Diyarbakır Milletvekili ve TBBM Dışişleri Komisyonu üyesi Ceylan Akça Cupolo 7 Mayıs 2024 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda Türkiye’nin dış politikasına dair bir konuşma yaptı.

Konuşmada öne çıkan başlıklar şöyle:

Türkiye'nin dış politikası: "Yayılayım." derken "Dağılayım." rotasında

Son dönemde -aslında 2013-2014'le birlikte başlayan- Türkiye'nin dış politikasında bir "Yayılayım." diye başlayan, "Yayılayım." derken "Dağılayım." rotasına giren bir dış politika var. Gerçekten nereye oturacağınızı şaşırmış, her masada koltuk kapmaca yapmaya çalışmış ama günün sonunda enternasyonal bir kuryeye dönüşmüş, kimsenin de paketini teslim almak istemediği bir kurye gücüne dönmüş durumdasınız. Tek yaptığınız Dışişleri Bakanınızı uçağa bindirip, gezdirip dünyadaki karbon izine, ekolojik krize daha fazla katkı sunmak.

Mesela Kıbrıs'ta, asıl çözümsüzlük... Orada hani mafya babalarını besliyorsunuz ya karanlık odalarda, arka kilerinize çevirdiğiniz Kıbrıs'ta barış sürecini baltalıyorsunuz.

Libya'da barış olabilecekken oraya "drone" "mıron" veriyorsunuz, oradaki barış sürecini baltalıyorsunuz.

CHP'li Nermin Yıldırım Kara, Höyük Köyü Halkı Krom Ocağı Projesine Karşı Mücadele Ediyor CHP'li Nermin Yıldırım Kara, Höyük Köyü Halkı Krom Ocağı Projesine Karşı Mücadele Ediyor

Azerbaycan, Ermenistan tam normalleşecek derken Suriye'de cihatçı çete kovanınızda kaynattığınız cihatçıları alıp Karabağ'a götürüyorsunuz, orada düzeni bozuyorsunuz.

Ukrayna'da tam "Ukrayna-Rusya arasında ara buluculuk yaparım." derken Zelenski size diyor ki: "Vallahi sizde kendinizi çok büyük sanıyorsunuz, o kadar da övünmeyin, bir kenara çekilin, sandığınız kadar dev değilsiniz." ve kenara koyuyor.

Son dönemde İsrail ile İran arasında gerçekleşen o çatışmada da "Allah buradan bana ne pay düşer." diyerek dolanmaya başladınız, oradan da eliniz boş ayrıldınız.

Gitmediğiniz tek masa: Barış Masası

Bir masaya gitmiyorsunuz -o da- kendi ülkenizdeki kendi gözünüzün önünde duran Kürt sorununun çözülmesi için o barış masasına bir türlü oturmamak için ısrar ediyorsunuz ve bunun size ekonomik ve siyasal olarak belli bedelleri var. Ekonomik olarak, yatırımcı, hukukun üstünlüğünün olmadığı, cezaevlerine avukat görüşünün yapılmadığı, insanların ceza sürelerini doldurdukları hâlde cezaevlerinde tutulmaya çalışıldığı bir ülkeye yatırım yapmak istemiyor. Yatırım yapılmayınca istersen damadı koy "şokomelli, mokomelli" desin; güvenmiyor, gelip buraya yatırım yapmıyor. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi diyor ki: "İhlal süreci başlatacağım senin için." "Kavala'yı bırak." diyor, "Demirtaş'ı bırak." diyor, "Yüksekdağ'ı bırak." diyor; diyorsun ki: "Hayır, ben dev güç olacağım. Benim bölgesel bazı hedeflerim var, bunlara ulaşacağım." Ulaşamıyorsunuz ve bunu çok denediniz.

Gazze'de Filistinliyi değil oradaki inşaat ihalelerini düşünüyorsunuz

Gazze'de Filistinliyi düşünmüyorsunuz, çok iyi biliyoruz. Oradaki inşaat ihalelerini almak için kendinizi bu kadar paraladığınız bilmiyor muyuz sanıyorsunuz. "Mısır oradaki gaz anlaşmalarını aldı, ben de inşaat ihalelerini alayım." diye etrafta gezip ABD ziyaretini bu yüzden yapmak istiyordunuz; İsrail izin vermedi, gidemediniz, yapamadınız, ihaleleri de alamadınız. Filistin davasına "Ambulansın peşindeki taksi gibi nereden takılırım?" diye düşünürken dediniz ki: "Ben Uluslararası Adalet Divanındaki davaya dâhil olayım, belge veririm." Sen daha Roma Statüsü'ne taraf olmuyorsun, soykırım suçlarından kendin yargılanırsın diye kalkıp sesini çıkaramıyorsun; UCM'ye, UAD'ye nasıl dâhil olacaksın acaba?

Filistin davasını yine kendi basit ve karşılıklı, tamamen "transaksiyonel" denilen o diplomasi taleplerine, o araya bir alet etmek için yapıyorsunuz. Ve en kötüsü, bütün bu yaptığınız, bu var olmaya çalıştığınız, küresel güç olmaya çalıştığımız işte, Hindistan'a bakıp "Yahu ben de böyle çoklu güçlerin ürediği bir dönemde çoklu güç olur muyum?" dediğiniz bir dönemde hiç güç olduğunuz bir masaya, bir duruma ne yazık ki maruz kalıyorsunuz. Şu an Mehmet Şimşek fırıl fırıl para arıyor. En son ne dedi? Dünya Bankasına gitti dedi ki: "Oradan hibe bulabiliriz, kredi bulabiliriz." Doğrudur, Dünya Bankası veriyor eğer uygun projeleri üretirseniz bunu size veriyor. Ama diyor ki: "Ben kredi vermeden önce istatistikleri görmem gerekiyor." TÜİK ne yapıyor? TÜİK'in vermediği istatistiği nasıl vereceksiniz? Bu parayı hangi yüzle isteyeceksiniz? Ödeme planını nasıl belirleyeceksiniz? Bütün işin, bütün meselenin dönüp dolaştığı yer tekrar yine hukukun üstünlüğü, şeffaflık, insan haklarına saygı, muhalefeti dikkate almak ve kulağını eleştirel, dost yanlısı olan bu tavsiyelere, bu eleştirilere açmaktır.

Bir kurşun, bir ekmekten daha pahalı çözüm: İmralı Adası'ndan bir barış gemisi kaldırmak

Şimdi, çözüm meselesine tekrar döneceğim. Çözümle yine aynı yere dönüyorum: Bu ülkedeki bu meseleyi çözeceksek şey Kürt meselesini çözmektir. Kürt meselesini çözdüğünüzde, buradaki Kürtlerle dost olduğunuzda Suriye'deki Kürt de sizin dostunuz olur, İran'daki Kürt de sizin dostunuz olur, Irak'taki Kürt de sizin dostunuz olur. 4 parçada arkadaş edinirsiniz, 4 parçada güvenilebilir partner edinebilirsiniz. Ve bunun bir yolu var: Bugün İmralı Adası'ndan artık botların, gemilerin gitmediği o İmralı Adası'ndan bir barış gemisi kaldırmaktır ve o barış gemisine 4 yolcu koymaktır ve o 4 yolcudan birisinin Abdullah Öcalan olmasını sağlamaktır.

 Bunu çözmek zorundasınız. Ortada bir hakikat vardır, bir savaş vardır. 40 bine yakın insan burada yok olup gitmiştir. 40 bin hayatı çözmenin, 40 bin hayatı kurtarmanın bir yolu var ve buna rağmen tanesi 50 sent olan bir kurşunu tercih ediyorsunuz. Bir kurşun, bir ekmekten daha pahalı. Bir kurşun atacağınıza emeklinin cebine bir tane ekmek koyabilirsiniz, bir kurşun atacağınıza bugün okula yemek götüremeyen çocuğunun cebine bir bardak süt koyabilirsiniz. Oradan laf atmak çok kolay çünkü dökülen sizin kanınız değil, siz buradan emir veriyorsunuz bedelli askerlik yaptırdığınız çocuklarınız ölmüyor, başkasının çocukları ölüyor.

Bugün Afrin'de, evet, işgalcisiniz. Afrin'i cihatçı kaynatma bölgesine çevirdiniz. Kürtlerin yaşadığı bölgede Kürt'ün zeytin ağacını kestiniz, Kürt'ün dilini kestiniz. Kalkmışsınız orayı "Hiçbir yere yayılma amacımız yoktur." diyorsunuz. Belediyeniz oranın çöpünü niye topluyor? PTT'niz niye orada? Urfa Valisi niye bunu yapıyor? Tek yaptığınız şey yayılmak. Yayılıyorsunuz, yayılıyorsunuz. Bu yerel seçim de gösterdi ki dağılıyorsunuz, gidiyorsunuz. Ve halkı dinlemediğiniz için, size dostane gelen bu eleştirileri dinlemediğiniz için dağılmakla kalmayacaksınız, yok olacaksınız.

Editör: Haber Merkezi