İsrail, Gazze ve ABD-İran çatışmasının gölgesinde Batı Şeria’daki yerleşim politikalarını hızlandırırken, Doğu Kudüs ve Mescid-i Aksa çevresindeki uygulamalarıyla da bölgedeki kontrolünü genişletiyor. E1 bölgesinde yaklaşık 1.200 konutluk yeni yerleşim planı uluslararası tepki çekerken, Filistinlilere yönelik yerleşimci saldırıları ve zorla yerinden edilme vakaları da artıyor.

Dünyanın dikkati ABD-İran çatışmasına ve Gazze’nin geleceğine ilişkin hassas müzakerelere çevrilmişken, işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te önemli gelişmeler yaşanıyor. İsrail hükümeti, Batı Şeria’da Kudüs’ün doğusunda bulunan E1 bölgesinde yeni bir yerleşim projesine nihai onay verdi.

Yaklaşık 1.200 konut biriminin yapılması planlanan bölge, İsrail’in Batı Şeria’daki yerleşim politikasının en tartışmalı başlıklarından biri olarak değerlendiriliyor.

E1 projesi Batı Şeria’yı ikiye bölebilir

E1 bölgesindeki yerleşimlerin hayata geçirilmesi halinde Batı Şeria’nın coğrafi bütünlüğünün ciddi biçimde zarar göreceği belirtiliyor. Projenin, kuzeydeki Ramallah ile güneydeki Beytüllahim arasındaki bağlantıyı kesmesi, aynı zamanda Doğu Kudüs’ü Batı Şeria’nın geri kalanından ayırması bekleniyor.

Filistinliler açısından Doğu Kudüs, gelecekte kurulması hedeflenen Filistin devletinin temel parçalarından biri olarak kabul ediliyor.

İsrail'in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ise E1 projesinin hedefinin Filistin devletinin kurulmasını engellemek olduğunu açıkça ifade etti. Smotrich, Batı Şeria’daki her yeni yerleşimin Filistin devletinin kurulması ihtimaline karşı “bir çivi” anlamına geldiğini savundu.

E1 bölgesindeki yerleşim planları, uluslararası baskılar nedeniyle yıllardır erteleniyordu. Özellikle önceki ABD yönetimleri, iki devletli çözüm ihtimalinin korunması gerekçesiyle İsrail'in bu bölgede yerleşim inşa etmesine karşı çıkıyordu.

Yaklaşık iki düzine ülkeden İsrail’e çağrı

İsrail’in E1 planına uluslararası tepki de geldi. Yaklaşık iki düzine Batı ülkesi, ortak bir açıklama yayımlayarak projenin durdurulmasını istedi.

Açıklamada, E1 bölgesindeki gelişmenin kınandığı ve İsrail hükümetine söz konusu planı “derhal geri alma” çağrısı yapıldığı belirtildi.

Ancak İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu hükümeti, özellikle yaklaşan seçimler öncesinde sağ seçmen tabanını konsolide etmeye yönelik politikalarını sürdürüyor. Netanyahu yönetiminin, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin diplomatik desteğine güvenerek uluslararası tepkileri göze aldığı yorumları yapılıyor.

Batı Şeria’da yerleşimci saldırıları artıyor

İsrail’in yerleşim politikası yalnızca yeni konut projeleriyle sınırlı değil. Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik yerleşimci saldırılarında da ciddi artış yaşanıyor.

Son dönemde özellikle Qusra köyünde yaşananlar, bölgedeki gerilimin boyutunu ortaya koydu. İsrailli yerleşimciler, Filistinli ailelerin yaşadığı evleri kuşattı; bazı bölgelerde su ve elektrik bağlantılarının kesildiği, tarım alanları ve meyve bahçelerinin zarar gördüğü, ailelerin evlerinden çıkmasının engellendiği bildirildi.

ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee de Qusra'daki olaylara tepki göstererek yerleşimcilerin eylemlerini “affedilemez ve iğrenç” olarak nitelendirdi.

Buna rağmen olaylarla ilgili İsrail polisi tarafından herhangi bir tutuklama yapılmadığı bildirildi. Bölgeye gönderilen İsrail askerlerinin de kuşatma sırasında ailelere ait bazı eşyaları evlerden dışarı attığı aktarıldı.

Binlerce Filistinli yerinden edildi

Birleşmiş Milletler verilerine göre, 2023 yılının ekim ayında Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırısı ve ardından İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşı sonrasında Batı Şeria’daki güvenlik koşulları Filistinliler açısından daha da ağırlaştı.

İsrail askerleri ve yerleşimciler tarafından binlerce Filistinli evinin yıkıldığı, ele geçirildiği veya mühürlendiği; on binlerce Filistinlinin de yerinden edildiği belirtiliyor.

Uluslararası Af Örgütü tarafından haziran ayında yayımlanan bir raporda ise yerleşimci saldırılarının münferit eylemlerden ibaret olmadığı, İsrail devlet politikalarıyla bağlantılı olduğu savunuldu. Örgüt, İsrail hükümetini Batı Şeria’daki Filistinlilerin topraklarından çıkarılmasına yönelik politikalar uygulamakla suçladı.

İsrail, Batı Şeria’daki yerleşimleri genişletiyor

İsrail'in Batı Şeria’daki toprak kontrolünü genişletmesi son yıllarda hız kazandı.

İsrailli Peace Now örgütünün verilerine göre, 2024 yılında İsrail yaklaşık 23 kilometrekarelik alanı “devlet toprağı” ilan etti. Bu tür ilanlar, Filistinlilerin söz konusu araziler üzerindeki mülkiyet imkanlarını sınırlandırırken, toprakların İsraillilere kiralanmasının önünü açıyor.

İsrail Güvenlik Kabinesi de bu yıl Batı Şeria’da 34 yeni yerleşim yerinin kurulmasını onayladı. Böylece Netanyahu liderliğindeki sağcı hükümetin 2022’de iktidara gelmesinden bu yana onaylanan yeni yerleşimlerin sayısının 100’ü aştığı belirtiliyor.

Doğu Kudüs’te Mescid-i Aksa gerilimi

İsrail’in Batı Şeria’daki yerleşim politikalarının yanı sıra Doğu Kudüs’teki uygulamaları da bölgedeki gerilimin önemli başlıklarından biri.

1967’de Doğu Kudüs’ü kontrolü altına alan İsrail, kenti daha sonra tek taraflı olarak kendi egemenliği altındaki bölge olarak ilan etti. Ancak bu statü uluslararası toplumun büyük bölümü tarafından tanınmıyor.

Kudüs’ün Eski Şehir bölgesindeki Mescid-i Aksa/Harem-i Şerif, Müslümanlar, Yahudiler ve Hristiyanlar açısından büyük dini öneme sahip. Bölgenin statüsü, İsrail ile Filistinliler arasındaki en hassas başlıklardan biri olmayı sürdürüyor.

1994 İsrail-Ürdün Barış Anlaşması çerçevesinde Ürdün'ün bölgedeki dini koruyuculuk rolü kabul edilmiş durumda. Mevcut uygulamalara göre Mescid-i Aksa külliyesinde Müslümanların ibadet etmesi, Yahudilerin ise Batı Duvarı’nda ibadet etmesi esas alınıyor.

Ben-Gvir’in Mescid-i Aksa ziyareti tepki çekti

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, geçtiğimiz ay binlerce destekçisi ve silahlı polislerin eşliğinde Mescid-i Aksa’nın bulunduğu bölgeye girdi.

Ben-Gvir ve beraberindeki grubun bölgede İsrail bayrakları açması ve Yahudilerin ibadet etmesine yönelik çağrılar, Filistinliler ve Ürdün başta olmak üzere bölge ülkelerinin tepkisine neden oldu.

Ben-Gvir, ziyaretinin ardından İsrail devletinin bölgede “egemen otorite” olduğunu savundu.

Bu tür girişimler Filistinliler tarafından, Mescid-i Aksa çevresindeki mevcut statükonun değiştirilmesine yönelik adımlar olarak değerlendiriliyor.

Ürdün’den “dini çatışma” uyarısı

Ürdün, İsrail’in Mescid-i Aksa çevresindeki uygulamalarından duyduğu endişeyi son dönemde daha yüksek sesle dile getiriyor.

Ürdün yönetimi, 5 Ağustos’ta Arap ve Müslüman ülkelerin dışişleri bakanlarını Kudüs’teki gelişmeleri görüşmek üzere acil toplantıya çağırdı.

Ürdün Dışişleri Bakanlığı, İsrail’in bölgedeki mevcut statükoyu değiştirmeye yönelik herhangi bir adımının yalnızca Filistin ve Ürdün’ü değil, daha geniş bir coğrafyayı etkileyebilecek dini bir çatışmayı tetikleyebileceği uyarısında bulundu.

Yerleşim politikası iki devletli çözümü daha da zorlaştırıyor

Batı Şeria’daki yeni yerleşim projeleri, Filistinlilere yönelik zorla yerinden etme ve yerleşimci saldırıları ile Doğu Kudüs’teki uygulamalar birlikte değerlendirildiğinde, İsrail hükümetinin bölgede fiili durumu kalıcı biçimde değiştirmeye yönelik politikaları tartışma konusu oluyor.

Özellikle E1 bölgesinde planlanan yerleşim projesinin hayata geçirilmesi, Batı Şeria’nın coğrafi bütünlüğünü daha da zayıflatabilir. Bu durum, uluslararası toplum tarafından uzun süredir savunulan iki devletli çözümün uygulanabilirliği konusunda yeni tartışmaları beraberinde getiriyor.

Filistinliler açısından ise Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te yaşananlar, gelecekte kurulması hedeflenen Filistin devletinin toprak bütünlüğünü ve başkent iddiasını doğrudan etkileyen gelişmeler olarak görülüyor.

İsrail’in yerleşim politikalarının sürmesi ve Mescid-i Aksa çevresindeki statükonun değiştirilmesine yönelik adımların artması halinde, bölgedeki gerilimin yalnızca İsrail-Filistin hattında değil, Ürdün ve daha geniş İslam dünyasıyla ilişkilerde de yeni krizlere yol açabileceği yönündeki uyarılar giderek artıyor.