
Bununla birlikte topluluk ciddi ekonomik sorunlarla karşı karşıya.
İsrail Demokrasi Enstitüsünün verilerine göre Harediler arasında yoksulluk oranı yüzde 33 düzeyinde. Bu oran, ultra-Ortodoks olmayan Yahudi nüfusun yoksulluk oranının iki katından fazla.
Haredi erkeklerin yaklaşık yarısı tam zamanlı dini eğitimle ilgilenirken, topluluk içinde özellikle erkeklerin iş gücüne katılımının düşük olması ekonomik bağımlılığı artırıyor.
Bu nedenle devletin dini okullara, ailelere ve çeşitli sosyal programlara sağladığı destekler, Haredi partilerinin siyasi taleplerinde önemli yer tutuyor.
Haredilerin siyasi gücü nereden geliyor?
İsrail’de parlamento seçimleri nispi temsil sistemiyle gerçekleştiriliyor.
120 sandalyeli Knesset’e girebilmek için siyasi partilerin ülke genelindeki oyların en az yüzde 3,25’ini alması gerekiyor.
Partiler kazandıkları sandalye sayısına göre seçim öncesinde belirledikleri aday listelerinden milletvekili çıkarıyor.
Sistem, küçük partilerin parlamentoda temsil edilmesini mümkün kılıyor. Ancak aynı zamanda büyük partilerin tek başına hükümet kurmasını zorlaştırıyor.
İsrail siyasi tarihinde hiçbir parti parlamentodaki sandalyelerin yarısından fazlasını tek başına kazanamadı.
Hükümet kurmak için en az 61 milletvekilinin desteği gerekiyor.
İşte Haredi partilerinin etkisi de burada ortaya çıkıyor.
Oy oranları ülke genelinde sınırlı olsa bile bu partiler, büyük siyasi blokların hükümet kurabilmesi için ihtiyaç duyduğu kritik sandalye desteğini sağlayabiliyor.
Böylece nüfus içindeki ağırlıklarından daha büyük bir siyasi pazarlık gücü elde ediyorlar.
Şas ve Birleşik Tevrat Yahudiliği: İki önemli siyasi aktör
Haredi toplulukların siyasi temsilinde iki parti öne çıkıyor.
Bunlardan ilki, ağırlıklı olarak Kuzey ve Doğu Avrupa kökenli Aşkenaz ultra-Ortodoks Yahudilerin desteklediği Birleşik Tevrat Yahudiliği (UTJ).
İkincisi ise kökleri İber Yarımadası, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'ya uzanan Sefarad ve Mizrahi Yahudiler arasında güçlü bir tabana sahip olan Şas Partisi.
Her iki parti de dini eğitim kurumlarının korunmasını, topluluklarının ekonomik ve sosyal desteklerinin sürdürülmesini ve dini yaşam biçimlerine devlet müdahalesinin sınırlandırılmasını savunuyor.
Şas ve UTJ, 2026 seçimlerinde oylarının parlamentodaki sandalye dağılımına daha etkili yansıması amacıyla artık oy anlaşması yaptı.
Bu anlaşma, benzer seçmen gruplarına seslenen partilerin oy kaybını azaltmayı hedefliyor.
Temmuz 2026’da ise Haredi Kamu Partisi adıyla üçüncü bir siyasi oluşum kuruldu.
Yeni parti, Şas ve UTJ tarafından yeterince temsil edilmediğini düşünen ultra-Ortodoks seçmenlere ulaşmayı amaçlıyor.
İstihdam, yoksulluk, konut ve eğitim sorunlarını öne çıkaran partinin diğer iki büyük Haredi partisinden önemli bir farkı da kadın adaylara seçim listesinde yer vermesi.
Bu gelişme, Haredi toplulukların kendi içinde de siyasi ve toplumsal farklılaşmalar bulunduğunu gösteriyor.
Netanyahu’nun iktidarını koruma hesabı
İsrail siyasetinde son yirmi yılın büyük bölümünde hükümetlere liderlik eden Likud Partisi, Haredi partileriyle uzun yıllardır koalisyon ilişkileri kuruyor.
Binyamin Netanyahu açısından bu ilişkiler yalnızca ideolojik yakınlıkla açıklanmıyor.
Dini partiler, özellikle sağ blokun parlamentoda çoğunluğu sağlayabilmesi için önemli ortaklar olarak görülüyor.
Ancak 7 Ekim 2023 saldırılarının ardından başlayan savaşlar, Gazze'deki yıkım, bölgesel çatışmalar ve hükümetin güvenlik politikalarına yönelik eleştiriler Netanyahu'nun siyasi konumunu zorlaştırdı.
Sağ partiler arasındaki rekabetin artması, Likud'un seçim sonrasında yeniden hükümet kurabilmek için Haredi partilerinin desteğine ihtiyaç duyma olasılığını güçlendirdi.
Bu nedenle askerlikten muafiyet meselesi, Netanyahu açısından yalnızca bir hukuk veya savunma politikası sorunu değil, aynı zamanda siyasi geleceğini belirleyebilecek bir koalisyon pazarlığına dönüşmüş durumda.
Yüksek Mahkeme kararı neden uygulanamıyor?
İsrail’de zorunlu askerlik, Yahudi yurttaşların büyük bölümü için temel bir yükümlülük.
Genellikle 18 yaşında başlayan askerlik hizmeti, erkeklerde yaklaşık üç yıl, kadınlarda ise iki yıl sürüyor.
Askerlik hizmetini tamamlayan kişiler, eğitimlerine ve görevlerine bağlı olarak ilerleyen yıllarda yedek askerlik için yeniden çağrılabiliyor.
Buna karşılık Müslüman ve Hristiyan Arap İsrail vatandaşları genel olarak zorunlu askerlik kapsamı dışında tutuluyor.
Haredi erkekler ise uzun yıllar dini eğitimlerini sürdürmeleri gerekçesiyle fiilen askerlikten muaf tutuldu.
Bu uygulama, dini eğitim kurumlarının devlet tarafından desteklenmesiyle birlikte ultra-Ortodoks toplulukların yaşam biçimini koruyan düzenlemelerden biri haline geldi.
Ancak İsrail Yüksek Mahkemesi, Haziran 2024’te verdiği kararla Haredi erkeklere tanınan genel askerlik muafiyetinin yasal dayanağının bulunmadığına hükmetti.
Karar, dini eğitim gören erkeklerin de diğer yükümlüler gibi askere alınması gerektiği anlamına geliyordu.
Netanyahu hükümeti ise mahkeme kararını uygulamakla dini partilerin muafiyet taleplerini karşılamak arasında sıkıştı.
Haredi erkeklerin askerlikten muafiyetini kalıcı olarak düzenleyen bir yasa çıkarılamaması, Şas ve UTJ'nin 2025 yılında Likud öncülüğündeki koalisyondan ayrılmasına yol açtı.
Buna rağmen mahkeme kararı geniş çaplı askerlik uygulamasına dönüşmedi.
On binlerce kişi askerlik yapmıyor
İsrail’de askerlik yükümlülüğü bulunduğu halde hizmete katılmayan on binlerce erkek bulunuyor. Bunların büyük bölümünü Harediler oluşturuyor.
Buna karşın 2026 yılı içerisinde askerlikten kaçındığı gerekçesiyle gözaltına alınanların sayısı 500'ün altında kaldı.
Haredi topluluklar zorunlu askerliğe karşı kitlesel protestolar düzenlerken, çok sayıda kişi askerlik çağrılarına uymadı.
Netanyahu ise gözaltıların ve zorlayıcı uygulamaların gönüllü katılımı olumsuz etkileyebileceğini savundu.
Başbakan, dini eğitim görmeyen Haredi erkeklerin askere alınması gerektiğini belirtmesine rağmen, geniş kapsamlı zorunlu askerlik uygulamasına mesafeli yaklaştı.
Temmuz 2026’da Haredi partilerin girişimleriyle parlamentodan geçirilen düzenleme, askerlikten kaçınanların gözaltına alınmasını geçici olarak engellemeyi amaçladı.
Ancak bu yasa hükümetin kendi içinde de tartışma yarattı.
Bazı koalisyon milletvekilleri düzenlemeye karşı çıkarken, sağ muhalefet partileri yasanın iptali için yargıya başvurdu.
20 Ekim’de gerçekleşen gözaltılar ise seçimlere günler kala tartışmayı yeniden ülke gündeminin ilk sıralarına taşıdı.
Savaşlar sürerken askerlikte eşitlik tartışması büyüyor
İsrail ordusunun Gazze, Güney Lübnan, İran ve işgal altındaki Batı Şeria'daki askeri faaliyetleri, personel ihtiyacını ve yedek askerler üzerindeki baskıyı artırdı.
Bu durum, zorunlu askerlik yapanlarla muaf tutulanlar arasındaki eşitsizliğe yönelik tepkilerin büyümesine neden oluyor.
Özellikle uzun süreli askerlik hizmeti yapan gençler ve aileleri, yükümlülüğün toplumun farklı kesimleri arasında daha adil paylaşılmasını istiyor.
Pew Research Center'ın 2016 yılında yayımladığı kapsamlı araştırmaya göre Yahudi İsraillilerin yaklaşık yüzde 70'i Haredilerin de zorunlu askerlik yapmasını destekliyordu.
Savaşların yarattığı yeni koşullar, yıllardır devam eden bu tartışmayı daha da görünür hale getirdi.
Haredi topluluklar ise dini eğitim faaliyetlerinin Yahudi toplumuna hizmet niteliği taşıdığını savunuyor.
Bu yaklaşımda dini öğrenim, yalnızca bireysel bir ibadet değil, topluluğun manevi varlığının korunmasına yönelik temel bir sorumluluk olarak görülüyor.
Dolayısıyla tartışma, askerlik yükümlülüğünün ötesinde devletin vatandaşlık anlayışı ile dini toplulukların yaşam biçimleri arasındaki gerilimi de ortaya koyuyor.
Muhalefet Haredilere verilen destekleri hedef alıyor
Netanyahu'nun seçimlerdeki önemli rakiplerinden eski Başbakan Naftali Bennett, Haredilerin askerlik yükümlülüğüne uymamaları halinde topluluklarına sağlanan devlet desteklerinin kesilmesini gündeme getirdi.
Together ittifakının lideri Bennett, askerlikten kaçınmanın kamu kaynaklarıyla desteklenmemesi gerektiğini savunuyor.
Merkez çizgideki Yaşar Partisinin lideri Gadi Eisenkot da askerlik konusunda farklı bir model öneriyor.
Eisenkot'un önerisine göre Haredi erkeklerin yalnızca yüzde 3'üne dini eğitim amacıyla muafiyet tanınabilecek, geri kalanların ise askerlik hizmetine katılması gerekecek.
Bu öneriler, seçim sonrasında kurulabilecek alternatif hükümetlerin Haredi topluluklara yönelik politikalarında önemli değişiklikler yaşanabileceğine işaret ediyor.
Ancak Şas ve Birleşik Tevrat Yahudiliği, askerlik muafiyetinin yasayla güvence altına alınmasını temel koalisyon koşulu olarak ilan etti.
Her iki parti de böyle bir düzenlemeyi taahhüt etmeyen hükümetlere katılmayacaklarını açıkladı.
Bu tutum, seçim sonuçlarından bağımsız olarak hükümet kurma görüşmelerinin en kritik başlıklarından birinin zorunlu askerlik olacağını gösteriyor.
Dini kimlik ile İsrail milliyetçiliği arasındaki farklılık
İsrail sağının bütün siyasi aktörleri aynı ideolojik çizgiyi paylaşmıyor.
Likud'un koalisyon ilişkisi kurduğu milliyetçi partiler, İsrail devletinin gücünü, askeri güvenliği ve Yahudi ulusal kimliğini öne çıkarıyor.
Özellikle Yahudi Gücü Partisi, aşırı milliyetçi ve Kahanist siyasi gelenekle ilişkisi nedeniyle uzun süredir tartışmaların odağında bulunuyor.
Kahanizm, geçmişte ırkçılık gerekçesiyle seçimlere katılması yasaklanan siyasi hareketlerle bağlantılı bir ideolojik geçmişe sahip.
Haredi toplulukların önemli bir bölümü ise Yahudi dini kimliğini modern İsrail devletine bağlılıktan daha öncelikli görüyor.
Ultra-Ortodoks Yahudilerin çoğu kendisini Siyonist olarak tanımlamıyor. Daha küçük bir kesim ise açıkça Siyonizm karşıtı bir tutum benimsiyor.
Bu gruplar arasında İsrail devletinin insan eliyle kurulmasının dini açıdan yanlış olduğunu, Yahudilerin kutsal topraklara dönüşünün ilahi iradeye bırakılması gerektiğini savunanlar da bulunuyor.
Dolayısıyla milliyetçi sağ partilerle Haredi partiler arasında devletin niteliği, askerlik ve dini sorumluluk konusunda önemli farklılıklar var.
Buna rağmen Netanyahu'nun bu partilerle siyasi ortaklık kurabilmesi, İsrail'deki koalisyonların her zaman ideolojik bütünlükten değil, parlamentoda çoğunluk sağlama ihtiyacından doğduğunu ortaya koyuyor.
Haredilerin güçlenmesi İsrail siyasetini nasıl değiştirecek?
Haredi nüfusunun hızla büyümesi, İsrail'in gelecekteki siyasi ve toplumsal yapısı açısından önemli sonuçlar doğurabilecek bir gelişme.
Bugün nüfusun yaklaşık yüzde 14'ünü oluşturan topluluğun 2050'de dörtte birlik bir büyüklüğe ulaşması halinde, seçimlerdeki ağırlığının da artması bekleniyor.
Bu durum, Haredi partilerinin koalisyon pazarlıklarındaki gücünü daha kalıcı hale getirebilir.
Ancak nüfus artışı aynı zamanda yeni sorunları da beraberinde getiriyor.
Düşük istihdam oranları, yüksek yoksulluk, devlet yardımlarına bağımlılık, eğitim sistemindeki farklılıklar ve askerlikten muafiyet talepleri, İsrail'in ekonomik ve toplumsal dengelerini etkilemeye devam edecek.
Devletin artan savunma harcamalarını karşılamaya çalıştığı bir dönemde, toplumun bir bölümünün zorunlu askerlik dışında tutulması ve kamu desteklerinden yararlanması, diğer kesimlerin tepkisini artırıyor.
Öte yandan demokratik temsil ilkesi, büyüyen bir topluluğun parlamentoda nüfusuyla orantılı biçimde temsil edilmesini de gerektiriyor.
Bu nedenle İsrail siyasetinin önündeki temel sorun, Haredilerin siyasi temsil hakkından çok, bu temsil gücünün hangi kamu politikaları için kullanıldığı ve toplumun diğer kesimleriyle nasıl bir uzlaşma kurulabileceği noktasında yoğunlaşıyor.
27 Ekim seçimlerinde asıl sınav: Kim, hangi koşullarla hükümet kuracak?
İsrail'de 27 Ekim seçimlerinin sonucu yalnızca Netanyahu'nun başbakanlık görevini sürdürüp sürdüremeyeceğini belirlemeyecek.
Seçimler, aynı zamanda zorunlu askerlik uygulamasının geleceği, dini eğitim kurumlarının finansmanı, kamu kaynaklarının dağılımı ve devletin farklı topluluklarla kurduğu ilişkiler bakımından da belirleyici olacak.
Netanyahu, Haredi partilerinin desteğini yeniden kazanarak hükümet kurmayı hedeflerken, muhalefet partileri askerlik yükümlülüğünde daha kapsamlı değişiklikler yapılmasını savunuyor.
Şas ve UTJ ise askerlik muafiyetinin yasal güvenceye kavuşturulmasını pazarlık konusu yapmaya devam ediyor.
Bütün bu gelişmeler, İsrail'de küçük siyasi partilerin parlamenter sistem içindeki belirleyici rolünü yeniden gözler önüne seriyor.
Chapman Üniversitesi Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi Hannah Ridge'in değerlendirmesinde de vurgulandığı gibi, Netanyahu'nun Haredi partileriyle ilişkisi ideolojik yakınlıktan çok siyasi stratejiye dayanıyor.
Ridge'e göre Haredi nüfusunun büyümesiyle birlikte bu topluluğun parlamentodaki ağırlığı da artacak. Ancak askerlik muafiyetleri, devlet destekleri ve diğer Yahudi İsraillilerin bu ayrıcalıklara gösterdiği tepki, ülkenin uzun vadeli siyasi sorunlarından biri olmayı sürdürecek.
İsrail'in seçimler öncesindeki temel çelişkisi de burada belirginleşiyor: Savaşların sürdürülmesi için daha fazla asker talep eden siyasi iktidar, hükümet kurabilmek için askerlikten muafiyet isteyen dini partilerin desteğine ihtiyaç duyuyor. Bu çelişkinin nasıl çözüleceği, 27 Ekim sonrasında oluşacak parlamentonun ve kurulacak hükümetin önündeki en önemli sınavlardan biri olacak.
Haberin dayandığı analiz: Hannah Ridge, Chapman Üniversitesi Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi, The Conversation. Metin, analizde yer alan bilgiler temel alınarak Türkçe haber formatında yeniden düzenlenmiştir. Seçim öncesi gelişmeler, aktarılan kaynak metindeki 24 Ekim 2026 itibarıyla bilgiler çerçevesinde ele alınmıştır.





