Milli Eğitim Bakanlığı'nın, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adlı yeni müfredat taslağını, toplumsal cinsiyet eşitliği açısından değerlendirmek üzere, bugün Genel Merkezi'nde basın açıklaması düzenledi.

Eğitim Sen Kadın Meclisi'nin yaptığı açıklamayı Eğitim Sen Merkez Kadın Sekreteri Simge Yardım okudu.

KADINLAR TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİNİ REDDEDEN MÜFREDATI KABUL ETMİYOR!

Toplumsal cinsiyet rollerinin aile, okul, hukuk, ahlak, din ve medya tarafından sistemli bir şekilde inşa edildiği ülkemizde, eğitim sistemi bu eşitsizliklerin sürdürülmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Okula erişen her bireyin, eşit haklara sahip olduğu ve okulların bütün ayrımcılık biçimlerinden arındırılmış ortamlar olduğuna dair egemen söylemin aksine okullarda ve dersliklerde, öğrenciler, resmi ve yazılı olmayan gizli müfredat ile toplumsal cinsiyet temelinde ayrıştırılmaktadır. Cinsiyet eşitsizliğine dayalı eğitim politikaları ile toplumsal cinsiyet algısı ve eşitsizliği siyasi iktidarın muhafazakâr ve gerici cinsiyet anlayışı ile birlikte giderek derinleşmektedir. Bu süreci besleyen ve büyüten en büyük olgu; resmi ve örtük eğitim müfredatının cinsiyetçi bir anlayışla hazırlanması ve özellikle kadınların, kız çocuklarının toplumsal cinsiyet rollerini meşrulaştıran, LGBTİ+  bireyleri yok sayan yapısıdır.

Kadın Tmeclisi Toplantısı

Millî Eğitim Bakanlığı (MEB), daha önce iki kez değiştirilerek cinsiyet eşitsizliklerinin derinleştirildiği eğitim müfredatına ilişkin yeni değişiklikleri taslak halinde geçtiğimiz cuma günü yayınlamıştır.

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bir süredir kapalı kapılar ardında hazırlıkları sürdürülen müfredat değişikliği hazırlıklarına ilişkin açıklamasında “Müfredat, hızla değişen dünya koşulları, güncel gelişmeler göz önünde bulundurularak devamlı güncellenecek canlı ve dinamik bir yapıda olmalı. Ana paradigmasından tutun, bize ait ve bizim değerlerimizle inşa edilmiş, bizim referans değerlerimizin ışığında oluşturulmuş bir eğitim sisteminin inşası için gerekli çalışmalarımızı tamamladık, yakın zamanda kamuoyuyla paylaşacağız inşallah” açıklamasını yapmıştı.

Bakan Tekin’in bugüne kadar yaptığı açıklamalardan çıkarılabilecek en somut sonuç, yeni eğitim müfredatının, tüm derslerde ‘dini’ ve ‘milli’ değerleri temel alan, farklılıkları ötekileştiren, kendi cinsiyetçi siyasal-ideolojik çizgisinde cinsiyete dayalı ayrımcılığı daha da derinleştiren bir içerikte hazırlıkların yapılmış olmasıdır.

Toplumu ve özellikle eğitim sistemini ‘tek din, tek mezhep, tek kimlik’ anlayışıyla, kendi siyasal ideolojik hedeflerine uygun bir biçimde dizayn etmeye çalışan AKP iktidarı; MEB, Diyanet İşleri Başkanlığı, dini tarikat ve cemaatlerle ile işbirliği içinde eğitimi dinselleştirmeyi sürdürmekte, Laik, bilimsel ve kamusal eğitimden giderek uzaklaşılmaktadır. Bu anlayışla, kadını ve kız çocuklarını eğitimden dışlayan, eve kapatan, güçsüzleştiren ve sömüren cinsiyetçi anlayışın okulların içine girmesine izin vererek, bir taraftan çocukları şiddete ve istismara açık hale getirmekte öte taraftan yeni müfredat düzenlemeleri ile sorgulamayan itaatkâr bireyler yetiştirmeyi amaçlamaktadır.

Türkiye’de toplumsal cinsiyet rollerine dayalı cinsiyetçi yaklaşımlar toplumsal yaşamın her alanında olduğu gibi bu eşitsizliklerinin inşa edilmesinde önemli bir rol oynayan eğitim alanında da sürmektedir. Siyasal iktidarın muhafazakâr ve gerici cinsiyet anlayışı ile hazırlamakta olduğu yeni müfredatla birlikte, eğitim sisteminin cinsiyetçi yapısının daha da derinleşeceği açıktır.

Kadına ve erkeğe yüklenen toplumsal rollere dayalı cinsiyet ayrımcılığı, farklı cinsel yönelimlere yönelik nefret söylemleri anasınıfından başlayarak üniversiteye kadar eğitim sisteminin her kademesinde pekiştirilmektedir. Eğitimde cinsiyet ayrımcılığı okulun fiziki şartlarından, öğretmenlerin tutum ve davranışlarına, kullanılan dil ve materyallerden, ders içeriklerine kadar bir dizi araçla yeniden üretilmektedir. Okullarda, cinsiyetçi rol, beklenti ve kalıp yargılar kız ve erkek öğrencilere dolaylı ya da dolaysız yollarla aktarılmaktadır. Cinsiyet eşitsizliklerini “doğal” ve “var olması gereken” bir durum olarak aktaran uygulamalı dersler ve veli-öğretmen-idareci ilişkileri ile öğrencilerin cinsiyet rollerine uygun davranış kalıpları elde edilmesi beklenmektedir.

DEM Parti'den Doğurganlık Araştırması Eleştirisi: "Kadınlar İster Doğurur, İster Doğurmaz!" DEM Parti'den Doğurganlık Araştırması Eleştirisi: "Kadınlar İster Doğurur, İster Doğurmaz!"

Öte yandan,  geleneksel kadınlık rollerini İslami kurallar ile meşrulaştırmaya çalışan MEB, eğitimin en önemli unsuru olan müfredat ile kapitalist ekonominin bir gereği olarak ‘aileyi’ koruma, güçlendirme politikalarıyla kadının farklı kimliklerini yok saymakta, kadının asli görevinin “annelik”, yaşam alanını ise ev içi alanla sınırlandırarak makbul kadınlığı dayatmaktadır.  Karma eğitime yönelik müdahaleler, eğitimin dinselleşmesi ve çocukların geleneksel rol kalıpları ile yetiştirilmesine yönelik müfredatlar kadını kamusal alandan dışlamayı amaçlamakta, kadınları eve hapsederek şiddet ve istismarın önünü açmaktadır.

Eğitim müfredatının toplumsal cinsiyet normlarını yaratmaya ve yeniden üretmeye katkıda bulunan yapısı, kadın ve çocuğu koruyan uluslararası sözleşmelerin uygulanmaması, iktidarın kadın kazanımlarını daraltan politikalarının birer sonucudur. Bugün karşımızda eğitim programlarında yapılan teknik değişikliklerden çok, iktidarın siyasal programına paralel olarak hazırlanmış bir eğitim müfredatı bulunmaktadır. Dolayısıyla yeni müfredata yönelik eleştirilerimiz sadece teknik ve pedagojik değil, aynı zamanda politik niteliktedir. Siyasi iktidarın siyasal-ideolojik hedeflerini gözeten, tek adam rejiminin yaratmaya çalıştığı toplum modelini temel alan, laiklik ve bilim karşıtı, cinsiyetçi müfredatı reddediyoruz. Eğitimde cinsiyete dayalı eşitsizlikleri inşa eden ve sürdüren başta müfredat olmak üzere tüm uygulama ve politikalara karşı iş yerlerimizde, sokaklarda, yaşamın her alanında mücadele ettik, mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu bağlamda;

* Eğitim müfredatı hazırlanırken bilimsel, demokratik, laik, bireyin yanı sıra aynı zamanda toplumsal faydayı da gözeten, insan hak ve özgürlüklerine dayalı eğitim programlarının oluşturulması gereklidir. Bu çerçevede yaratıcı ve eleştirel düşünen, üretici, çevre bilincini kazanmış, toplumsal sorunlara duyarlı, kendine güvenen, demokrasiyi özümsemiş, insan hak ve özgürlüklerini ön planda tutan, eşitlikçi, adalet duygusu gelişmiş bireylerin yetiştirilmesini hedefleyen eğitim programları oluşturmak temel hedef olmalıdır.

*Siyasi iktidar, MEB ve YÖK aracılığıyla uluslararası sözleşmelere atılan imzaların gereğini yapmalı, anayasal sorumluluğu olan kamusal eğitim hizmetini tüm yurttaşlara eşit ve ücretsiz ulaştırmalıdır. Toplumsal cinsiyet eşitliği dersi zorunlu hale getirilmeli, müfredat ve tüm eğitim politikaları toplumsal cinsiyet eşitliğini esas alarak yeniden düzenlenmelidir.

* Kız çocuklarının okul terklerinin azaltılması için önlemler alınmalı, okullaşma oranları yükseltilmeli, Risk altındaki kız çocuklarının belirlenmesi ve korunmaları için gereken erişim ve müdahale mekanizmaları oluşturulmalıdır.

* Eğitimde toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini ortadan kaldırmak ve kadınların yönetim düzeylerinde yer almalarını sağlamak için cinsiyet eşitliği sağlayan mekanizmalar uygulanmalı, cinsiyet eşitliğinin esas alındığı bir çalışma yaşamı ve ortamı sağlanmalıdır.

* İş yerlerinde ‘’Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Ayrımcılık ve Mobbing” başlıkları hizmet içi eğitim konuları haline getirilerek tüm kamu çalışanlarının bu eğitimleri alması sağlanmalıdır.

Eğitim Sen olarak herkesi her biri yaşamsal değerde olan taleplerimize sahip çıkmaya,  cinsiyet eşitliği ve özgürlüğünün esas alındığı bir eğitim sistemi için birlikte mücadeleye çağırıyoruz.

Editör: Haber Merkezi