Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi'nin, dünyanın dört bir yanında, özellikle de en savunmasız kesimlerin temel haklarını korumak ve geliştirmek amacıyla faaliyetlerine başlamasının üzerinden tam 20 yıl geçti. Yeni atanan İnsan Hakları Yüksek Komiser Yardımcısı Awa Dabo, "İnsan hakları; hakların baskı altına alındığı, insanların korunmaya ihtiyaç duyduğu ve ilkelerin somut eylemlere dönüşmesi gereken zamanlar için vardır." ifadelerini kullandı. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun yerine kurulan Konsey'in 47 üye devletine, dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın 19 Haziran 2006'da yaptığı konuşmada, "siyasi puan toplama ya da dar siyasi hesaplarla hareket etmekten" kaçınmaları çağrısında bulunulmuştu. Bugün Cenevre'de 62. oturumunu gerçekleştiren İnsan Hakları Konseyi, hem yeni ortaya çıkan acil krizlerde hem de yıllardır çözülemeyen çatışmalarda hesap verebilirliğin sağlanması için her zamankinden daha yoğun bir çalışma yürütüyor. Peki Konsey, kuruluşundan bu yana beklentileri karşılayabildi mi? Ve BM Genel Sekreteri António Guterres'in, Konsey'in 20. yılı dolayısıyla düzenlenen özel etkinlikte vurguladığı gibi, "insan haklarının saldırı altında olduğu ve açıkça ihlal edildiği" günümüz dünyasına uyum sağlayabildi mi? "Kolay değildi" Konsey'in ilk başkanı Luis Alfonso de Alba Góngora, kuruluş sürecini şu sözlerle hatırlıyor: "Konseyi kurmak hiç kolay olmadı. Üye devletlerin, eski İnsan Hakları Komisyonu'nda nelerin değiştirilmesi, nelerin ise korunması gerektiği konusunda birbirinden çok farklı görüşleri vardı." De Alba, uluslararası ortamın da elverişli olmadığını belirterek şunları söyledi: "İnsan Hakları Konseyi'nin kurulmasına karşı çıkan ve yeni kurumun oluşumunu desteklemeyen ülkeler vardı. Gazze'de çatışmalar yaşanıyordu; bugün olduğu gibi Lübnan'da da çatışmalar sürüyordu. Dolayısıyla süreç hiç kolay değildi." Her Sesin Duyulması Amaçlandı Diğer BM organlarında olduğu gibi, Konsey'in kuruluşundaki temel hedeflerden biri de hükümet temsilcilerinden sivil toplum kuruluşlarına, bağımsız araştırmacılardan insan hakları savunucularına kadar mümkün olan en geniş katılımı sağlayarak farklı sesleri tartışmalara dahil etmekti. Finansman Krizi Çalışmaları Zorluyor İnsan hakları, barış ve güvenlik ile kalkınma birlikte Birleşmiş Milletler'in üç temel sütunundan biri olmasına rağmen, kurum genelinde yaşanan mali kriz, İnsan Hakları Konseyi'nin çalışmalarını ciddi biçimde tehdit ediyor. Bütçe yetersizliği nedeniyle delegelerin konuşma süreleri kısaltılırken, tercüme hizmetlerinde de kesintiye gidildi. İnsan Hakları Yüksek Komiseri'nin dile getirdiği ağır mali tabloya dikkat çeken bağımsız uzmanlar da, kaynak yetersizliği nedeniyle artan iş yüklerini yeniden düzenlemek zorunda kaldıklarını sık sık vurguluyor. İlk Günlerin Heyecanı Konsey'in karşı karşıya olduğu tüm zorluklara rağmen, kıdemli iletişim yetkilisi Rolando Gomez, 2006 yılında gerçekleştirilen ilk oturumun yarattığı heyecanı hâlâ unutmadığını söylüyor. "Göreve başlayan küçük medya ekibinin bir parçası olarak, yeni bir dönemin başlangıcına tanıklık ettiğimizi hissediyorduk. Bu, uluslararası toplumun BM'nin insan hakları çalışmalarını güçlendirme ve insan haklarını küresel gündemde daha görünür hâle getirme yönündeki yenilenmiş kararlılığının bir göstergesiydi." Gomez, Konsey'in yıllar içinde yaşadığı tartışmalara rağmen vazgeçilmez bir kurum hâline geldiğini belirterek şöyle konuştu: "Çeşitli zorluklar ve tartışmalar yaşansa da Konsey, dünya genelinde insan hakları konusunda diyalog, hesap verebilirlik ve eylem için vazgeçilmez bir platform hâline geldi." "Beni en çok etkileyen yönü ise başka platformlarda sesi duyulmayan mağdurlara, insan hakları savunucularına, bağımsız uzmanlara ve sivil toplum temsilcilerine söz hakkı tanıması oldu. Onların tanıklıkları, insan hakları ihlallerinin gerçek boyutunu açık biçimde ortaya koyuyor." "İlk Gün Umut ve Heyecan Hakimdi" Konsey'in kuruluşundan bu yana görev yapan isimlerden biri olan İngiltere Misyonu'nun deneyimli siyasi danışmanı Bob Last da ilk günü şu sözlerle anlattı: "İlk gün salonda hem heyecan hem de umut hâkimdi. Çünkü büyük bir işe başlıyorduk ve yeni bir kurum inşa etme fırsatı yakalamıştık. BM'de çalışan birçok kişi böyle bir deneyimi hayatı boyunca yaşayamaz." Last, sözlerini şöyle sürdürdü: "Aynı zamanda umutluyduk. Çünkü bu süreç, İnsan Hakları Komisyonu'nun eksikliklerini gidermek için önemli bir fırsattı. Bu eksikliklerin neler olduğu konusunda o dönemde de bugün olduğu gibi farklı görüşler vardı. Ancak ilk gün Kofi Annan, Komisyon'un hangi yönlerini yetersiz bulduğunu, neden değişim istediğini ve yeni Konsey'den beklentilerini son derece açık bir şekilde ortaya koymuştu."