Kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda kabul edilerek yürürlüğe girdi. Yasanın ardından sürecin uygulanmasını ve kurumlar arası koordinasyonu sağlamak amacıyla oluşturulan kurul ilk toplantısını gerçekleştirirken, dört alt komisyonun kurulması kararlaştırıldı. Tam da bu aşamada, OHAL döneminde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) kamu görevlerinden ihraç edilen binlerce kişinin yaşadığı hak kayıplarının da sürecin dışında bırakılmaması gerektiği yönündeki çağrılar yeniden gündeme geliyor. KHK’lilerin temel talebi açık: Toplumsal bütünleşme yalnızca silahların ve şiddetin sona ermesiyle değil, yıllardır çözülemeyen adalet sorunlarının giderilmesiyle mümkün olabilir. Çerçeve Yasa sonrası süreç başladı 7595 sayılı Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, 18 Ağustos itibarıyla yürürlüğe girdi. Yasanın yürürlüğe girmesinin ardından oluşturulan kurul, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde ilk toplantısını yaptı. Toplantıya Adalet Bakanı Akın Gürlek, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hakkı Susmaz ve MGK Genel Sekreteri Okay Memiş katıldı. Toplantının ardından yapılan açıklamada, sürecin hukuki altyapısının oluşturulduğu ve devlet kurumlarının koordinasyon içinde çalışacağı belirtildi. Bu açıklama, Çerçeve Yasa'nın artık yalnızca Meclis'te görüşülen bir metin olmaktan çıktığını, uygulama ve takip döneminin başladığını ortaya koydu. Dört alt komisyon oluşturuldu İlk toplantıda kurulun çalışmalarını yürütmek üzere dört ayrı alt komisyon oluşturulması kararlaştırıldı. Bunlar: Adli ve Hukuki İşler Koordinasyon Alt Komisyonu İzleme ve Tespit Alt Komisyonu Sosyal Uyum ve Bütünleşme Alt Komisyonu Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu Bu komisyonların görev alanları, Çerçeve Yasa'nın toplumsal etkisinin yalnızca güvenlik politikalarıyla sınırlı kalmaması açısından kritik önem taşıyor. Özellikle Adli ve Hukuki İşler Koordinasyon Alt Komisyonu ile Sosyal Uyum ve Bütünleşme Alt Komisyonu, yıllardır çözülemeyen hak ihlalleri ve adalet sorunlarının ele alınması bakımından önemli bir zemin oluşturuyor. KHK’liler için yeni bir fırsat mı? OHAL döneminden bu yana yaklaşık 10 yıl geçti. KHK'lerle kamu görevlerinden ihraç edilen binlerce kişi açısından ise süreç hâlâ kapanmış değil. İhraçların ardından yalnızca iş kaybı yaşanmadı; ekonomik sorunlar, sosyal dışlanma, mesleki hak kayıpları, psikolojik baskılar ve uzun yıllar devam eden hukuki mücadeleler KHK'lilerin yaşamlarının bir parçası haline geldi. Bazı kişiler yıllar sonra göreve iade edilirken, bazıları hakkında verilen iade kararları yaşamlarını yitirmelerinin ardından çıktı. Bu nedenle KHK meselesi artık yalnızca geçmişte yaşanan OHAL uygulamalarının bir sonucu olarak değerlendirilemez. Bugünün hukuk devleti, adalet ve toplumsal bütünleşme tartışmasının da bir parçasıdır. “Toplumsal barış, kimseyi yok sayarak kurulamaz” KHK'lilerin dikkat çektiği temel nokta tam da burada ortaya çıkıyor. Türkiye'de toplumsal barış ve bütünleşme hedefleniyorsa, farklı kesimlerin yaşadığı hak kayıplarının da görülmesi gerektiği belirtiliyor. KHK'lilere göre; Hukuk önünde eşitlik sağlanmadan, adalet duygusu güçlendirilmeden ve yıllardır devam eden hak kayıpları giderilmeden toplumsal bütünleşmenin kalıcı hale gelmesi mümkün değil. Bu nedenle Çerçeve Yasa kapsamında oluşturulan mekanizmaların yalnızca güvenlik ve silahsızlanma başlıklarına odaklanmaması, aynı zamanda adalet, hukuk, eşitlik ve sosyal bütünleşme boyutlarını da ele alması isteniyor. “Cezada adalet, infazda eşitlik” KHK'lilerin gündeme getirdiği bir başka başlık ise cezaevlerinde bulunan KHK'li mahpusların durumu. Terör ve silahsızlanma sürecine ilişkin yeni hukuki düzenlemeler yapılırken, herhangi bir şiddet eylemine katılmamış, eline silah almamış kişilerin durumunun da hukuk ve eşitlik ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği savunuluyor. Buradaki temel talep ise şu ifadeyle özetleniyor: “Cezada adalet, infazda eşitlik.” KHK'liler, adli veya siyasi nitelikteki dosyalarda bulunan KHK'li mahpusların yeni düzenlemelerin dışında bırakılmasının toplumda yeni bir adaletsizlik duygusu yaratabileceği uyarısında bulunuyor. KHK sorunu neden komisyonların gündemine girmeli? Çerçeve Yasa'nın adında doğrudan “toplumsal bütünleşme” vurgusu bulunuyor. Bu nedenle KHK'liler açısından temel soru şu: Toplumsal bütünleşme hedeflenirken, 10 yıldır hak mücadelesi veren on binlerce insan bu sürecin neresinde olacak? KHK'liler, özellikle Adli ve Hukuki İşler Koordinasyon Alt Komisyonu ile Sosyal Uyum ve Bütünleşme Alt Komisyonu'nun bu soruya yanıt vermesi gerektiğini belirtiyor. Bu kapsamda; KHK ile ihraç edilen kamu emekçilerinin uğradığı hak kayıplarının giderilmesi, Göreve iadelerin hızlandırılması, İhraçların hukuki sonuçlarının ortadan kaldırılması, AYM ve AİHM kararlarının eksiksiz uygulanması, KHK'li mahpusların adil yargılanma ve infaz koşullarının değerlendirilmesi, Mesleki ve sosyal hak kayıplarının giderilmesi, OHAL döneminde ortaya çıkan kalıcı hak kısıtlamalarının sona erdirilmesi gibi başlıkların gündeme alınması isteniyor. Adalet olmadan barış eksik kalır KHK'lilerin talepleri yalnızca kendi haklarının iadesiyle sınırlı değil. Yapılan çağrılarda, Türkiye'nin gerçek anlamda demokratik ve barışçıl bir geleceğe ulaşabilmesi için hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Kayyım uygulamalarının sona erdirilmesi, demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması, düşünce ve ifade özgürlüğünün güvence altına alınması, toplantı ve gösteri hakkının korunması, sendikal özgürlüklerin güçlendirilmesi ve eşit yurttaşlık anlayışının hayata geçirilmesi de bu çerçevede sıralanan başlıklar arasında. Çünkü toplumsal barış yalnızca çatışmanın sona ermesi değil; adaletsizliklerin giderilmesi, insanların kendisini eşit yurttaş olarak hissetmesi ve hukukun herkes için aynı şekilde işlemesi anlamına geliyor. TBMM’ye ve komisyonlara çağrı: “KHK’lileri unutmayın” Çerçeve Yasa'nın yürürlüğe girmesi ve dört alt komisyonun çalışmalarına başlamasıyla birlikte KHK meselesi açısından yeni bir tartışma zemini oluşmuş durumda. KHK'lilerin çağrısı ise siyasi partilere, TBMM'ye ve süreci yürüten kurullara: “Bizi unutmayın.” 10 yıldır çözülemeyen KHK meselesinin artık yeni bir istisna alanı olarak bırakılmaması gerektiği belirtiliyor. KHK'liler, toplumsal bütünleşme hedefinin toplumun bazı kesimlerinin hak kayıplarını görmezden gelerek gerçekleştirilemeyeceğini vurguluyor. “Adalet herkes içinse KHK’liler için de adalet.” Çerçeve Yasa sonrasında başlayan yeni dönemde asıl sınavın, yalnızca silahların susması değil, hukukun ve adalet duygusunun toplumun tamamında yeniden tesis edilmesi olacağı belirtiliyor. KHK'lilerin beklentisi ise açık: 10 yıldır ertelenen adalet artık komisyonların gündemine alınsın. Çünkü kalıcı toplumsal barış, kimseyi dışarıda bırakmadan; hukuk, eşitlik ve adalet temelinde kurulabilir.