DEM Parti, 4 Kasım 2016’da HDP’li siyasetçilerin gözaltına alınması ve tutuklanmasıyla başlayan sürecin 10. yılında Adalet Bakanlığı önünde açıklama yaptı. Grup Başkanvekilleri Sezai Temelli ve Gülistan Kılıç Koçyiğit, AİHM ve AYM kararlarının uygulanmasını, Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta olmak üzere siyasi mahpusların serbest bırakılmasını, kayyım uygulamalarının sona erdirilmesini ve İmralı’ya yönelik görüşme başvurularının işleme alınmasını istedi. Açıklamada, barış sürecinin ilerlemesi için hukukun üstünlüğünün tesis edilmesi gerektiği vurgulandı.
5 Kasım 2026 | Ankara
DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri, Ankara İl Örgütü, Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli ile milletvekilleri, 4 Kasım 2016'da HDP'li siyasetçilere yönelik gerçekleştirilen gözaltı ve tutuklamaların yıldönümü dolayısıyla Adalet Bakanlığı önünde bir araya geldi.
DEM Parti'nin “4 Kasım siyasi darbesi” olarak nitelendirdiği sürecin 10. yılında yapılan açıklamada, yargı bağımsızlığı, siyasi tutukluluklar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının uygulanmaması, kayyım politikaları ve devam eden barış süreci gündeme getirildi.
Açıklamada konuşan Sezai Temelli, Türkiye'de yargının siyasete müdahalesinin uzun yıllardır arttığını savunurken, Gülistan Kılıç Koçyiğit ise barış sürecine duyulan toplumsal güvenin güçlendirilmesi için hükümetin somut hukuki ve siyasi adımlar atması gerektiğini söyledi.
Temelli: 4 Kasım 2016'da yargı siyasete en büyük müdahalelerinden birini gerçekleştirdi
DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, konuşmasına Türkiye'deki adalet sistemini eleştirerek başladı. Ülkede yaşanan adaletsizliklerin yargı bağımsızlığına yönelik güveni ortadan kaldırdığını savunan Temelli, 4 Kasım 2016'da yaşananları siyasi bir darbe olarak değerlendirdi.
Temelli, şöyle konuştu:
“Türkiye'de çok büyük adaletsizlikler yaşanıyor. Dolayısıyla Türkiye'de artık yargının tarafsız ve bağımsız olduğundan bahsetmek mümkün değil. Uzun yıllardır yargının siyasete müdahalesi artarak devam ediyor. Bundan tam 10 yıl önce bu ülkede siyasi bir darbe gerçekleşti. Yargı siyasete tarihin en büyük müdahalesini gerçekleştirdi.”
4 Kasım'a giden sürecin milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasıyla başladığını belirten Temelli, bu düzenlemenin siyaseti vesayet altına alma anlayışının sonucu olduğunu ifade etti.
“4 Kasım 2016'da gözaltılarla beraber Türkiye'de adalet sisteminin çöküşünü hep birlikte izledik. O günden bugüne ülkenin her yerini büyük bir adaletsizlik kapladı” diyen Temelli, Adalet Bakanlığı'nın öncelikli görevinin hukuksuzlukları sona erdirmek olması gerektiğini söyledi.
“Kobanî Davası, yargının siyasete müdahalesinin en açık örneklerinden biri”
Temelli, siyasi davaların sona erdirilmesi ve mahkemelerin siyasi müdahalelerden arındırılması gerektiğini belirterek Kobanî Davası'nı örnek gösterdi.
“Artık kumpas davalarına son vermek gerekiyor. Mahkemelerin siyasete müdahale etme anlayışından kurtarılması gerekiyor. Mahkemelerin hukuksuzluk üreten sonuçları ülkeyi büyük bir çöküşe sürükledi. Kobanî Kumpas Davası da bu kötülüğü en iyi açıklayan davadır.”
Temelli, yargı kararlarının siyasi yaşam üzerindeki etkilerinin yalnızca yargılanan kişilerle sınırlı olmadığını, demokratik siyasetin bütününü etkilediğini savundu.
“AYM ve AİHM kararlarını tanımayan mahkemelere karşı neden sessiz kalınıyor?”
Konuşmasında Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmamasına geniş yer ayıran Temelli, bunun hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığını söyledi.
“Mahkemeler, AİHM ve AYM kararlarını tanımıyor. Bu tanımazlığın sonucunda adaletsizlik dalga dalga yayılıyor. Anayasayı tanımayan bir mahkeme olabilir mi?”
Adalet Bakanı'nın aynı zamanda Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Başkanı olduğunu hatırlatan Temelli, yargının etik ilkeleri ve anayasal yükümlülükleri konusunda Bakanlığın sorumluluk taşıdığını belirtti.
Temelli, Adalet Bakanlığı'na şu soruları yöneltti:
“Siz aynı zamanda HSK Başkanısınız. Yargının etik kurallarının nasıl olması gerektiğine karar veren bir yerdesiniz. Dolayısıyla AYM kararlarını tanımayan bir mahkemeye karşı böyle sessiz kalabilir misiniz? AİHM kararlarını tanımayan mahkemelere karşı durabilir misiniz?”
AİHM kararlarına rağmen Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ'ın cezaevinde tutulmasını eleştiren Temelli, siyasi tutuklulukların demokratik siyasetin önündeki engellerden biri olduğunu söyledi.
“Siyasi tutsaklığın olduğu bir ülkede yaşamak istemiyoruz. Bir ülkede siyasi tutsaklar varsa o ülkede siyasetin özgürlüğünden bahsetmek mümkün değildir. Bu anlayışa son verilmelidir. Bu anlayışa son verilmedikçe Türkiye'de siyasetin önünün açılması ve sorunların son bulması mümkün değil.”
“Barış süreci, geçmişin adaletsizlikleriyle yüzleşmek için önemli bir fırsat”
Türkiye'nin uzun yıllardır devam eden siyasi ve hukuki sorunlardan çıkış aradığını belirten Temelli, bunun ilk adımının AYM ve AİHM kararlarının uygulanması olduğunu söyledi.
Yüksek mahkeme kararlarına uymayanlar hakkında gerekli soruşturmaların açılması gerektiğini ifade eden Temelli, İmralı'daki uygulamalar ile Türkiye'deki siyasi gelişmeler arasında bağlantı kurdu.
“Türkiye 27 yıldır İmralı tecrit düzeninin altında buralara geldi. 2016'daki siyasi darbenin de dayandığı referans buydu. Ama şimdi bir sürecin içindeyiz. Dolayısıyla geçmişin muhasebesini yaparak tüm bu sorunlardan kurtulmak için çok önemli bir fırsat var.”
Temelli, siyasi tutuklulukların ve kayyım uygulamalarının sona erdirilmesini, barış sürecinin ilerleyebilmesi açısından gerekli gördüklerini belirtti.
Barış Annelerinin İmralı talebi: “Dilekçeleri işleme koyun”
Sezai Temelli, hafta boyunca Ankara'da çeşitli görüşmeler gerçekleştiren Barış Annelerinin taleplerini de gündeme taşıdı.
Barış Annelerinin barışın hayata geçirilmesi ve görüşme kanallarının açılması için çağrıda bulunduğunu belirten Temelli, Adalet Bakanlığı'na yapılan İmralı görüşme başvurularının sonuçlandırılmasını istedi.
“Adalet Bakanlığına geldiklerinde çok önemli bir mesaj verdiler. Biz İmralı'ya gidip Sayın Öcalan ile görüşmek istiyoruz dediler. Biz de istiyoruz. İçeride binlerce dilekçemiz var. İmralı'nın kapılarının artık tamamıyla açılmasını istiyoruz.”
Abdullah Öcalan'ın yürütülen sürecin başmüzakerecisi olduğunu ifade eden Temelli, müzakerelerin demokratik ve toplumsal katılıma açık hale getirilmesi gerektiğini savundu.
“Sayın Öcalan'ın yaşam ve çalışma koşullarının özgürleştirilmesi gerekiyor. Bu süreç sağlıklı ilerleyebilirse sorunların ortadan kalkabileceğine inanıyoruz. Ancak dilekçelerimiz hâlâ içeride.”
Temelli, görüşme taleplerinin yalnızca Barış Anneleri ve siyasetçilerle sınırlı olmaması gerektiğini belirterek akademisyenlerin, gazetecilerin ve konuyla ilgilenen toplum kesimlerinin de sürece katılabilmesini istedi.
“Adalet Bakanlığına sesleniyoruz. Bu dilekçeleri işleme koyun. Anneler İmralı'ya gitsin. Siyasetçiler İmralı'ya gitsin, akademisyenler, gazeteciler, toplumda bu mesele ile ilgilenen herkes bu müzakerenin bir parçası olsun.”
Temelli, konuşmasının bu bölümünü şu sözlerle tamamladı:
“Nasıl ki adaletsizliğe dair her yol Adalet Bakanlığının önünden geçiyorsa demokrasi ve barışa dair de her yol İmralı'dan geçiyor. O yüzden İmralı'nın kapılarını açın.”
Koçyiğit: Demokratik siyasetin önü açılmadan barış nasıl sağlanacak?
DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ise konuşmasında barış sürecinin demokratikleşme ve hukukun üstünlüğüyle birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı.
Türkiye'de adalete olan güvenin ciddi biçimde zedelendiğini savunan Koçyiğit, Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat 2025'te yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı'nı hatırlattı.
“27 Şubat 2025 tarihinde Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı'nı yaptı Sayın Öcalan. O günden beri bu ülkeye tek bir cenaze gelmedi. Barışa dair umudumuzu diri tutmaya çalışıyoruz. Demokratik siyasette ısrarcı olup bu süreci derinleştirmeye çalışıyoruz.”
Koçyiğit, siyasi mahpusların cezaevinde tutulması, kayyım uygulamalarının sürdürülmesi ve seçilmiş milletvekili Can Atalay'ın durumunun barış sürecine yönelik güveni olumsuz etkilediğini belirtti.
“Cezaevlerinde siyasi mahpuslar varken nasıl barış olacak diye soruyorlar. Kayyım uygulamasında ısrar eden bu anlayışla nasıl olacak diye soruyorlar. Can Atalay'ı cezaevinde tutarak, vekilliğini tanımayarak nasıl olacak?”
Bu soruların yalnızca muhalefet tarafından değil, toplumun farklı kesimlerince de dile getirildiğini ifade eden Koçyiğit, hükümete ve Adalet Bakanlığı'na seslendi:
“Demokratik bir düzleme dönmeden, hukukun üstünlüğünü tesis etmeden, yargıyı siyasetten arındırmadan nasıl olacak? Biz de buradan bunu hükümete ve Adalet Bakanlığına soruyoruz.”
“Sürece destek yüksek ama güven yerlerde”
Gülistan Kılıç Koçyiğit, barış sürecinin ilerleyebilmesi için toplumsal güvenin yeniden tesis edilmesi gerektiğini söyledi.
Ülkede ekonomik kaynakların kötüye kullanıldığı iddialarına karşı yeterli işlem yapılmadığını savunan Koçyiğit, buna karşılık demokratik siyaset yürüttükleri için cezaevinde bulunan kişilerin özgürlüklerinden yoksun bırakılmasını eleştirdi.
“Bugün Türkiye'nin en büyük vurgununu yapanlara, bu ülkenin öz kaynaklarını alıp götürenlere hiçbir şey yapılmazken, sadece siyaset yaptığı için, daha özgür, eşit, demokratik bir ülkede yaşamak için mücadele eden arkadaşlarımız hâlâ demir parmaklıkların arkasında. Soruyoruz, bu hukuk mu, adalet mi?”
Koçyiğit, Adalet Bakanlığı'nın idari işlemleri ve hukuki uygulamalarıyla barış sürecine duyulan güveni artırabileceğini belirtti.
“İdari iş ve işlemlerinizle, hukuksal kararlarınızla bu sürece güveni artırabilirsiniz. Sürecin toplumsallaşması için elinizi taşın altına koyabilirsiniz. Yargının verdiği hukuksuz kararların arkasında durmayarak sürece güveni tesis edebilirsiniz.”
Barış sürecine verilen destek ile hükümete duyulan güven arasında fark bulunduğunu savunan Koçyiğit, bu durumu şöyle ifade etti:
“Sürece destek yüksek ama güven yerlerde. Herkes AKP'nin politikalarına dair yazıyor ve diyor ki 'Nasıl güveneceğim?'”
“Konuşanı, yazanı, söz söyleyeni cezaevine koyuyorsunuz”
Koçyiğit, konuşmasının devamında ifade özgürlüğü, demokratik haklar ve ekonomik adalet konularına değindi.
İktidarın eleştirel görüşlere yönelik uygulamalarını eleştiren Koçyiğit, bu politikaların yalnızca bireysel özgürlükleri değil, ülkenin ekonomik ve toplumsal yapısını da etkilediğini savundu.
“Faşizan bir akılla konuşanı, yazanı, çizeni, söz söyleyeni cezaevine koyuyorsunuz ama bir taraftan da bu ülkenin belini doğrultamayacak şekilde ekonomisine, toplumsal yapısına, adaletine, hukuk düzenine darbe üzerine darbe yapıyorsunuz.”
Türkiye'de yaşanan sorunların toplumun tamamını ilgilendirdiğini belirten Koçyiğit, hukuksuzluk ve yolsuzluk iddiaları karşısında mücadele etmeyi sürdüreceklerini ifade etti.
“Biz bunu kabul etmiyoruz. Bu ülke hepimizin. Bu ülkede olan her şey bizi ilgilendirir. Her hukuksuzluğun, her vurguncunun karşısında durmaya devam edeceğiz. Halkın haklarını savunmaya, barışı, demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz.”
Barış Annelerinin Ankara temasları: “Artık sözün ötesine geçilmeli”
Gülistan Kılıç Koçyiğit, Barış Annelerinin Ankara'da gerçekleştirdiği görüşmelerin önemine de dikkat çekti.
Barış Annelerinin TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ve Adalet Bakanı ile görüşerek barış sürecinin ilerletilmesine ilişkin taleplerini ilettiğini belirten Koçyiğit, bu görüşmelerin somut sonuçlara dönüşmesi gerektiğini söyledi.
“Barış Anneleri, barışı ilerletin dediler. Adım atın dediler. Görüşmeler yaptılar. Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş ile görüşüp taleplerini söylediler. Adalet Bakanı ile de görüştüler. Ama bunlar artık sözün ötesine geçmeli.”
Sürecin sorunsuz ilerlediği yönündeki değerlendirmelerin sahadaki beklentileri karşılamadığını savunan Koçyiğit, “Her şey yolunda diyerek, yolunda olmadığını birilerinin görmesi gerekiyor. Bizim de her şey yolunda dememiz için adım atılması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Demirtaş ve Yüksekdağ için özgürlük, hasta mahpuslar için tahliye çağrısı
Koçyiğit, Adalet Bakanlığı önündeki açıklamada cezaevlerine ilişkin talepleri de sıraladı.
Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ'ın serbest bırakılmasını isteyen Koçyiğit, siyasi mahpusların özgürlüklerine kavuşması, hasta mahpusların tahliye edilmesi ve cezaevlerindeki idare ve gözlem kurullarının keyfî olduğunu belirttiği kararlarının sona erdirilmesi gerektiğini söyledi.
Koçyiğit, hukukun üstünlüğünün tesis edilmesinin barış sürecinin temel koşullarından biri olduğunu vurgulayarak Adalet Bakanlığı'na çağrıda bulundu:
“Demirtaş ve Yüksekdağ'ın özgürlüğünden tutalım bütün siyasi mahpusların özgürlüklerine kavuşmasına, hukukun üstünlüğünün tesis edilmesine, hasta mahpusların bir an önce serbest bırakılmasına, idare ve gözlem kurullarının keyfî kararlarının artık ortadan kaldırılmasına ilişkin çağrımızı Adalet Bakanlığının önünden yapıyoruz.”
Koçyiğit, bu taleplerin karşılanmaması halinde sorumluların tarih karşısında hesap vermek durumunda kalacağını ifade etti.
“86 milyon insanın insanca yaşaması için mücadele edeceğiz”
Açıklamasının sonunda Türkiye toplumunun barış sürecinin ilerlemesini ve demokratik mücadele kanallarının açılmasını beklediğini belirten Gülistan Kılıç Koçyiğit, barışın toplumun tamamının ortak geleceğiyle ilgili olduğunu söyledi.
“Herkesin umudu, barış sürecinin iyi gitmesi. Demokratik mücadele kanalları açılsın diye bekliyor Türkiye halkları. Bunu kimse 86 milyondan esirgememeli. Hepimiz bu ülke insanına onurlu barışı borçluyuz.”
DEM Parti'nin demokratik haklar, hukuk devleti ve barış taleplerini Meclis'te ve toplumsal mücadele alanlarında dile getirmeye devam edeceğini belirten Koçyiğit, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“86 milyon insanın insanca yaşaması için mücadele etmeye devam edeceğiz. Sesimizi sokaklarda, Meclis'te, alanlarda duyurmaya devam edeceğiz. Haksız ve hukuksuz uygulamaların son bulması için mücadele edeceğiz.”
4 Kasım 2016'da ne olmuştu?
4 Kasım 2016'da, aralarında dönemin HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ'ın da bulunduğu HDP'li milletvekillerine yönelik gözaltı işlemleri gerçekleştirilmiş, çok sayıda siyasetçi tutuklanmıştı.
Operasyonların öncesinde, Mayıs 2016'da TBMM'de kabul edilen anayasa değişikliğiyle milletvekillerine ait belirli dosyalar bakımından yasama dokunulmazlığı kaldırılmıştı.
HDP ve devamındaki siyasi geleneği temsil eden DEM Parti, 4 Kasım operasyonlarını demokratik siyasete yönelik bir müdahale olarak değerlendiriyor ve yıldönümünü “4 Kasım siyasi darbesi” olarak anıyor.
Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ'ın tutuklulukları, Kobanî Davası ve AİHM kararlarının uygulanması tartışmaları, aradan geçen 10 yılda Türkiye'nin hukuk ve siyaset gündemindeki başlıca konular arasında yer aldı.
DEM Parti'nin 5 Kasım 2026'da Adalet Bakanlığı önünden yaptığı açıklamanın merkezinde ise üç temel talep bulunuyor: AYM ve AİHM kararlarının uygulanması, siyasi mahpusların özgürlüklerine kavuşması ve barış sürecinin hukuki güvencelerle, toplumsal katılıma açık biçimde ilerletilmesi.





