Helen Millman, Martin Siegert ve Richard Alley tarafından kaleme alınan yeni bilimsel değerlendirme, küresel deniz seviyesi artışına ilişkin beklentilerde kritik bir kırılma yaşandığını ortaya koydu. Araştırmaya göre, daha önce mümkün görülen en düşük riskli senaryolar artık gerçekçi olmaktan uzaklaşıyor.
Buzul Çağından Günümüze: Deniz Seviyesi Nasıl Değişti?
Bilim insanları, bugünkü durumu anlamak için yaklaşık 20 bin yıl öncesine, son buzul çağına işaret ediyor. O dönemde Dünya’nın ortalama sıcaklığı günümüze kıyasla yaklaşık 5°C daha düşüktü. Kanada, Kuzey Avrupa ve diğer geniş bölgeler dev buz tabakalarıyla kaplıydı.
Bu buz kütleleri, okyanuslardan buharlaşan suyun kar olarak düşmesi ve binlerce yıl boyunca birikmesiyle oluştu. Suyun büyük bölümü buz içinde hapsolduğu için deniz seviyesi yaklaşık 130 metre daha düşüktü. Bu durum, kıyı şeritlerini köklü biçimde değiştirirken, bugün su altında kalan birçok alan o dönemde kara parçasıydı.
Yaklaşık 20 bin ile 10 bin yıl önce sıcaklıkların artmasıyla buzullar eridi ve deniz seviyesi yükseldi. Bu süreç, kıyı ovalarını ve nehir vadilerini sular altında bırakarak bugünkü kıyı coğrafyasını şekillendirdi.
Deniz Seviyesi Yükselişinin Üç Temel Nedeni
Araştırma, günümüzde deniz seviyesinin yükselmesine yol açan üç ana faktörü ortaya koyuyor:
- Termal genleşme: Okyanus suları ısındıkça hacmi genişliyor.
- Dağ buzullarının erimesi: Dünya genelindeki yüz binlerce buzul denizlere su ekliyor.
- Kutup buz tabakalarının kaybı: Grönland ve Antarktika’daki dev buz kütleleri hızla küçülüyor.
1850 yılından bu yana fosil yakıt kullanımı nedeniyle atmosferdeki sera gazı yoğunluğu milyonlarca yıldır görülmemiş seviyelere ulaştı. Bu süreçte küresel sıcaklık yaklaşık 1,5°C arttı ve deniz seviyesi 20 santimetreden fazla yükseldi.
Son 30 Yılda Hızlanan Kriz
Bilim insanlarının dikkat çektiği en çarpıcı noktalardan biri, değişimin hızındaki artış oldu. 1850’den bu yana gerçekleşen toplam deniz seviyesi yükselişinin yaklaşık yarısı yalnızca son 30 yılda meydana geldi.
Bu dönemde:
- Grönland ve Antarktika’nın katkısı, diğer tüm buzulların toplamını aştı
- Kutup buzlarının etkisi, okyanus ısınmasını geride bıraktı
- Antarktika’daki buz kaybı, 30 yıl öncesine göre yaklaşık 6 kat arttı
Araştırma, küçük buzulların tamamen erimesi halinde deniz seviyesinin yaklaşık 24 cm yükseleceğini, buna karşılık kutup buz tabakalarının erimesi durumunda bu artışın 65 metreyi aşabileceğini vurguluyor.
Kritik Bölgelerde Geri Dönüşsüz Süreçler
Çalışmada özellikle Batı Antarktika’nın Amundsen Denizi bölgesi ile Grönland buz örtüsünün kenarlarının kırılganlığına dikkat çekiliyor. Bu bölgelerde başlayan geri çekilme süreçlerinin, kendi kendini hızlandıran dinamikleri tetikleyebileceği belirtiliyor.
Araştırmaya göre, bu tür süreçler başladıktan sonra durdurulması mümkün olmayabilir ve uzun vadede metrelerce deniz seviyesi artışına yol açabilir.
IPCC Tahminleri ve Artan Risk
Bilim insanları, mevcut gözlemlerin Intergovernmental Panel on Climate Change (IPCC) tarafından sunulan orta ve yüksek senaryolarla uyumlu olduğunu belirtiyor. Buna göre:
- 2100 yılına kadar deniz seviyesinin 0,5 metreden fazla yükselmesi giderek daha olası
- Bu durum, kıyı bölgelerinde büyük ölçekli yer değiştirmelere yol açabilir
- Birçok kıyı alanı ciddi ekonomik maliyetlerle terk edilmek zorunda kalabilir
Emisyonlar ve Gelecek Senaryosu
Araştırma, küresel ısınmanın seyrinin hâlâ insan faaliyetlerine bağlı olduğunu vurguluyor. Net sıfır emisyon hedefine ulaşıldığında, küresel sıcaklık artışının kısa sürede durabileceği ifade ediliyor.
Ancak mevcut ulusal taahhütler ile bilimsel öneriler arasında önemli bir fark bulunuyor. Mevcut politikaların dünyayı yaklaşık 3°C’lik bir ısınma yoluna soktuğu belirtiliyor.
Bu bağlamda, Grönland buz örtüsünün geri döndürülemez kaybı için kritik eşik değerinin 1,7°C ile 2,3°C arasında olduğu hatırlatılıyor.
Kıyı Şeritleri Yeniden Şekilleniyor
Bilim insanları, kıyı şeritlerinin sabit olmadığını, geçmişteki iklim değişimlerinin ürünü olduğunu ve günümüzdeki ısınma ile yeniden şekillendiğini belirtiyor.
Araştırma, artık temel sorunun deniz seviyesinin yükselip yükselmeyeceği değil;
- ne kadar yükseleceği,
- ne kadar hızlı yükseleceği
- ve bunun yol açacağı hasarın ne ölçüde kabul edileceği
olduğunu ortaya koyuyor.
Eylemlerin gecikmesi durumunda, kıyı bölgelerinin daha büyük bir kısmının deniz seviyesindeki artış karşısında kaybedileceği ifade ediliyor.




