Millî Eğitim Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığının yıllardır yürürlükte olan düzenlemeleri; kontrollü girişten risk analizine, rehberlik hizmetlerinden okul çevresinin denetlenmesine kadar çok sayıda önlem içeriyor. Ancak güvenlik personeli, psikolojik danışman ve düzenli denetim eksikliği, bu tedbirlerin önemli bölümünün uygulamaya geçirilemediğini gösteriyor.

Manisa’nın Turgutlu ilçesindeki İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi önünde 22 Eylül sabahı yaşanan silahlı saldırı, Türkiye’deki bütün okullarda güvenlik önlemlerinin ne ölçüde uygulandığı sorusunu yeniden gündeme getirdi.

İlk resmî açıklamalarda yaralı sayısı sekiz olarak duyurulurken, daha sonraki açıklamalarda sayının 11’e yükseldiği ve iki öğrencinin durumunun ağır olduğu bildirildi. Saldırıyı gerçekleştirdiği belirtilen 15 yaşındaki dokuzuncu sınıf öğrencisi yakalanırken; öğrencinin anne ve babası ile silahın sahibi olduğu belirtilen büyükbabası da gözaltına alındı. Saldırıda kullanılan av tüfeğinin öğrencinin büyükannesinin evinden alındığı iddia edildi. Olayın nedeni ve öğrencinin akran zorbalığına maruz kaldığı yönündeki iddialar araştırılıyor.

Saldırıdan bir gün önce güvenlik protokolü imzalandı

Manisa’daki saldırının en dikkat çekici yönlerinden biri, olaydan yalnızca bir gün önce Millî Eğitim Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı arasında yeni bir “Okul Güvenliği Protokolü” imzalanmış olmasıydı.

Protokolün tanıtımında Türkiye genelindeki 65 bini aşkın okulun tek tek gözden geçirildiği ve gerekli tedbirlerin alındığı açıklanmıştı. Ancak ertesi sabah bir öğrencinin elinde av tüfeğiyle okul çevresine kadar gelebilmesi, alınan önlemlerin kapsamını ve sahadaki karşılığını tartışmalı hale getirdi.

Genelgede hemen her önlem var

MEB’in 2018 yılında yayımladığı “Okullarda Güvenlik Önlemlerinin Alınması” genelgesinde okul giriş ve çıkışlarının kontrol edilmesi, ziyaretçilere kart verilmesi, okul çevresindeki trafiğin denetlenmesi, riskli alanların belirlenmesi ve gerekli fiziki tedbirlerin alınması isteniyor.

2026-2027 eğitim öğretim yılı için 81 ile gönderilen genelgede ise güvenlik konusunda şu yükümlülükler sıralanıyor:

  • İl ve ilçe yürütme kurullarının okul ve çevresindeki riskleri belirlemesi,
  • Okullara giriş ve çıkışların kontrollü biçimde yapılması,
  • Yaya ve araç trafiğinin birbirinden ayrılması,
  • Kör noktaların aydınlatılması,
  • Acil tahliye alanlarının hazır tutulması,
  • İhbar ve şikâyetlerin gecikmeden değerlendirilmesi,
  • Olumsuz davranışların suça dönüşmeden önlenmesi,
  • Veli görüşmelerinin randevu sistemiyle yapılması,
  • Yetkisiz kişilerin okul binalarına alınmaması,
  • Denetimlerin rutin aralıklarla sürdürülmesi.

Genelgede ayrıca “en ufak bir idari zafiyete veya ihmale müsaade edilmeyeceği” özellikle belirtiliyor.

Manisa’daki olay ise sorunun düzenleme eksikliğinden çok, düzenlemelerin nasıl uygulanacağı ve uygulamanın kim tarafından denetleneceği noktasında toplandığını gösterdi.

Birinci açık: Her okulda sürekli güvenlik personeli yok

Genelgelerde “kontrollü giriş”, “ziyaretçi kaydı”, “riskli kişilerin uzaklaştırılması” ve “okul çevresinin izlenmesi” isteniyor. Ancak bu görevlerin hangi kadrolu personel tarafından yerine getirileceği açık ve sürdürülebilir biçimde çözülmüş değil.

Çok sayıda devlet okulunda sürekli görev yapan eğitimli bir güvenlik personeli bulunmuyor. Okul kapılarındaki kontrol kimi zaman hizmetli, öğretmen, nöbetçi idareci veya geçici programlarla görevlendirilen çalışanlar tarafından sağlanıyor.

Yaklaşık 65 bin okulun her birine kadrolu güvenlik görevlisi atanmasını öngören önerilerin gündeme gelmesi de mevcut personel açığının sürdüğüne işaret ediyor. Güvenliğin geçici istihdam programlarına, okul aile birliklerinin olanaklarına veya velilerden toplanan paraya bırakılması okullar arasında ciddi eşitsizlik yaratıyor.

Varlıklı bölgelerde bulunan ya da okul aile birliği güçlü olan okullar özel güvenlik hizmeti alabilirken, ekonomik olanakları sınırlı okullar çoğu zaman yalnızca nöbetçi öğretmen ve kamera sistemiyle yetinmek zorunda kalıyor.

İkinci açık: Okul kapısı korunurken çevresi sahipsiz kalıyor

Manisa’daki saldırı okul binasının içinde değil, okulun yakınındaki alanda gerçekleşti. Bu durum, güvenlik politikasının okul kapısıyla sınırlandırılamayacağını ortaya koyuyor.

Mevzuatta okul çevresindeki metruk yapılar, uyuşturucu satışı, silah ve kesici alet taşınması, trafik, servis araçları, kafeler ve öğrencilerin toplandığı alanlar için kurumlar arası çalışma öngörülüyor. Fakat uygulama çoğunlukla eğitim öğretim yılının ilk günü yapılan denetimler veya belirli saatlerdeki polis devriyeleriyle sınırlı kalabiliyor.

Her okul için görevli bir kolluk irtibat personeli belirlenmesi de tek başına sürekli koruma anlamına gelmiyor. Aynı polis veya jandarma personelinin birden fazla okuldan sorumlu tutulması, risklere anında müdahale edilmesini güçleştiriyor.

Üçüncü açık: Silaha erişim okul güvenliğinden ayrı düşünülemez

Manisa’daki olayda saldırı silahının öğrencinin ailesine ait bir evden alındığı iddiası, evlerdeki silahların çocuklar tarafından erişilebilir olmasının doğrudan okul güvenliği sorunu olduğunu gösterdi.

Nisan 2026’da Kahramanmaraş’ta meydana gelen saldırıda da 14 yaşındaki öğrencinin babasına ait olduğu belirtilen beş tabanca ve yedi şarjörle okula geldiği açıklanmıştı. Bir gün önce Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde eski bir öğrenci pompalı tüfekle okulda ateş açmış, çoğu öğrenci 16 kişi yaralanmıştı.

Bu olaylar, yalnızca okul girişlerini kontrol etmenin yeterli olmadığını; evlerdeki ruhsatlı veya ruhsatsız silahların saklanma koşullarının da denetlenmesi gerektiğini gösteriyor. Silah sahiplerinin, silahlarını çocukların ulaşamayacağı kilitli bölmelerde ve mühimmatından ayrı tutması konusunda bağlayıcı denetim mekanizmalarının bulunması gerekiyor.

Dördüncü açık: Rehberlik servisi olmayan okullar var

Güvenlik genelgeleri daha çok kamera, kapı, kolluk ve fiziki kontrole odaklanırken; öğrencinin öfke, dışlanma, akran zorbalığı, şiddet eğilimi ve psikolojik kriz belirtilerinin erken fark edilmesini sağlayacak rehberlik hizmetleri yeterince güçlendirilmiyor.

MEB’e ait 2025 tarihli bir raporda, Eylül 2024 itibarıyla rehberlik ve araştırma merkezleriyle okullarda toplam 41 bin 785 rehber öğretmen ve psikolojik danışmanın görev yaptığı belirtildi. Buna karşılık Türkiye’deki okul sayısının 70 bine yaklaşması, her okulda psikolojik danışman bulunmadığını gösteriyor.

Sahadaki meslek örgütlerinin değerlendirmelerine göre bir psikolojik danışmana yaklaşık 500 öğrenci düşüyor. Öğrenci sayısı norm sınırının altında kalan birçok okulda ise kadrolu rehber öğretmen bulunmuyor. MEB’in rehber öğretmeni olmayan okullar için ayrıca çalışma planı yayımlaması da bu eksikliği doğruluyor.

Yüzlerce öğrenciyle ilgilenmek zorunda kalan bir psikolojik danışmanın akran zorbalığını, aile içi sorunları, silaha erişimi, tehdit içerikli paylaşımları ve şiddet riskini zamanında belirlemesi oldukça güç.

Beşinci açık: Sorumluluk öğretmen ve okul yönetimine yükleniyor

2026 yılında yapılan yönetmelik değişikliğiyle okul yöneticileri ve öğretmenlere, güvenliği tehdit eden bir ihbar veya şikâyet bulunması halinde öğrencilerin dolaplarını, sıralarını ve gerekli görülen diğer alanları arama yetkisi verildi. Ancak bu görev için öğretmenlere özel güvenlik, kriz yönetimi veya risk değerlendirme eğitimi verilmesi zorunlu ve sürekli bir sisteme bağlanmadı.

Böylece okulun güvenliğini sağlama sorumluluğu, ayrı bir uzmanlık ve personel politikası oluşturulmadan öğretmenler ile okul yöneticilerine bırakılıyor. Nöbetçi öğretmenden aynı anda ders vermesi, koridorları izlemesi, bahçeyi kontrol etmesi, yabancı kişileri engellemesi ve olası silahlı saldırıya müdahale etmesi bekleniyor.

Altıncı açık: Kamera önlüyor mu, yalnızca kayda mı alıyor?

Güvenlik kameraları birçok okulda temel önlem olarak sunuluyor. Ancak kameralar, sürekli izleme ve hızlı müdahale sistemiyle desteklenmediğinde saldırıyı önlemek yerine yaşananları kayda alan araçlara dönüşüyor.

Manisa’daki şüphelinin elinde tüfekle okul çevresinde yürüdüğü anların çevredeki güvenlik kameralarına yansıması bunun en çarpıcı örneklerinden biri oldu. Görüntünün bulunması soruşturma açısından önemli olsa da silahlı kişinin önceden fark edilmesini ve öğrencilere ulaşmasının engellenmesini sağlayamadı.

Ayrıca bütün okullarda kameraların çalışıp çalışmadığı, kör noktaların giderilip giderilmediği, kayıtların ne kadar süre saklandığı ve görüntülerin görevli personel tarafından anlık izlenip izlenmediğine ilişkin kamuoyuyla paylaşılmış ayrıntılı bir denetim tablosu bulunmuyor.

Yedinci açık: Risk bilgileri kurumlar arasında kaybolabiliyor

Okul yönetimi, rehberlik servisi, aile, sağlık birimleri, sosyal hizmetler ve kolluk arasında hızlı bilgi paylaşımının bulunmaması, erken uyarı işaretlerinin gözden kaçmasına neden olabiliyor.

Akran zorbalığına uğrayan veya uygulayan öğrenciler, silahla çekilmiş görüntüler paylaşan çocuklar, şiddet tehdidinde bulunan eski öğrenciler ve ağır psikolojik kriz yaşayan gençlerle ilgili bilgiler çoğu zaman farklı kurumların kayıtlarında kalıyor. Olay gerçekleşmeden önce ortak bir risk değerlendirmesi yapılmadığında, güvenlik sistemi ancak saldırı başladıktan sonra devreye girebiliyor.

Eğitim Sen: Güvenlik kamera ve polisle sınırlanamaz

Eğitim Sen’in Temmuz 2026’da yayımladığı “Okulda Şiddet ve Güvenli Eğitim Raporu”nda, okul güvenliğinin yalnızca kamera, polis, tel örgü ve cezalandırma üzerinden ele alınamayacağı belirtildi.

Raporda yoksulluk, sınav baskısı, kalabalık sınıflar, dijital ortamdaki şiddet içerikleri, toplumsal kutuplaşma, akran zorbalığı ve öğretmenlik mesleğinin itibarsızlaştırılması şiddeti besleyen etkenler arasında gösterildi. Güvenli okul için rehberlik, sosyal destek, demokratik katılım ve onarıcı disiplin mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı.

Asıl ihtiyaç yeni bir genelge değil, denetlenebilir bir sistem

Manisa’daki saldırı, Türkiye’de okul güvenliğine ilişkin düzenleme bulunmadığını değil, mevcut düzenlemelerin personel, bütçe ve denetim sistemiyle desteklenmediğini gösteriyor.

Okulların güvenli hale getirilmesi için öncelikle şu adımların atılması gerekiyor:

  • Her okula kadrolu ve eğitimli güvenlik personeli görevlendirilmesi,
  • Her okulda yeterli sayıda psikolojik danışman bulunması,
  • Akran zorbalığı ve şiddet riskini izleyecek erken uyarı sisteminin kurulması,
  • Evlerdeki silahların saklanma koşullarının etkili biçimde denetlenmesi,
  • Okul çevrelerinin günün belirli saatlerinde değil sürekli izlenmesi,
  • Kamera sistemlerinin anlık müdahale merkeziyle ilişkilendirilmesi,
  • Öğretmen ve yöneticilere düzenli kriz yönetimi eğitimi verilmesi,
  • Güvenlik açıkları için okul yöneticilerini yalnız bırakan anlayıştan vazgeçilmesi,
  • Her okulun risk değerlendirme raporunun hazırlanması ve eksiklerin giderilmesi için ayrı bütçe ayrılması,
  • Genelgelerin uygulanıp uygulanmadığını gösteren sonuçların kamuoyuna açıklanması.

Manisa’da yaşananlar, okul güvenliğinin saldırıdan sonra gönderilen müfettişlerle ya da yenilenen genelgelerle sağlanamayacağını gösterdi. Çocukların korunması için önlemlerin dosyalarda değil; okul kapısında, çevresinde, rehberlik servisinde, ailede ve kamunun denetim mekanizmalarında karşılık bulması gerekiyor.