Adana’nın deprem tehlikesi yalnızca Savrun Fayı ile sınırlı değil. Kent merkezi ve ilçeler; Misis–İmamoğlu, Ceyhan–Karataş, Yumurtalık, Kozan, Toprakkale ve Ecemiş gibi farklı fay sistemlerinin etkisi altında bulunuyor. Kuzey ilçelerindeki hareketlilik dikkat çekerken, uzman değerlendirmeleri yapı güvenliği, zemin koşulları ve bölgedeki fayların ayrıntılı araştırılması gerektiğine işaret ediyor.
Adana ve çevresindeki depremler, kamuoyunda çoğunlukla tek bir soruyla tartışılıyor: “Savrun Fayı kırılacak mı?” Ancak bilimsel çalışmalar, kentin deprem tehlikesinin daha geniş bir fay ağı üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.
Bir deprem kaynağının kent merkezinden uzakta bulunması, Adana’yı etkileyemeyeceği anlamına gelmiyor. Oluşabilecek sarsıntının etkisini; depremin büyüklüğü ve derinliği, uzaklık, kırılma özellikleri, yerel zemin ve yapıların dayanımı birlikte belirliyor.
Adana ve çevresindeki başlıca faylar
Çukurova Üniversitesi araştırmacıları Ulvi Can Ünlügenç ve Ahmet Can Akıncı’nın 2024 tarihli çalışması, bölgedeki başlıca yapıları şöyle ortaya koyuyor:
| Fay veya fay sistemi | Araştırmada belirtilen konumu |
|---|---|
| Misis–Yakapınar / İmamoğlu Fayı | Misis–Yakapınar bölgesinden İmamoğlu yönüne uzanıyor. |
| Ceyhan–Karataş Fayı | Adana’nın doğu ve güneydoğusundaki fay sistemleri arasında bulunuyor. |
| Yumurtalık Fayı | Güneydoğudaki kıyı kesimi ve deniz altındaki devamıyla değerlendiriliyor. |
| Kozan Fayı | Kozan’dan güneybatıya, Çatalan Barajı’nın kuzeyinden Adana Havzası boyunca uzanıyor. |
| Toprakkale Fayı | Osmaniye–Toprakkale çevresinde yer alıyor. |
| Savrun ve Çokak fayları | Havzanın kuzeydoğusundaki tektonik yapılar arasında bulunuyor. |
| Ecemiş Fay Zonu | Adana Havzası’nın batısında; Gülek–Pozantı çevresinde izleniyor. |
Bu liste, bütün fayların aynı ölçüde etkin olduğunu veya yakın zamanda kırılacağını göstermiyor; bölgesel tehlike değerlendirmesinde incelenmesi gereken yapıları tanımlıyor.
Naci Görür’ün uyarısı: Adana Havzası bir bütün olarak değerlendirilmeli
Prof. Dr. Naci Görür, Temmuz 2023’teki açıklamasında, büyük depremlerin komşu faylardaki gerilimi değiştirebildiğine dikkat çekmişti. Bu değişimin bazı faylarda gerilimi artırabileceğini, bazılarında ise azaltabileceğini belirtmişti.
Görür, Adana Havzası’nda Saimbeyli, Savrun, Çokak, Misis, Toprakkale, Yumurtalık ve Karataş gibi çok sayıda fay bulunduğunu hatırlatarak uyarısının belirli bir tarihte deprem olacağı anlamına gelmediğini vurgulamıştı. Açıklamasındaki temel çağrı, yönetimlerin hazırlığı ve binaların deprem performansının değerlendirilmesiydi.
Bu yaklaşım, Adana’daki hareketliliğin yalnızca tek bir fay adına indirgenmemesi gerektiğini gösteriyor. Bununla birlikte stres değişiminin hangi segmentte, ne ölçüde gerçekleştiğini belirlemek ayrı bir bilimsel çalışma gerektiriyor.
Mayıs ve eylül açıklamaları aynı şeyi mi söylüyor?
Görür, 24 Mayıs 2026 tarihli değerlendirmesinde Akoluk–Feke çevresindeki depremi Saimbeyli ve Savrun fay zonları arasında, Saimbeyli’ye daha yakın bir konumda yorumladı. Bölgedeki fayların 2023 depremlerinden etkilenmiş olabileceğini belirterek Adana Havzası açısından olası tehdide dikkat çekti.
21 Eylül 2026 tarihli açıklamasında ise o günkü Saimbeyli depremini Savrun Fay Zonu ile ilişkilendirerek, “Adana’ya doğru ilerleyeceğini sanmıyorum” dedi.
İkinci açıklama, belirli bir deprem ve onun konumuna ilişkin değerlendirmedir. Adana’nın bütün fayları için tehlikenin sona erdiği şeklinde okunamaz. Aynı şekilde mayıstaki uyarı da kesin tarihli bir deprem tahmini değildir.
Savrun konusunda neden farklı bilimsel görüşler var?
Savrun’un güncel etkinliği konusunda hakemli yayınlar arasında da farklılık bulunuyor.
Şule Gürboğa’nın Mart 2025’te Journal of Asian Earth Sciences dergisinde yayımlanan çalışması, fay zonunu aktif sol yanal doğrultu atımlı bir sistem olarak yorumluyor. Araştırmada kuzey, orta ve doğu olmak üzere üç segment tanımlanıyor.
Akıncı ve çalışma arkadaşlarının Haziran 2026’da Acta Geologica Polonica dergisinde yayımlanan araştırması ise incelenen genç çökellerde yakın dönem hareketini gösteren belirgin ötelenme veya bozulma saptamadığını bildiriyor.
Ancak bu araştırma, kullanılan verilerin küçük yer değiştirmeleri ve düşük hızlı hareketleri saptama sınırlarına da dikkat çekiyor. Dolayısıyla gözlenebilir deformasyon bulunmaması, her türlü hareketin kesin biçimde dışlandığı anlamına gelmiyor.
Savrun’un etkinliği ve deprem üretme davranışı konusunda belirsizlik sürüyor. Bu tablo, hem kesin büyük deprem beklentilerine hem de koşulsuz güvence veren açıklamalara ihtiyatla yaklaşmayı gerektiriyor.
Pampal’ın değerlendirmesi: Savrun tartışması diğer fayları gölgelememeli
Prof. Dr. Süleyman Pampal, Mart 2024’te Anadolu Ajansı’na verdiği değerlendirmede Savrun’un etkinliği ve büyük deprem potansiyeline ilişkin yaygın yorumlara katılmadığını belirtmişti.
Bununla birlikte Pampal, Adana’nın deprem tehlikesinden muaf olmadığını vurgulayarak Misis–Andırın, Karataş–Yumurtalık, Kozan, Saimbeyli ve batıdaki fay sistemlerine dikkat çekmişti. Kozan çevresinde araştırdığı Akçalıuşağı Fayı’nın da ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini söylemişti. Aynı dosyada Prof. Dr. Hasan Çetin, kuzeyde Tufanbeyli, Saimbeyli ve Sarız çevresindeki yapıların bölgesel önemine işaret etmişti.
Bu açıklamalar, Savrun üzerindeki görüş ayrılıklarının Adana’nın diğer deprem kaynaklarını gündemden çıkarmaması gerektiğini ortaya koyuyor.
Hareketlilik neyi gösteriyor, neyi göstermiyor?
Kozan çevresindeki 2023 depremleri ile 2026’da Saimbeyli ve yakın çevresinde kaydedilen sarsıntılar, bölgede deprem etkinliğinin sürdüğünü gösteriyor. Ancak deprem merkezinin haritadaki bir fay çizgisine yakın olması, kaynak fayın kesin olarak belirlendiği anlamına gelmez.
Kaynak yapının değerlendirilmesi için deprem konumları ve derinliklerinin, fay geometrisi ve hareket mekanizmasıyla birlikte incelenmesi gerekir. Savrun hakkındaki son araştırmalarda deprem etkinliğinin bu yapıyla ilişkisi de tartışılan konular arasında bulunuyor.
Ayrıca erişilen kayıtlar, Adana’yı çevreleyen bütün faylarda hareketliliğin arttığı sonucunu desteklemiyor. Böyle bir iddia için belirli tarih aralıklarını, aynı büyüklük eşiklerini ve kayıt koşullarını karşılaştıran katalog analizi gerekir.
Küçük depremler büyük deprem tehlikesini ortadan kaldırır mı?
Prof. Dr. Osman Bektaş’ın 4 Ekim’de haberleştirilen değerlendirmesinde, mevcut sarsıntıların büyük bir depremin habercisi olarak görülmemesi gerektiği ve hareketliliğin izlenmesi gerektiği görüşü yer aldı. Bu, uzman değerlendirmesi olarak aktarılmalıdır.
Bununla birlikte “küçük depremler oldu, bütün enerji boşaldı” sonucu çıkarılamaz. USGS, küçük depremlerin çok sayıda olmasına rağmen büyük depremlerin gerektirdiği enerji boşalımını ortadan kaldıracak sayıda olmadığını açıklıyor. Küçük sarsıntılar tek başına büyük depremin kesin habercisi de değildir.
Kent merkezinde zemin kadar bina güvenliği de belirleyici
Adana merkezinde olası hasarı yalnızca fay uzaklığı üzerinden değerlendirmek yeterli değildir. Alüvyal zeminlerde sarsıntının büyümesi, uygun koşullarda sıvılaşma; dağlık kesimlerde ise heyelan ve kaya düşmesi araştırılması gereken tehlikelerdir. Bunların mahalle veya parsel düzeyindeki dağılımı yerel incelemelerle belirlenebilir.
Prof. Dr. İsmail Hakkı Çağatay’ın 2024’te paylaştığı saha değerlendirmesi de yapı güvenliğinin önemini gösteriyor. Çağatay, Adana’da hasarlı ve yıkılmış bazı yapılarda düşük beton kalitesi ve donatı işçiliği sorunları gözlediklerini belirtmişti. Görece daha olumlu zemin koşullarının, yetersiz yapılarda hasarı önlemeye tek başına yetmediğine dikkat çekmişti.
Bu nedenle Seyhan, Yüreğir, Çukurova veya Sarıçam’ın tamamına “güvenli” ya da “tehlikeli” etiketi koymak bilimsel bir değerlendirme değildir. Aynı ilçede zemin ve yapı koşulları değişebilir.
Adana için öncelik: Fay araştırmaları ve yapı güvenliği birlikte ilerlemeli
AFAD’ın vurguladığı gibi deprem tehlike haritası, risk haritası değildir. Olası kayıpların anlaşılması için yapı stoku, nüfus ve altyapı gibi unsurların da değerlendirilmesi gerekir.
Adana açısından mevcut bulgulardan çıkan hazırlık öncelikleri; mahalle ölçeğinde zemin incelemeleri, binaların deprem performansının belirlenmesi, okul ve hastane gibi kritik yapıların değerlendirilmesi, fay araştırmalarının sürdürülmesi ve kuzey ilçelerindeki ulaşım güzergâhlarının yamaç tehlikeleri bakımından incelenmesidir.
Kamuoyunun ihtiyaç duyduğu bilgi, “deprem kesin olacak” veya “tehlike tamamen geçti” açıklamalarından çok, hangi belirsizliklerin araştırıldığı ve hangi somut önlemlerin alındığıdır.





