KESK’li KHK’lilerin, on yıldır süren hukuksuz ihraçlara karşı KESK Genel Merkezi önünde gerçekleştirmek istediği Adalet Nöbeti’ne polis gaz ve fiziki şiddetle müdahale etti. Aralarında KESK Yürütme Kurulu ve Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu üyelerinin de bulunduğu 20 kişi gözaltına alınırken, çok sayıda KESK’li yaralandı. Müdahalenin ardından KESK Genel Merkezi’nde yeniden bir araya gelen kamu emekçileri ile dayanışma amacıyla gelen emek ve meslek örgütlerinin temsilcileri, gözaltıların derhâl serbest bırakılmasını istedi. Kanun hükmünde kararnamelerle görevlerinden ihraç edilen KESK üyelerinin yaşadıkları hukuksuzlukları kamuoyuna anlatmak ve görevlerine iade taleplerini yükseltmek amacıyla başlattıkları Adalet Nöbeti’ne polis müdahale etti. KESK Genel Merkezi önünde gerçekleştirilen müdahalede gaz sıkıldı, fiziki şiddet kullanıldı; çok sayıda KESK’li yaralanırken bazı yaralılar hastanelere kaldırıldı. Polis müdahalesi sırasında KESK Yürütme Kurulu üyeleri Sema Pınar, Erdal Karakuş, Döne Gevher ve A. Bahadır Berdicioğlu ile Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu üyeleri Simge Yardım ve İzzet İldeş gözaltına alındı. Özlem Üçler, Sinan Ok, Reşat Akıncı, Adnan Şahin, Remzi Gençdal, Güneş Gümüş, İnci Gürkan, Selim Sönmez, Abdulmelik Selçuk, Emrah Azapçı, Gamze Dinigüzel, Hatice Oral, Metin Kabul ve Mehmet Oruç da gözaltına alınanlar arasında yer aldı. Müdahalenin ardından KESK Genel Merkezi’nde yeniden bir araya gelen KESK’liler ile dayanışma amacıyla gelen emek ve meslek örgütlerinin temsilcileri, demokratik haklarını kullanan kamu emekçilerine yönelik polis şiddetini ve gözaltıları kınadı. KESK Eş Genel Başkanları Ayfer Koçak ve Ahmet Karagöz, gözaltına alınanlar serbest bırakılıncaya kadar bekleyişin ve KHK’lerle ihraç edilen son KESK üyesi görevine dönünceye kadar mücadelenin süreceğini açıkladı. Konuyla ilgili yapılan açıklamalar şu şekilde: KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak’ın konuşması: Değerli basın emekçileri, değerli yol arkadaşlarım; Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu olarak, 10 yıl önce 15 Temmuz darbe girişimi gerekçe gösterilerek; cemaatlerle, tarikatlarla en küçük bir ilişkisi olmadığı açıkça bilinen üyelerimizin ihraç edilme süreçlerini yakından takip ediyoruz. On yıldır bu ihraçların hukuksuzluğunu anlatmaya çalışıyoruz. Bu hukuksuzluğu anlatırken zaman zaman diplomasi faaliyetleri de yürüttük. Ancak bu ülkenin Adalet Bakanı kendisini bu sorunun çözümünden sorumlu görmüyor. Bu ülkenin Meclisi de meselenin çözüm adresi olarak değerlendirilmiyor. Biz ise hakları haksız ve hukuksuz biçimde ellerinden alınan arkadaşlarımızla yan yana gelmeye çalıştık. Bugün yaptığımız açıklamada da çok net bir şey söyledik: Arkadaşlarımız, bu 10 yıl boyunca direnerek yaşamlarını sürdürmeye çalıştılar. Bugün burada güvenlik güçleri var. Onların da birçok arkadaşı aynı dönemde, kendilerine hukuki savunma hakkı tanınmadan ihraç edildi. Ancak onlara göre üyelerimizin bir şansı vardı: Konfederasyonları, yani örgütleri arkalarındaydı. Biz bugün de arkadaşlarımızın arkasında durmaya devam ediyoruz. Arkadaşlarımız; bu ülkenin çocukları daha aydınlık bir gelecekte yaşasın, emekçiler emeklerinin karşılığını alabilsin, genç insanlar toprağa düşmesin diye barış, emek ve demokrasi demeyi sürdürüyor. Yaşadıkları bütün hak ihlallerine rağmen sergiledikleri bu onurlu duruş nedeniyle arkadaşlarımı bir kez daha selamlıyorum. Biz kazanacağız! KHK’ler gidecek, biz kalacağız! “Adalet Nöbeti’nde arkadaşlarımız kendi hikâyelerini anlatacaktı” KHK’lerin nasıl büyük bir hukuksuzluk içinde uygulandığını defalarca anlattık. Burada bunları bir kez daha tekrarlamayacağım. Ancak bugün KHK ile ihraç edilen arkadaşlarımız, yaşadıklarını anlatmak istediler. Biz de onların yaşadıklarını anlatabilecekleri bir zemin oluşturmak amacıyla Adalet Nöbeti’ni başlattık. Bu nöbette, arkadaşlarımız 10 yıl boyunca hangi gerekçelerle ihraç edildiklerini ve açtıkları davaların hangi gerekçelerle reddedildiğini anlatacaktı. Dosyalarda öylesine ilginç ve skandal örnekler var ki… Babası hakkında “iltisaklı” olduğu iddiası bulunan bir üyemiz hâlâ ihraç durumda. Hiç çocuğu olmayan bir arkadaşımız, “çocuğunu cemaatin okuluna gönderdiği” gerekçesiyle ihraç edildi ve bu ihraç yedi yıl boyunca devam etti. Bu ülkede yoksul emekçilerin çocuklarına cemaat yurtlarından başka seçenek bırakılmayan dönemler yaşandı. Bakanlıkların, il ve ilçe millî eğitim müdürlüklerinin, sağlık müdürlüklerinin projeleri aracılığıyla kamu emekçileri cemaatlerin çalışmalarına katılmaya zorlandı. İşte bugün burada bulunanlar, o dönemde bütün bunlara karşı direnenlerdir. Bugün de benzer projeler, başka cemaatler üzerinden yürütülüyor. Buradan kamu emekçilerine bir kez daha sesleniyoruz: Yarın aynı kumpaslar nedeniyle sizler de hedef hâline getirilebilirsiniz. Örgütlenin ve kendinizi koruyun. “Hakikatin konuşulmasına tahammülleri yok” Biz bütün bunları anlatmak için yan yana geldik. Peki, karşımıza ne çıktı? Güvenpark’ta açıklamamızı yaptıktan sonra orada oturmak istedik. Bizimle bir görüşme ve müzakere gerçekleştirildi. Görüşmede bize, “Burası uygun değil, sendikanızın önü olabilir” denildi. Biz de sendikamızın önünde yol bulunduğunu, yolun kapanmasını doğru bulmadığımızı ve bölgedeki esnafın bundan etkilenmesini istemediğimizi söyledik. Bu nedenle parkın daha uygun olduğunu ifade ettik. Bütün bu konuşmalar, güvenlik güçlerinin kameralarına da yansımıştır. Buna rağmen, “Esnafı da etkilemeyecek şekilde yolu kapatacağız” denildi. Bunun üzerine Güvenpark’tan buraya geldik. Burada 24 saatlik nöbetimizi gerçekleştirmek istedik ancak gelir gelmez saldırıyla karşılaştık. Kamu emekçilerinin Güvenpark’ta oturarak kendi hikâyelerini anlatmasının ve yaşadıkları sorunları paylaşmasının kime ne zararı olabilirdi? Elbette bundan rahatsız olanlar var. Hakikati saklamaya çalışanların hakikati dinlemeye de konuşulmasına da tahammülü yok. Yukarıdan verilen emirle saldırı gerçekleştirildi. “KHK meselesi yalnızca ihraç edilenlerin sorunu değildir” KHK meselesi bugün yalnızca ihraç edilenlerle ilgili bir mesele değildir. Kamu emekçileri örgütlenemiyorsa, yoksulluk sınırının yarısı düzeyindeki ücretlere mahkûm edilebiliyorsa, emekliler açlık sınırının altında gelirlerle yaşamaya zorlanıyorsa bilin ki bu tablo, yaratılan korku imparatorluğunun sonucudur. Direnebilecek kesimlerin baskı altına alınmasının sonucudur. Özel sektör öğretmenleri yaklaşık bir aydır mücadele ediyor. Şu anda da yanımızdalar. Hepiniz hoş geldiniz arkadaşlar! Direnişimiz ortaktır! Omuz omuza faşizme karşı! “Öğretmenler açlık grevine zorlandı” Özel sektör öğretmenlerinin talepleri çok açık. Bu korku imparatorluğu ve dikensiz gül bahçesi içerisinde nasıl bir düzen kurmaya çalıştılar? Öğretmenler için taban maaş uygulamasını kaldıran bu iktidar, özel sektörde çalışan öğretmenleri açlık grevi yapmak zorunda bıraktı. Bir aydır gerçekleştirdikleri her eyleme saldırgan bir tutumla yaklaşıldı. İktidar öğretmenlere, “Taban maaş isteyemezsiniz” diyor. Öğretmenlere asgari ücret dayatılıyor. Bir öğretmenin alması gereken taban ücretin asgari ücret olduğu söyleniyor. Peki, biz bunu kabul edecek miyiz? Elbette etmeyeceğiz. İşte bu ihraçlar, böylesi bir düzenin zeminini oluşturmak amacıyla gerçekleştirildi. Bugün bu ülkede işçilerin yarısından fazlası, açlık sınırının altında kalan asgari ücretle yaşamaya zorlanıyor. Yarattıkları ülke tablosu budur. Muhalefet partisinin genel başkanlığına kayyum atayabilecekleri, halkın oylarıyla seçilen belediye başkanlarını görevden alarak yerlerine kayyum atayabilecekleri bir zemin oluşturmak için bütün bunları yaptılar. Sonuç ortada. Milyonlarca emekli en düşük emekli aylığında eşitleniyor. Söz konusu ücret yaklaşık 22 bin lirayken, bu ülkede ortalama kira 30 bin liraya ulaşıyor. Bu koşulları, yarattıkları baskı ve korku ortamıyla hayata geçirdiler. Kurtuluş yok tek başına; ya hep beraber ya hiçbirimiz! “KESK zayıflatıldıkça denetimsizlik büyüdü” Bugün tam da KESK’in yıllardır ifade ettiği noktadayız. Biz, “KESK bu ülkenin vicdanıdır” diyorduk. Bunun doğrulandığı bir süreçten geçiyoruz. KESK zayıflatıldıkça, KESK üyelerine saldırılar arttıkça bu ülkede denetimsizlik büyüdü. Ülke, çete, mafya ve yasa dışı bahis ilişkilerinden geçilmez hâle geldi. Üzerlerindeki örtü kaldırıldığında, bütün bu ilişkilerin içinden ne yazık ki devlet kurumları çıkıyor. Yaşasın örgütlü mücadelemiz! Ülkenin bütün kaynakları birilerine peşkeş çekilirken yaz geldiğinde sıcaklardan korkuyoruz; çünkü yangınlara karşı yeterli tedbir alınmıyor, denetim yapılmıyor. Bahar geldiğinde, baharın güzelliğini yaşamak yerine yağacak yağmurun yol açacağı selden korkuyoruz. Biz, bu ülkede sürekli korkularla yaşamak zorunda bırakılıyoruz. Bir otelde yangın çıkıyor, 78 insanımızı kaybediyoruz. Özel hastanelerde “yenidoğan çetesi” olarak adlandırılan korkunç bir yapı ortaya çıkıyor ve bebeklerin yaşamını yitirmesine neden oluyor. Bütün bunları yaşıyoruz. Bilinmelidir ki nitelikli, kamusal, ulaşılabilir ve ana dilinde kamu hizmeti vermeye çalışan bizler; bir yandan emeğimizin karşılığını almak, diğer yandan kamusal hizmetleri nitelikli hâle getirmek için mücadele ediyoruz. Bugünkü mücadelemiz de tam olarak budur. Bu mücadele yalnızca kendimizle ilgili değildir; burada bulunan ve bulunmayan herkesi, hepimizin geleceğini ilgilendirmektedir. “Oturma eylemimizi sürdüreceğiz” Bizler, KHK sürecinde yaşadıklarımızı birbirimizle ve kamuoyuyla paylaşmayı sürdüreceğiz. Bunun için oturma eylemimize devam edeceğiz. Bugün Kamu-İş Konfederasyonu Başkanı, Türk Tabipleri Birliği Genel Sekreteri ve TMMOB Genel Sekreteri de örgütleriyle birlikte yanımızdalar. Hoş geldiniz. Birleşe birleşe kazanacağız! Her zaman yan yana olmaktan onur duyduğumuz Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası üyeleri de bugün bizimle birlikte. Onların mücadelesi, aynı zamanda öğretmenlik mesleğinin mücadelesidir. Öğretmenliğin bir meslek olarak kabul edilmesi mücadelesidir. Bu ülkenin öğretmenine, mimarına, mühendisine ve avukatına niteliksiz iş gücü muamelesi yaparak asgari ücret dayatamazsınız. Buna karşı mücadeleyi hep birlikte sürdüreceğiz. Hoş geldiniz arkadaşlar. Patronların Bakanı Yusuf Tekin istifa! “Gözaltına alınan arkadaşlarımızı bekliyoruz” Son olarak, bugün gerçekleştirilen saldırılar sırasında birçok arkadaşımız yaralandı. Hastaneye kaldırılan arkadaşlarımız oldu. Yirmi arkadaşımız gözaltına alındı. Gözaltına alınan arkadaşlarımızın yeniden yanımıza gelmesini bekliyoruz. Onlarla birlikte KHK sürecinde yaşadıklarımızı anlatmaya ve haklarımız için mücadele etmeye devam edeceğiz. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz’ün konuşması: Çok kıymetli yol ve mücadele arkadaşlarım, kurumlarımızın değerli temsilcileri; hepinizi KESK Yürütme Kurulu adına bir kez daha saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Değerli dostlar, Bizler, fiili ve meşru zeminde sendikal faaliyet yürüten bir emek örgütüyüz. Emek örgütü olarak barış ve demokrasi mücadelesini, emek mücadelesiyle eş güdüm içinde yürütüyoruz. Biraz önce Ayfer Başkan’ın da ifade ettiği gibi kamu emekçileri; yasalardan, Anayasa’dan ve uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan haklarını kullanmaya çalışırken orantısız polis şiddetiyle karşı karşıya kaldı. Çok sayıda arkadaşımız gözaltına alındı. Darp edilen birçok arkadaşımızın Ankara’daki farklı hastanelerde tedavileri sürüyor. Arkadaşlarımız buraya gelinceye kadar nöbetimiz burada devam edecek. “Gözaltılar, baskılar bizi yıldıramaz!” Biz, omuz omuza mücadele etmeye devam edeceğiz. Kanun hükmünde kararnamelerle ihraç edilen KESK üyelerinin her birinin üniversitede aldığı bir diploması var. Arkadaşlarımız kamuda birilerinin referansıyla değil; alın terleriyle, emekleriyle ve entelektüel birikimleriyle görev yaptılar. Adeta kayaları kazarcasına çalıştıkları kurumların en başarılı ve nitelikli insanları arasındaydılar. Buna rağmen ihraç edildiler. Neden ihraç edildiklerini çok iyi biliyoruz: Çünkü biz siyasal iktidara biat etmiyoruz. Etmeyeceğimizi de defalarca ifade ettik. Şu anda konuşmalarımızı kayıt altına alan, yaklaşık bir saat önce burada bize gaz sıkan ve bizleri darp eden polislere bir kez daha sesleniyorum: 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında çok sayıda arkadaşınız da bizler gibi haksızlığa uğradı. Yarın iktidar-cemaat çatışmalarında sizler de gözaltına alındığınızda, haklarınızı savunacak olan yine KESK’tir. Gözaltılar, tutuklamalar ve baskılar bizi yıldıramaz! İhraç edilen her arkadaşımızın ayrı bir hikâyesi var. KESK’li ihraçlar hiçbir zaman namerde muhtaç olmadı. Çünkü arkalarında KESK gibi güçlü bir örgüt vardı. Arkadaşlarımız emekleriyle ve dayanışmalarıyla bizleri bugünlere taşıdılar. Birçok konfederasyon ve sendikadan kamu emekçileri ihraç edildi. Ancak KESK, bütün kapılarını ve olanaklarını maddi ve manevi olarak ihraç edilen üyelerine açtı; açmaya da devam edecek. Son arkadaşımız görevine iade edilinceye kadar bu mücadeleyi ve dayanışmayı sürdüreceğimizi özellikle ifade etmek istiyorum. Birçoğumuzun farklı ihraç hikâyeleri var. Bu gece boyunca arkadaşlarımız mikrofonu kullanarak kendi hikâyelerini, deneyimlerini ve yaşadıklarını basınla ve kamuoyuyla paylaşacaklardı. Ancak buna dahi tahammül edemediler. Ben de şimdi kendi hayatımdan küçük bir anekdotu sizlerle paylaşmak istiyorum. Değerli dostlar, sevgili basın emekçileri, değerli Ankara halkı, çok kıymetli yol ve mücadele arkadaşlarım; 29 Ekim 2016 günü, tam da bu saatlerde, 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile ihraç edildiğimi öğrendim. O dönem Eğitim Sen Adana Şube Başkanı’ydım. Hızla eve döndüm ve durumu eşime anlattım. Eşim elbette çok duygulandı. Ancak o anda fazla konuşamadık. Sendikanın anahtarını alarak Şube Yürütme Kurulu üyeleriyle bir araya geldim. İhraç edilen arkadaşlarımızın durumunu değerlendirmek üzere sendikada toplandık. Toplantının ardından eve döndüm. Oğlum da eve gelmişti. Hacettepe Üniversitesi’nde öğrenciydi ve bir ay sonra mezun olacaktı. Eşim yeniden duygulandı ve ağlamaya başladı. “Bundan sonra ne yapacağız?” diye sordu. Çünkü evin tek çalışanı bendim. Oğlum ayağa kalktı ve şunları söyledi: “Baba, bugüne kadar sen çalıştın. Bundan sonra evin bütün sorumluluğunu ben üstleniyorum.” Üniversitedeki bir hocası oğlumla dayanışma gösterdi ve yaklaşık 10 bin kilometre uzaklıktaki bir Afrika ülkesinde iş bulmasına yardımcı oldu. Oğlum Afrika’da çalışırken birçok sağlık sorunu yaşadı. Gitmeden önce maaşının yatırılması için Garanti Bankası’nda bir hesap açmıştı. Türkiye’ye döndüğünde üç aylık maaşını henüz çekmemişti. Bir gün, “Baba, benimle bankaya kadar gelir misin?” diye sordu. “Elbette oğlum” dedim ve birlikte Garanti Bankası’nın Adana şubesine gittik. Oğlum sıra numarasını aldı. Sırası geldiğinde vezneye gitti. Bir süre sonra bana dönerek, “Baba, gelir misin?” dedi. Hesabında bir sorun olduğunu düşündüm. Bankada çalışan kadın arkadaş bana, “Hocam, oğlunuz parayı almak istemiyor” dedi. Oğlum, “Bu para babamın hakkıdır, babama verin” demişti. İşte siz, bunları utanmadan bize yaşattınız! Yazıklar olsun! Değerli dostlar, biraz önce Ayfer Başkan da anons etti. Birleşik Kamu-İş Genel Başkanı Orhan Başkan da dayanışma amacıyla yanımızda. Kendisine ve dayanışma gösteren bütün kurum temsilcilerine teşekkür ediyorum. Birleşik Kamu-İş Genel Başkanı Orhan Yıldırım’ın konuşması: KESK’in gerçekleştirdiği haklı eyleme ve sonrasında yaşananlara karşı, kardeş bir emek örgütü olarak dayanışma göstermek için buradayız. Bu mücadele, kamu kurumlarında çalışan bütün emekçiler adına yürütülmektedir. Bugün burada yalnızca KESK, kendi KHK’lileri için mücadele ediyor gibi görünebilir. Ancak sayısı kesin olmamakla birlikte 160 bini aşan kamu görevlisinin ihraç edildiği biliniyor. Bunların 80-90 binini emniyet personelinin oluşturduğu ifade ediliyor. Dönemin iktidarı, 81 il emniyet müdüründen 74’ünün ihraç edildiğini açıklayarak devlet kadrolarındaki yapılanmanın nasıl ve ne ölçüde gerçekleştiğini de ortaya koymuştur. Cumhurbaşkanından bakanlara, kuvvet komutanlarına kadar devletin üst düzey yöneticilerinin özel yaverlerinin büyük bölümünün bu yapılanmayla bağlantılı olduğu gerekçesiyle ihraç edildiği bir ülkede, devlet yöneticileri “Kandırıldık” diyerek sorumluluktan çekilebiliyor. Buna karşılık hiçbir istihbarat bağlantısı bulunmayan ve herhangi bir şiddet eylemine karışmamış kamu emekçileri; kimi zaman hiçbir kanıt gösterilmeden, kimi zaman dedikodularla, kimi zaman da dönemin iktidarının yöneticileri tarafından açılışı yapılan bir bankaya yalnızca ev kirası yatırdıkları gerekçesiyle ihraç edildi. Biz bunları unutmadık. Aradan on yıl geçti. Hâlâ operasyonların sürdüğü ifade ediliyor. Buna rağmen geçen on yıl içerisinde, özellikle kamu görevlilerinin ihraçlarına ilişkin doğru dürüst bir araştırma yapılmadığı ortadadır. İktidar, kendi korkularını bir an önce ortadan kaldırmak adına 150-160 bine yakın kamu görevlisini ihraç etmiştir. Bu, yalnızca bir sayı değildir. Biraz önce başkanımız, yaşadıklarını kendi ağzından kamuoyuyla paylaştı. 160 bin kişi demek, 160 bin aile demektir. Çocuklarıyla, eşleriyle ve yakınlarıyla birlikte milyonlarca insanın yaşamının altüst edilmesi demektir. Bu ülkenin geçmişinde büyük bir hata yapıldıysa bunun sorumluluğu, ülkeyi onlarca yıldır yöneten ve bu yapılanmanın devlet içinde nasıl örgütlendiğini bilmesine rağmen zamanında müdahale etmeyen iktidara aittir. Devlet yöneticilerinin müdahale etmekte geç kaldığı bir sürecin bedelinin, olaylarla hiçbir ilgisi bulunmayan kamu emekçilerine ödetilmesini Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu olarak asla kabul etmiyoruz. Buradaki mücadele sırasında yaralanan bütün arkadaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Herhangi bir şiddet eylemi olmamasına rağmen gözaltı uygulayan emniyet birimlerini; valiliği ve İçişleri Bakanlığını bir kez daha uyarıyoruz: Demokratik eylemler yasal ve meşrudur. Yasaların tanıdığı demokratik haklar, herhangi bir makamdan izin alınmaksızın kullanılabilir. Bugüne kadar kullanılmıştır, bundan sonra da kullanılmaya devam edilecektir. Demokratik açıklamaların ve faaliyetlerin yazılı olmayan kurallar gerekçe gösterilerek engellenmesini Birleşik Kamu-İş olarak kınıyoruz. Bu tür müdahaleler karşısında ne sessiz kalırız ne de geri adım atarız. Türkiye Cumhuriyeti’nin yasalarına, en üst makamdan en alt kademeye kadar herkesin uyması gerektiğinin bir kez daha altını çiziyoruz. KESK’e ve KHK’lilerin yürüttüğü mücadeleye başarılar diliyor; Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu ve kamu emekçileri adına saygılarımızı sunuyorum. Ana fikir: Orhan Yıldırım, KHK’lerle yapılan ihraçların yüz binlerce insanın yaşamını etkileyen büyük bir hukuksuzluğa dönüştüğünü belirterek KESK’in mücadelesiyle dayanışma mesajı veriyor. Demokratik eylemlere yönelik polis müdahalesini kınıyor ve kamu emekçilerinin hak arama mücadelesinin sürdürüleceğini vurguluyor. Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi adına KESK’in mücadelesini selamlıyor; aynı zamanda bir KESK’li olmaktan onur duyduğumu belirtmek istiyorum. KESK, tarihi boyunca emek, barış ve demokrasi mücadelesini bir arada yürüttü; bu ülkede yaşayan emekçilerin, kamu çalışanlarının ve halkların yararını savundu. Bugün sürdürülen mücadele de bu anlayışın bir parçasıdır. Sizlerle, ihraç edilen bir KESK üyesinin, aynı zamanda Türk Tabipleri Birliği üyesi bir hekimin yaşadıklarını paylaşmak istiyorum. 29 Ekim’de yayımlanan Kanun Hükmünde Kararname ile ihraç edilen hekim arkadaşlarımızdan biri, o gün nöbetçiydi. İhraç edildiğini saat 21.00’de öğrenmişti. Kendisiyle telefonda görüştüğümüzde, “İhraç edildin. Aslında şu anda o hastanede sağlık hizmeti sunma yetkinin kalmadığı söyleniyor” dedim. O onurlu KESK üyesi ise bana şu yanıtı verdi: “Beni bekleyen yüzlerce hastam var. Sabaha kadar hastalarımı muayene edeceğim. Reçetelerini yanımdaki hekim arkadaşımın adına düzenleyecek, tedavilerini sürdüreceğim.” KESK’li olmak tam da böyle bir sorumluluk ve dayanışma anlayışına sahip olmak demektir. Hepinizi bir kez daha saygıyla selamlıyorum. Dayanışmamız ve ortak mücadelemiz devam edecek. Türk Tabipleri Birliği olarak KESK’in hak, emek, barış ve demokrasi mücadelesinin yanında olmayı; dayanışmamızı kararlılıkla sürdürmeyi vurgulamak istiyorum. Mücadelenizi selamlıyorum. Sizleri Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği adına saygıyla selamlıyorum. Bugün burada yaşananların sorumluları şunu iyi bilmelidir: Bu ülkenin emekçilerini, devrimcilerini ve aydınlık bir gelecek için mücadele edenleri gazla, copla, baskıyla ve gözaltılarla mücadelelerinden vazgeçiremeyeceksiniz. Başaramayacaksınız! Kurtuluş yok tek başına; ya hep beraber ya hiçbirimiz! Bugün sorunlarını ve taleplerini dile getirmek için Ankara’da bir araya gelen kamu emekçilerine yönelik bu saldırı, Türkiye’nin dört bir yanında KHK’lerle ihraç edilen bütün arkadaşlarımıza yapılmıştır. KHK’lerle ihraç edilenler yalnızca KESK üyeleri değildir. Aralarında TMMOB’ye bağlı odaların üyesi olan binlerce meslektaşımız da bulunmaktadır. KESK üyesi olsun ya da olmasın, KHK’lerle hukuksuz biçimde görevlerinden ihraç edilen meslektaşlarımızın yaşadığı sorunlar hâlâ devam etmektedir. TMMOB olarak bu dayanışma mücadelesinde hem KHK’lerle ihraç edilen meslektaşlarımızla hem de emek ve meslek örgütleriyle yan yana olmaya devam edeceğiz. Buradan bir kez daha haykırıyoruz: Gözaltına alınan arkadaşlarımızı derhâl serbest bırakın! Bizler; haklarımız, sorunlarımız ve taleplerimiz için sokaklarda ve meydanlarda yan yana gelmeyi, dayanışmayı ve mücadeleyi sürdüreceğiz. KESK’in mücadelesinde, her zaman olduğu gibi bugün de yanındayız. Hepinizi dayanışmayla ve sevgiyle selamlıyoruz. Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası: Emekçiler Omuz Omuza Kazanacak Herkesi Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası adına selamlıyorum. KESK’in bugün demokratik hakkını kullanarak gerçekleştirmek istediği nöbete antidemokratik ve yasakçı bir anlayışla müdahale edilmesini; emekçilerin şiddet ve gözaltıyla karşı karşıya bırakılmasını kınıyoruz. Dün haklarımızı aramak için Hazine ve Maliye Bakanlığı önünde bulunan bizlere de aynı yasakçı anlayışla müdahale edildi. Hak arayanlara şiddet ve gözaltıyla karşılık veren bu tutumu kabul etmiyoruz. Biz biliyoruz ki insanlık onuru işkenceyi yenecek! Bir sendikanın anayasa ve uluslararası sözleşmelerden doğan toplantı, gösteri ve yürüyüş hakkı, en temel ve meşru haklarından biridir. Bu hak, iktidar ya da herhangi bir güç tarafından engellenemez. Bu hakkın kullanılması, iktidarın bizlere bahşettiği bir lütuf değildir. KESK’in yıllardır sürdürdüğü mücadele geleneğini ve emekçilerin örgütlü mücadelesini kırmak amacıyla bundan 10 yıl önce hayata geçirilen KHK zulmünü, birleşik mücadelemiz tarihin karanlık sayfalarına gömecektir. Bundan hiçbir şüphemiz yok. Burada çok değerli bir mücadele yürütülüyor. Bizlere düşen, bu mücadeleye saygı duymak, omuz vermek ve dayanışmayı büyütmektir. Her zaman omuz omuza olacağız. Sendikamız iki sokak ötede. Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, KESK’in evidir; burası da bizim evimizdir. Bu mücadelede birlikte yürümeye kararlıyız. Elbet emekçiler kazanacak! Yaşasın sınıf dayanışması! Yaşasın sendikal dayanışma!