DEM Parti Şırnak Milletvekilleri Nevroz Uysal Aslan, Ayşegül Doğan ve Mehmet Zeki İrmez, Cizre’deki taziye ve anmaların ardından Mehmet Halil Özen’in ailesinden 12 kişinin ifadeye çağrılmasını Meclis gündemine taşıdı. İçişleri ve Adalet bakanlarına yazılı soru önergeleri yönelten milletvekilleri, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonundan da cenaze, taziye ve yas süreçlerine yönelik uygulamaları araştırmasını istedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Şırnak Milletvekilleri Nevroz Uysal Aslan, Ayşegül Doğan ve Mehmet Zeki İrmez, ailelerin yakınlarını anma, taziye kabul etme ve yaslarını yaşama haklarına yönelik müdahalelerin incelenmesi için üç ayrı başvuru hazırladı.
Milletvekilleri, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ve Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yanıtlaması istemiyle yazılı soru önergeleri verirken, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna da inceleme ve somut tedbir talebiyle başvurdu.
Başvurularda, Cizre’de 26, 27 ve 28 Ağustos 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen taziye ve anmaların ardından Mehmet Halil Özen’in ailesinden, aralarında annesi ve ileri yaştaki aile bireylerinin de bulunduğu 12 kişinin ifade ve sorgulama amacıyla çağrıldığı belirtildi.
“Uzun yıllar ertelenen yasın yaşanabildiği alanlar”
Milletvekilleri, yıllardır süren çatışmalarda yaşamını yitiren PKK’lilerin kimliklerinin, Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında açıklanmaya başlanmasının ardından birçok kentte taziye ve anmalar düzenlendiğini aktardı.
Başvurularda, cenazesine ulaşılamayan, mezar yeri bilinmeyen veya ölüm haberi yıllar sonra kesinleşen kişilerin ailelerinin, yakınlarını anmak ve uzun süredir tamamlayamadıkları yaslarını birlikte yaşamak üzere bir araya geldiği vurgulandı.
Amed’den Van’a, Hakkari’den İstanbul’a kadar farklı kentlerde gerçekleştirilen buluşmaların, ailelerin yıllardır taşıdığı acıyı paylaşabildiği ortak alanlara dönüştüğü ifade edildi.
Cizre’de aynı aileden 12 kişi ifadeye çağrıldı
Milletvekilleri, Mehmet Halil Özen’in ailesinin de Cizre’de düzenlenen taziyede başsağlığı dileklerini kabul ettiğini belirtti. Taziye ve anmalara ailelerin yanı sıra siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcileri ile yurttaşların katıldığı aktarıldı.
Başvurularda, aynı aileden 12 kişinin bu buluşmaların ardından topluca ifadeye çağrılması eleştirilerek, uygulamanın yas tutma, taziye kabul etme ve anmaya katılma hakları üzerinde baskı ve caydırıcı etki yarattığı savunuldu.
Milletvekilleri, 6 Ekim 2026’da MEBYA-DER öncülüğünde aileler, sivil toplum örgütleri ve Şırnak halkının katılımıyla yapılan basın açıklamasında da ifade çağrılarına tepki gösterildiğini hatırlattı.
İçişleri Bakanlığına: “Çağrılar hangi talimat ve gerekçeyle yapıldı?”
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’ye yöneltilen önergede, taziye ve anmaların ardından hangi kolluk birimleri tarafından kaç kişinin ifadeye çağrıldığı, çağrıların hangi makamın talimatıyla ve hangi gerekçelerle yapıldığı soruldu.
Milletvekilleri ayrıca, katılımcıların kimliklerinin belirlenmesi amacıyla görüntü kaydı, kimlik tespiti veya katılımcı listesi oluşturulup oluşturulmadığının açıklanmasını istedi. Böyle bir işlem yapılmışsa hukuki dayanağının, karar veren makamın ve elde edilen bilgilerin aktarıldığı birimlerin bildirilmesi talep edildi.
Önergede, 27 Şubat 2025’ten bu yana Şırnak’ta cenaze, defin, mezarlık, taziye ve anma süreçlerinde kaç kolluk müdahalesi gerçekleştirildiği, kaç taziye alanının kullanımının veya girişinin sınırlandırıldığı, kaç kişinin ifadeye çağrıldığı ya da gözaltına alındığı da soruldu.
Bakanlığın önceki yanıtı hatırlatıldı
Milletvekilleri, 15 Nisan 2025 tarihli ve 7/27324 esas numaralı soru önergesine İçişleri Bakanlığının verdiği yanıtı da gündeme getirdi.
Başvuruda aktarılan yanıtta Bakanlığın, “Kamu görevlilerince yas tutulmasını veya taziye yapılmasını engellemeye yönelik herhangi bir uygulama yapılmamakta” dediği belirtildi.
Milletvekilleri, bu açıklama ile Şırnak’ta yaşandığını bildirdikleri kısıtlamalar ve ifade çağrıları arasındaki çelişkinin açıklanmasını istedi. Önceki yanıt hazırlanırken ilgili mülki idare ve kolluk birimleri nezdinde araştırma yapılıp yapılmadığını sordu.
Valilik, kaymakamlık ve kolluk birimlerinin uygulamalarına ilişkin inceleme ve denetim yürütülmesi; hakları sınırlandıran uygulamaların önlenmesi için somut tedbirler alınması talep edildi.
Adalet Bakanlığına: “Aile bireyleri hangi sıfatla çağrıldı?”
Adalet Bakanı Akın Gürlek’e yöneltilen önergede ise ifadeye çağrılan kişilerin hukuki statülerinin açıklanması istendi.
Milletvekilleri, aile bireylerinin şüpheli mi yoksa tanık mı olarak çağrıldığını, çağrılma nedenlerinin kendilerine bildirilip bildirilmediğini sordu. Şüpheli sıfatıyla çağrılanlar açısından, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 145’inci maddesinde yer alan çağrılma nedeninin açıkça belirtilmesi güvencesine uyulup uyulmadığının yanıtlanmasını talep etti.
Önergede ayrıca, 2015’ten bu yana Şırnak’ta cenaze, defin, taziye ve anmalara katılımla bağlantılı olarak kaç kişi hakkında soruşturma yürütüldüğü, bu soruşturmaların kaçında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği ve kaçının davaya dönüştüğü soruldu.
Bakanlığın, söz konusu işlemlerin ailelerin yas hakkı üzerindeki etkilerini araştırıp araştırmadığı ve güncel ifade çağrıları üzerine bir çalışma başlatıp başlatmayacağı da gündeme getirildi.
İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna bütünlüklü araştırma çağrısı
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna yapılan başvuruda, güncel ifade çağrılarının geçmişteki cenaze ve taziye uygulamalarıyla birlikte değerlendirilmesi istendi.
Milletvekilleri; Abdurrahim Erzen için kurulmak istenen taziyede yaşananları, Hacı Ertene için taziye evi ve cami kullanımına ilişkin uygulamaları, Ferhat Tünç’ün cenaze ve defin sürecindeki müdahaleleri daha önce de Meclis gündemine taşıdıklarını belirtti.
Bu konulardaki bazı önergelerin süresi geçtikten sonra yanıtlandığı, bazı yanıtlarda soruların esasına ilişkin açıklama yapılmadan başka kurumların görev alanına işaret edildiği ve bir önergenin cevapsız bırakıldığı aktarıldı.
Komisyondan, İçişleri Bakanlığı, Şırnak Valiliği, ilgili kaymakamlıklar ve diğer kamu kurumlarından bilgi ve belge isteyerek uygulamaları bütünlüklü biçimde incelemesi talep edildi. Ailelerin yaslarını bireysel ve kolektif biçimde yaşayabilmesini güvence altına alacak tedbirlerin belirlenmesi, ilgili kurumlara tavsiyelerde bulunulması ve atılan adımların takip edilmesi istendi.
“Yas hakkı, yaşamını yitiren kişinin kimliğine bağlı tutulamaz”
Üç milletvekili, başvurularında yas tutmanın, yakınını anmanın ve taziye kabul etmenin her ailenin temel insani hakkı olduğunu vurguladı:
“Bu hakkın kullanımı, yaşamını yitiren kişinin kimliğine, siyasi görüşüne veya devlet makamlarınca nasıl nitelendirildiğine bağlı tutulamaz.”
Barışın toplumsallaşması için geçmişte yaşanan acıların tanınması ve ailelerin yakınlarıyla kurdukları bağa saygı gösterilmesi gerektiğini belirten milletvekilleri; cenazelerin ailelere ulaştırılmasının, mezar yerlerinin belirlenmesinin ve yasın kriminalize edilmemesinin toplumsal barış açısından önem taşıdığını ifade etti.





