Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 9 Haziran 2026 tarihli Kışanak ve Tuncel v. Türkiye kararı kararında, tutuklamalara ilişkin gerekçelerin yeterli somutluk taşımadığına hükmederek Türkiye açısından kritik bir içtihada daha imza attı.

Mahkeme, yalnızca bireysel tutuklamaları değerlendirmekle kalmadı; aynı zamanda OHAL dönemine ilişkin derogasyon (askıya alma) rejiminin sınırlarına da dikkat çekti ve daha önce verilen KHK dosyalarına ilişkin kararlara açık biçimde atıf yaptı.

OHAL savunması AİHM’de karşılık bulmadı

Kararda en dikkat çekici başlıklardan biri, Türkiye’nin OHAL nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni askıya alma bildirimine yaptığı dayanma oldu.

DEM Partili Ayten Kordu’dan TBMM’ye “Zorla Kaybetmeler Araştırılsın” Başvurusu
DEM Partili Ayten Kordu’dan TBMM’ye “Zorla Kaybetmeler Araştırılsın” Başvurusu
İçeriği Görüntüle

AİHM, daha önceki içtihadını hatırlatarak:

  • OHAL ilanının tek başına tutuklamaları meşrulaştıramayacağını
  • Her durumda somut ve bireysel gerekçelendirme gerektiğini
  • Derogasyonun sınırsız bir yetki alanı yaratmadığını

vurguladı.

Bu değerlendirme, Mahkeme’nin daha önce verdiği Parıldak v. Türkiye kararı ile doğrudan bağlantılı şekilde yeniden hatırlandı. Söz konusu kararda da AİHM, OHAL bildirimine rağmen uygulanan tutuklamaların Sözleşme standartlarını karşılamadığına hükmetmişti.

“Kişisel sorumluluk kurulmadı” vurgusu

Kışanak–Tuncel kararında Mahkeme, tutuklama gerekçelerinin büyük ölçüde:

  • Belediye başkanlığı görevi
  • Kurumsal sorumluluk varsayımı
  • Genel siyasi faaliyetler

üzerinden kurulduğunu belirtti.

Ancak AİHM’e göre bu yaklaşım yeterli değil:

  • Kararlarda kişisel fiil, talimat veya katkı gösterilmedi
  • Sadece görev pozisyonu üzerinden suç isnadı yapıldı
  • Somut nedensellik bağı kurulmadı

Mahkeme bu nedenle, makul şüphe standardının oluşmadığını ve tutuklamaların AİHS’nin 5. maddesini ihlal ettiğini tespit etti.

KHK içtihadına açık atıf: Parıldak kararı yeniden gündemde

Kararda en önemli hukuki bağlantılardan biri, AİHM’in KHK dosyalarına ilişkin içtihadı oldu.

Mahkeme, özellikle Parıldak v. Türkiye kararı kararına atıf yaparak şu çizgiyi yeniden teyit etti:

  • OHAL kapsamında alınan tedbirler de denetime tabidir
  • Bireysel durum analiz edilmeden verilen tutuklama kararları Sözleşme’ye aykırı olabilir
  • Genel güvenlik gerekçeleri otomatik meşruiyet sağlamaz

Bu atıf, KHK davalarının yalnızca disiplin veya idari süreçlerle sınırlı değil, doğrudan insan hakları yargısının merkezinde değerlendirildiğini bir kez daha ortaya koydu.

DTK ve siyasi faaliyetler değerlendirmesi

Kararda ayrıca, sanıkların Demokratik Toplum Kongresi (DTK) etkinlikleri ve siyasi konuşmalarının tutuklama gerekçesi yapılmasına da değinildi.

AİHM, bu faaliyetlerin:

  • Tek başına suç bağlantısı oluşturmadığını
  • Demokratik ifade ve örgütlenme alanı içinde değerlendirilmesi gerektiğini
  • Ceza hukuku ile otomatik ilişkilendirilemeyeceğini

belirtti.

“Makul şüphe standardı oluşmadı”

Kararın özünde Mahkeme şu sonuca ulaştı:

  • Tutuklama kararları somut delile dayanmıyor
  • Bireysel sorumluluk gösterilmiyor
  • Siyasi faaliyetler suç bağlantısı olarak kabul ediliyor
  • Bu nedenle “objective observer” açısından makul şüphe oluşmuyor

Bu gerekçelerle AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesinin ihlal edildiğine hükmetti.

Hukuk çevreleri için kritik mesaj

Karar, yalnızca iki siyasetçiye ilişkin bir bireysel başvuru olmaktan öte, AİHM’in son yıllarda geliştirdiği çizginin devamı olarak değerlendiriliyor.

Özellikle üç nokta öne çıkıyor:

  • OHAL rejimi → sınırsız yetki değil
  • KHK uygulamaları → bireysel inceleme zorunlu
  • Siyasi faaliyetler → otomatik suçlama konusu olamaz

İçtihadın genişleme ihtimali

Hukuk çevrelerine göre bu kararın ardından, AİHM’in benzer dosyalarda:

  • suçun manevi unsuru (kast)
  • siyasi aidiyetin ceza hukukuna etkisi
  • görev nedeniyle sorumluluk tartışmaları

gibi alanlarda daha ayrıntılı bir standarda yönelmesi bekleniyor.

Bu kapsamda, özellikle Türkiye’den gelen başvurularda içtihadın Selahattin Demirtaş (no. 4) çizgisi ile daha da birleşmesi olasılığı dile getiriliyor.

Sonuç

Kışanak–Tuncel kararı, AİHM’in Türkiye’ye yönelik OHAL ve tutuklama dosyalarında geliştirdiği yaklaşımın devamı niteliğinde görülüyor. Mahkeme, hem bireysel sorumluluk ilkesini hem de KHK/OHAL rejiminde dahi geçerli olan insan hakları standartlarını yeniden ve güçlü biçimde vurgulamış oldu.

(Derogasyon, hukuki ve ticari bağlamda ayrıklık, istisna veya mevcut kuralların geçici olarak askıya alınması anlamına gelir.)

Muhabir: Güven BOĞA