Eğitim Sen Giresun Şube’den Sert Açıklama: “MEB’de 3 Yılın Bilançosu: Siyasal-İdeolojik Kuşatma ve Kamusal Eğitimin Tasfiyesi” Eğitim Sen Giresun Şubesi, Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in görevdeki üçüncü yılına ilişkin Atatürk Meydanı’nda yaptığı basın açıklamasında, eğitim politikalarını sert sözlerle eleştirdi. Açıklamada, Türkiye’de eğitim sisteminin “kamusal niteliğinin zayıflatıldığı, laikliğin aşındırıldığı ve bilimsel eğitimin geriletildiği” savunuldu. Eğitim Sen Giresun Şube Başkanı Yıldıray BIÇAK açıklamada şu ifadelere yerverdi. AKP’nin 23 yıllık iktidarı boyunca Millî Eğitim Bakanlığı koltuğuna oturan 9. isim olan Yusuf Tekin, 4 Haziran 2023 tarihinden bu yana Millî Eğitim Bakanlığı görevini yürütmekte. Peki, Yusuf Tekin kimdir? AKP zihniyetin ete kemiğe bürünmüş halidir. Öğretmenlerin hafızasında çok kötü söz ve eylemleri ile yer eden Hüseyin Çelik ve Ömer Dinçer gibi AKP eski Eğitim Bakanlarına rahmet okutacak eylemlerin uygulayıcısıdır. AKP’ye hâkim olan zihniyetin yalnızca bir aparatı değil bu zihniyetin yaratıcılarındandır. Yusuf Tekin’in Bakanlık koltuğunda geçirdiği üç yıl boyunca, eğitim sisteminin kamusal niteliğinin zayıflatıldığı, laiklik ilkesinin sistemli biçimde aşındırıldığı, bilimsel eğitim anlayışının ise dinselleştirme, piyasalaştırma ve merkeziyetçi dayatmalarla kuşatıldığı bir dönem olmuştur. Tarikat ve cemaat yapılarıyla yapılan kurumsal protokollerin savunulması, karma eğitim ilkesinin hedef alınması ve “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı altında müfredatın ideolojik bir çerçeveye sıkıştırılması, eğitimin çocukların üstün yararını temel alan bir kamusal hak olmaktan çıkarılarak siyasal-ideolojik bir nesil yetiştirme projesine dönüştürülmek istendiğini açıkça göstermektedir. Bugün okullarımızda derinleşen eşitsizlikler, artan dinselleştirme uygulamaları, öğretmenlik mesleğinin itibarsızlaştırılması, müfredatın bilimsel içeriğinin zayıflatılması, kamusal eğitimin piyasa ve vakıf-cemaat ilişkilerine açılması bu dönemin en somut sonuçlarıdır. Bakan Yusuf Tekin, göreve geldikten sonra katıldığı ilk TBMM bütçe görüşmelerinde tarikat ve cemaatlerle yapılan protokolleri savunmuş; bu yapıları “sivil toplum kuruluşu” olarak tanımlayarak “Onlarla protokol yapmaya devam edeceğiz” sözleriyle laik eğitim ilkesine açıkça meydan okumuştur. Bakan Tekin, bir soru önergesine verdiği yanıtta Bakanlığın vakıf ve derneklerle imzaladığı protokol sayısının 672 olduğunu açıklamıştır. Ancak protokol imzalanan kurumların yalnızca bir kısmının isimleri kamuoyuyla paylaşılmış; çok sayıda dini vakıf, dernek ve yapı ile yapılan protokoller ısrarla gizlenmiştir. Bu tablo, eğitim alanının kamu yararı ve bilimsel ölçütler yerine, siyasi iktidarın ideolojik hedefleri doğrultusunda biçimlendirildiğini açıkça göstermektedir. Okullar, çocukların özgürce düşünebildiği, sorgulayabildiği, bilimsel bilgiyle buluşabildiği kamusal eğitim kurumları olmaktan çıkarılmakta; tarikat, cemaat, vakıf ve dernek protokolleri üzerinden dinselleştirme ve ideolojik kuşatma alanına dönüştürülmektedir. “Tek tip nesil” yetiştirme hedefiyle hazırlanan “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”, evrensel değerlerin, çocuk haklarının, demokrasi kültürünün ve bilimsel eğitimin yerine dini ve milli referansları merkeze alan bir anlayışı koymaktadır. Bu yönüyle Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, nitelikli eğitim hakkına vurulmuş ağır bir darbe olduğu kadar, eğitim emekçileri açısından da yoğun angarya, belirsizlik ve baskı anlamına gelmektedir. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, gerçekte bilimsel temelleri ve rasyonel düşünceyi dışlayan; öğrencileri özgür bireyler olarak değil, belirli kalıplara göre şekillendirilmesi gereken nesneler olarak gören dogmatik bir içerikten ibarettir. Bakan Tekin, her fırsatta mesleki eğitimi ve bu alandaki denetimleri bir başarı öyküsü gibi sunmaktadır. Oysa Eğitim Sen olarak defalarca ifade ettiğimiz üzere, Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) eliyle çocuklar “eğitim” adı altında organize sanayi bölgelerinde, ağır ve tehlikeli iş kollarında ucuz iş gücü olarak çalıştırılmaktadır. Yetersiz denetimler, kâğıt üzerinde kalan raporlar, çocuk emeğinin sömürüsü ve iş cinayetlerinde yaşamını yitiren çocukların acı gerçeği bulunmaktadır. Türkiye’de kamusal bir hak olması gereken eğitim, piyasacı ve plansız politikalarla sermayenin ihtiyaçlarına göre yeniden biçimlendirilmekte; çocukların üstün yararı değil, piyasanın çıkarları esas alınmaktadır. Okulların bütçeleri yetersiz bırakılmış, temizlik personeli sorunu kalıcı hale gelmiş, temizlik malzemesi tedariki ise büyük ölçüde velilerin sırtına yüklenmiştir. Çocukların en temel insani ihtiyaçlarını dahi karşılayamayan bir yönetim anlayışının eğitim sistemini getirdiği nokta ortadadır. Yusuf Tekin’in görev süresinde Bakanlık, mülakat sistemini ve şaibeli elemeleri uygulamaya devam ederek liyakati tamamen yok etmiştir. “Öğretmenlik Mesleği Kanunu” ile eşit işe eşit ücret ilkesi yok sayılmış, öğretmenler “uzman-başöğretmen” gibi hiyerarşik basamaklara ayrılarak çalışma barışı bozulmuştur. Milli Eğitim Akademisi ile öğretmen yetiştirme süreci siyasi bir denetime hapsedilmiştir. Müsteşar iken kendisinin yarattığı Proje okulları uygulaması ise eğitim sisteminde tam bir yıkıma sebep olmuştur. Ataması yapılmayan yüz binlerce öğretmen intihara ve güvencesiz işlerde çalışmaya itilmiş durumdadır. Okullardaki mevcut öğretmenler ise ekonomik sorunlar, mobbing ve sendikal ayrımcılık kıskacında hayatta kalma mücadelesi vermektedir. On binlerce öğretmen adayı “mülakat gibi mülakat” vaadiyle mağdur edilmiş, liyakat sistemi tamamen çökmüştür. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in görevdeki ilk üç yılı; eğitim emekçilerinin yoksullaştığı, angarya çalıştırma ve fiili sürgün politikalarının hayata geçirildiği, milyonlarca öğrencinin bir öğün ücretsiz yemek ve temiz suya muhtaç edildiği; tarikat ve cemaatlerle yüzlerce protokolün imzalandığı, okulların hijyen sorunlarıyla ve personel yetersizliği ile boğuştuğu, eğitim sisteminin piyasalaştığı koyu karanlık bir dönem olmuştur. Eğitim Sen olarak bizler; eğitim emekçilerinin örgütlü gücüne, velilerin ve öğrencilerin eşit, özgür ve nitelikli eğitim hakkına dayanarak, bu masalın karşısına gerçekleri koymaya ve örgütlü olduğu tüm okullarda ve işyerlerinde laikliğin, bilimin, kamusal ve demokratik eğitimin yılmaz savunucusu olmaya devam edeceğiz. Sendikalar Eğitim alanında tüm bu olumsuzluklar yaşanırken sendikaların 2026 yılı mevcut üye sayıları da belirlendi. Türkiye de eğitim çalışanı sayısı 1320000’in üzerinde. Emekçilerin yaklaşım bir milyonu bir sendikaya üye. Bir iş kolunda bu kadar yüksek bir sendikalılık oranın varken emekçilerin ekonomik, sosyal ve meslek itibarı anlamında bu kadar kayıp yaşaması derin bir çelişkiyi işaret ediyor. Bu durum şu soruyu akla düşürüyor. Kendilerini resmi olarak sendika ilan eden bu yapılara rağmen işverenimiz olan iktidar nasıl bu kadar hak kaybına yol açacak kararlar alabiliyor ve uygulamaya sokuyor? Neden sendikalardan çekinmiyor? Aslında cevap net, adı sendika olan bu yapılar bir sendika işlevi görmüyor. Çoğu işverenle işbirliği içinde. Genel kurullarının başmisafiri ve kürsü kullananı Milli Eğitim bakanı Yusuf Tekin. Mücadele etmeleri gereken kişi ve yapılar karşısında yaka ilikleyen ve onlarla gülücükler içinde beraber fotoğraf verme yarışındaki bu yapılara sendika denilebilir mi? Sendika gücünü üyelerinin birlikteliğinden alır, siyasetçilerden, iktidarlardan değil. Sendikalar hak talep eder, sonuç alınmadığında çözüm yeri resmi makamların kapıları, gözden ırak buluşulan toplantı salonları değil işyerleridir, alanlardır. Üretimden gelen gücü ile kurduğu sağlam birliktelik ile işverenin karşısına dikilir ve emeğinin karşılığı olanı almak için mücadele eder. İşvereninden ulüfe, lütuf, yardım dilenmez. Buna rağmen bu yapıların üye sayıları neden bu kadar yüksek? Burada eğitim emekçisi kendini sorgulamalı. Var olan durumdan bu kadar şikâyetçi iken nerde durduğunu bir düşünmeli. Sözün özünü Büyük Şair Nazım Hikmet’in dizelerinde ortay koymuş gibi: Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak kabahat senin, — demeğe de dilim varmıyor ama — kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!" Giresun Üniversitesi Giresun Üniversitesi rektörü Sayın Yılmaz Can. Giresun Eğitim Sen Şubesi olarak ; Aralık 2025 tarihinden bu yana sizden bir görüşme talebimiz oldu. O günden bugüne talebimize olumlu bir dönüş olmadı. Bizlerle görüşme konusunda ya bir çekinceniz var ya da bir görmeme çabanız. O nedenle sizlerle görüşmeyi şimdi burada Atatürk Meydanında yapacağız. Görüşme yaptığımız takdirde sizlerle paylaşacağımız konuların bir bölümünü buradan dile getirmek yerinde olacak sanırım. Sayın Can, AKP iktidarında üniversiteler bir bilim ve eğitim yuvası olmaktan çıktı. Maalesef bu durumun Giresun Üniversitesi için de geçerli olduğunu görüyoruz. Üniversiteler kadrolaşma, adamcılık, rant ve siyasetçilerin eylem alanı haline getirildi. Bu konuda Giresun Üniversitesi için de ciddi iddialar dile getiriliyor. İlahiyatçı Hayrettin Aslan’ın Giresun Üniversitesinde görev alma durumu ortay çıkınca kamuoyunun verdiği tepkiyi gördünüz. Bu konuda bir oldubitti yaşanmasın diye Giresun kamuoyunun gözleri Giresun Üniversitesinin üzerinde. Hayrettin Öztürk görev alamadı ama üniversitenizde benzer profillere sahip başka isimler hakkında duyduklarımız oldukça can sıkıcı. Bizler çocuklarımızı uzak illere eğitim görmeleri için devlete, Giresun’da sizlere emanet ederek gönderiyoruz. Bu nedenle üniversite bünyesinde çocuklarımıza, gençlerimize karşı sergilenen ırkçı, mezhepçi, cinsiyetçi, gerici yaklaşımlar özellikle de öğretim görevlileri tarafından yapıldığında bilin ki kabul edilmesi mümkün değildir. Bu konuda her ne kadar suçu işleyen öne çıksa da gereğini yapmayan rektörlük ve dekanlıklar asıl sorumlulardır. Sizi, hakkında ciddi iddialar bulunan Atatürk’le, Cumhuriyetle, Cumhuriyet devrimleri ile sorunu olan, öğrencilere görevlerinden kaynaklı güçleri üzerinden mobing uygulayan, sınav notlarını tehdit aracı olarak gören ve hakkaniyetli ölçme değerlendirme yapmayan ismi de şimdilik bizde saklı olan ama sizlerin kim olduğunu net bildiği şahıs ve benzerleri ile ilgili gereğini yapmaya davet ediyorum. Eğitim Sen olarak; bu konuların takipçisi olacağımızı, duruma göre her anlamda gereğini yapacağımızı da kamuoyuna duyuruyoruz.