Cevap iki soruya bakılarak verilir. Elinizde tescilli bir marka var mı, ve karşı tarafın kopyaladığı unsur o tescilin kapsamına giriyor mu. Tescil varsa ve taklit edilen şey tescilli işaretin kendisiyse dosyanın omurgası marka hakkına tecavüzdür. Tescil yoksa ya da kopyalanan şey işaretin dışında kalan bir unsursa dayanak haksız rekabete kayar. Uygulamada iki temel çoğu kez aynı dilekçede birlikte ileri sürülür; asıl mesele birini seçmek değil, hangisinin dosyayı taşıyacağını bilerek delil toplamaktır.
Tescil, iki yolu ayıran ilk eşiktir
Marka hakkına tecavüz iddiası 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'na dayanır ve tescille doğmuş bir hakkın ihlal edilmesini gerektirir. Tescil yoksa bu Kanuna dayalı tecavüz davası açılamaz. Haksız rekabet ise 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenmiştir ve herhangi bir tescile bağlı değildir. Burada korunan şey belirli bir işaret üzerindeki münhasır hak değil, ticari faaliyette dürüstlük kuralına uygun davranma yükümlülüğüdür. Bu nedenle tescilsiz bir işaretle piyasada tanınan işletmenin elinde çoğu zaman yalnızca haksız rekabet yolu kalır.
Farkın pratik karşılığı ispat yükünde görünür. Tescile dayanan tarafta hakkın varlığı sicil kaydıyla ortaya konur ve tartışma benzerlik ile kapsam üzerinde yoğunlaşır. Haksız rekabete dayanan tarafta ise önce işaretin veya ürün sunumunun piyasada işletmeyle özdeşleşecek ölçüde tanınır hale geldiğini, sonra karşı tarafın davranışının dürüstlük kuralına aykırılığını göstermek gerekir. İkinci yol, birincisine göre belirgin biçimde daha fazla piyasa delili ister.
İki iddianın çakıştığı yer: karıştırılma ihtimali
Aynı fiil çoğu zaman her iki tanıma birden girer. Bir işletmenin markasına benzer bir işaretle aynı ürünleri satmak, marka hukuku bakımından karıştırılma ihtimali doğuran bir kullanımdır; ticari hayat bakımından ise alıcıyı yanıltarak başkasının emeğinden yararlanan bir davranıştır. Kanunlar ayrı olsa da her iki değerlendirmenin ortak sorusu aynıdır: ortalama bir alıcı iki işletmeyi veya iki ürünü birbiriyle ilişkilendirir mi.
Ölçüm ise aynı verilerle yapılmaz. Marka tarafında karşılaştırma, tescil belgesindeki işaret ile tescil kapsamındaki mal ve hizmetler üzerinden yürür. Haksız rekabet tarafında bakılan şey sicil kaydı değil fiili piyasa görünümüdür; ambalajın bütünü, renk düzeni, yazı karakteri, tanıtım dili, satış kanalı ve hedef müşteri kitlesi birlikte değerlendirilir. Aynı olayda ilk inceleme tecavüz bulunmadığı sonucuna varsa bile ikinci inceleme farklı bir sonuca ulaşabilir.
Bu nedenle dosyanın hangi temel üzerine kurulacağı delil toplamaya başlamadan önce belirlenir; iki iddiayı birlikte değerlendiren bir Haksız rekabet davası avukatı her temel için ayrı ayrı hangi belgenin gerektiğini baştan ayırır.
Marka tescilinin kapsamadığı taklit biçimleri
Tescil, yalnızca tescil edilen işareti ve tescil kapsamındaki mal ve hizmetleri korur. Rahatsızlık bu çerçevenin dışından geliyorsa tecavüz iddiası tek başına yetmez. Sık karşılaşılan durumlar şunlardır:
• Markanın kendisi değil, ürünün ambalaj düzeni, renk kombinasyonu ve raftaki genel görünümü taklit edilmiştir
• Benzer işaret ticaret unvanında, alan adında veya sosyal medya hesap adında kullanılmaktadır
• Reklamda yanıltıcı karşılaştırma yapılmakta veya rakip hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunulmaktadır
• Kullanım, markanın tescilli olmadığı bir mal veya hizmet grubunda gerçekleşmektedir
Bu hallerde haksız rekabet, marka hukukunun kapsamadığı alanı doldurur. Tersi de mümkündür. Tescilli marka sahibinin elindeki tecavüz iddiası güçlü olsa bile, karşı tarafın davranış bütünü yalnızca işaret karşılaştırmasıyla anlatılamıyorsa haksız rekabet iddiası tabloyu tamamlar.
Mahkeme, davacı sıfatı ve süre bakımından fark
Görevli mahkeme dosyanın dayanağına göre değişir. Sınai Mülkiyet Kanunu'ndan doğan davalar fikri ve sınai haklar hukuk mahkemelerinde görülür; bu mahkemenin kurulmadığı yerlerde görevlendirilen asliye hukuk mahkemesi bu sıfatla bakar. Yalnızca haksız rekabete dayanan dava ise ticari dava niteliğindedir ve asliye ticaret mahkemesinin görev alanına girer. İki temel aynı dilekçede birleştiğinde, Sınai Mülkiyet Kanunu'na dayanan talep dosyayı ihtisas mahkemesine taşır. Bursa'da ayrı bir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi bulunması, marka temelli dosyaların bu ihtisas mahkemesinde yürümesini sağlar.
Dava açabilecek kişi çevresi de aynı değildir. Marka hakkına tecavüzde dava açma yetkisi kural olarak marka sahibine, koşulları varsa lisans alana aittir. Haksız rekabette bu çevre daha geniştir; ekonomik çıkarı zarar gören müşteriler ile üyelerinin ekonomik menfaatlerini korumakla görevli meslek ve ekonomik birlikler de Türk Ticaret Kanunu'nda sayılan davaları açabilir.
Süre rejimi ise haksız rekabet tarafında daha dardır. Türk Ticaret Kanunu, haksız rekabetten doğan davalar için hakkın doğumunun öğrenildiği günden itibaren bir yıllık, her halde doğumundan itibaren üç yıllık zamanaşımı öngörür. Sınai Mülkiyet Kanunu kapsamındaki tazminat talepleri ise genel haksız fiil zamanaşımı hükümlerine göre değerlendirilir. Devam eden bir ihlalde sürenin nasıl işleyeceği ayrıca ele alınır. Bu tablo, iddianın hangi temele oturacağını sonraya bırakmayı iki yolda da riskli kılar.
Talep ve tazminat tarafında ne değişir
Talep başlıklarının çekirdeği ortaktır. Her iki yolda da fiilin tespiti, durdurulması, sonuçlarının ortadan kaldırılması ile maddi ve manevi tazminat istenebilir; hükmün ilanı da ortak taleplerdendir. Ayrışma hesap yönteminde başlar. Sınai Mülkiyet Kanunu, yoksun kalınan kazancın hesabında marka sahibine seçimlik yöntemler tanır ve bunlardan biri, tecavüz edenin markayı lisansla kullanması halinde ödemesi gerekecek bedel üzerinden yapılan hesaptır. Bu yöntem, zararın rakamla ispatının güç olduğu dosyalarda talebe zemin kazandırır. Haksız rekabet tarafında ise Türk Ticaret Kanunu, koşulları varsa failin haksız rekabet sonucunda elde ettiği kazancın devrini istemeye imkan tanır.
Ceza tarafındaki ayrım daha keskindir. Marka hakkına tecavüz, Sınai Mülkiyet Kanunu'nda bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası öngörülen, şikayete bağlı bir suçtur ve yalnızca tescilli marka için işletilebilir. Tescil yoksa bu yol kapalıdır. Türk Ticaret Kanunu haksız rekabete ilişkin cezai hükümler içerse de uygulamadaki ağırlık hukuk davasındadır. Tescilin sağladığı somut farklardan biri budur.
|
Karşılaştırma başlığı |
Marka hakkına tecavüz |
Haksız rekabet |
|
Hukuki dayanak |
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu |
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu |
|
Ön koşul |
Tescilli marka hakkı |
Ticari faaliyette dürüstlük kuralına aykırılık |
|
Karşılaştırmanın konusu |
Tescilli işaret ve tescil kapsamındaki mal ve hizmetler |
Piyasadaki fiili sunum, tanıtım ve davranışın bütünü |
|
Görevli mahkeme |
Fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi |
Asliye ticaret mahkemesi |
|
Dava açabilecekler |
Marka sahibi, koşulları varsa lisans alan |
Zarar gören işletmeler, müşteriler ve yetkili birlikler |
|
Zamanaşımı |
Genel haksız fiil hükümlerine göre |
Öğrenmeden itibaren bir yıl, her halde üç yıl |
|
Cezai boyut |
Şikayete bağlı tecavüz suçu, yalnızca tescilli markada |
Kanunda hüküm var, ağırlık hukuk davasında |
İki temeli birlikte ileri sürmek ne zaman anlamlıdır
Tescilli marka sahibi çoğu dosyada iki temeli birlikte kullanır. Gerekçe yedeklemedir. Tescilin kapsamı beklenenden dar kalırsa veya karşı taraf markanın hükümsüzlüğünü ileri sürerse, haksız rekabet iddiası ayakta kalmayı sürdürebilir. Aynı şekilde işaretler arasındaki benzerlik tecavüz için yeterli bulunmasa bile, karşı tarafın piyasadaki davranış bütünü ayrıca dürüstlük kuralına aykırı görülebilir.
Bu tercihin bir maliyeti de vardır. Her iddia kendi delilini ister. Haksız rekabet iddiası eklendiğinde dosyaya piyasa bilinirliğini, satış kanalını ve müşteri algısını gösteren belgeler girer. Karşılığı toplanmadan eklenen ikinci temel dilekçeyi genişletir, dosyayı güçlendirmez.
Dilekçe hazırlanmadan önce netleşmesi gereken sorular
1. Tescilli bir marka var mı, varsa şikayet konusu kullanım tescilin kapsadığı mal ve hizmetlere giriyor mu
2. Kopyalanan şey işaretin kendisi mi, yoksa ambalaj, unvan, alan adı veya reklam söylemi gibi işaret dışı bir unsur mu
3. Fiil ne zaman öğrenildi, hala sürüyor mu ve süre bakımından hangi tarih esas alınacak
4. Karşı tarafla aranızda gerçek bir rekabet ilişkisi var mı, aynı müşteri kitlesine mi hitap ediliyor
5. Eldeki belgeler hangi iddiayı destekliyor: sicil kaydı ve benzerlik karşılaştırması mı, yoksa piyasa bilinirliğini gösteren kayıtlar mı
Bu soruların cevabı hem taşıyıcı temeli hem de öncelikle toplanacak delili belirler. Buradaki ayrımlar genel çerçeveyi anlatmak içindir; bir dosyada hangi iddianın öne çıkacağı tescilin kapsamına, karşı tarafın fiilinin ayrıntısına ve toplanabilen delile göre değiştiğinden değerlendirmenin dosyaya özel yapılması gerekir. Marka hukuku ağırlıklı çalışan Mia Hukuk & Danışmanlık bünyesinde Av. Meryem Ayık, marka vekilliği ile avukatlık yetkisini birlikte taşıdığı için tescil kapsamı ile dava dayanağı arasındaki bağı tek elden değerlendirir.




