DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Kürt meselesinin demokratik çözümüne yönelik sürecin yalnızca iktidar ile Kürtlerin sorumluluğuna bırakılamayacağını belirterek tüm siyasi kesimlere çağrıda bulundu. İktidardan sürece güveni artıracak somut adımlar atmasını isteyen Bakırhan, muhalefetin de ortak sorumluluk üstlenmesi gerektiğini söyledi. Hasta mahpusların durumuna, ekonomik krize ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ndeki siyasi gelişmelere de değinen Bakırhan, “Kürt meselesi bir güvenlik dosyası değil. Bu süreç Türkiye için çıkış yoludur” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Ankara Balgat’taki genel merkezinde gerçekleştirilen Parti Meclisi (PM) toplantısının açılışında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye’de Kürt meselesinin demokratik çözümüne yönelik yürütülen Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin önemine dikkat çeken Bakırhan, sürecin ilerlemesi için iktidarın somut adımlar atması, muhalefetin ise demokratik çözüm konusunda daha aktif sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurguladı.
Bakırhan, konuşmasında hasta mahpusların yaşam hakkından ekonomik adaletsizliğe, demokratikleşmeden Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ndeki siyasi krize kadar birçok başlığı ele aldı.
Hasta mahpuslar için çağrı: “Bu son olsun”
Konuşmasına Etlik Şehir Hastanesi’nde tedavi gördüğü sırada yaşamını yitiren hasta mahpus Tuncer Sağlam’ı anarak başlayan Bakırhan, cezaevlerindeki hasta mahpusların durumuna dikkat çekti.
“Bugün bir tutsak arkadaşımız daha yaşamını yitirdi. İnandırıcı olamayışımızın sebeplerinden biri de budur” diyen Bakırhan, Sağlam’ın ailesine ve yakınlarına başsağlığı diledi.
Yetkililere seslenen Bakırhan, “Bu son olsun. Hasta tutsaklar neden hâlâ içeride?” diye sordu.
Bakırhan, yaşamını yitiren DEM Parti Parti Meclisi üyesi Nesrin Aslan’ı da anarak ailesine, yakınlarına ve parti arkadaşlarına başsağlığı dileklerini iletti.
“Dünyanın her yerinde ekmek, adalet ve demokrasi talepleri ortaklaşıyor”
Dünyada yaşanan ekonomik ve siyasal gelişmelere değinen Bakırhan, halkların ekonomik adalet ve demokratik hak taleplerinin giderek ortaklaştığını ifade etti.
DEM Parti'nin yürüttüğü “Ekmek, Adalet ve Bütçe” çalışmalarında yurttaşların benzer sorunları dile getirdiğini belirten Bakırhan, ekonomik kriz karşısında adil bölüşüm ve demokratik hak taleplerinin birlikte yükseldiğini söyledi.
Bakırhan, şu değerlendirmede bulundu:
“Dünyanın her yerinde ekonomik ve demokratik talepler ortaklaştı. Hem oy kullananlar tarafından hem sokakta direnenler tarafından dile getirildi. Belki ilk defa dünya halklarının ve emekçilerinin talebi böylesine ortaklaşıyor.”
Siyasetin bu taleplere yanıt vermekle yükümlü olduğunu belirten Bakırhan, adalet, eşitlik ve ekonomik kaynakların adil paylaşımı için mücadele etmeyi sürdüreceklerini ifade etti.
“Barış süreci ekonomik ve demokratik krizlerden çıkışın yoludur”
Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu ekonomik ve demokratik sorunların çözümünde Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin belirleyici olabileceğini savunan Bakırhan, uzun yıllardır devam eden çatışmaların ekonomik ve toplumsal maliyetlerine dikkat çekti.
Bakırhan, çatışma ve güvenlik politikalarına ayrılan kaynakların büyüklüğüne ilişkin çeşitli hesaplamalar bulunduğunu belirterek, resmî olduğunu ifade ettiği rakamlara göre yaklaşık 2,5 trilyon dolar, gayriresmî hesaplamalara göre ise 3 trilyon dolara ulaşan bir maliyetten söz etti. Bakırhan'ın dile getirdiği bu tutarlar konuşmasında bağımsız bir hesaplama veya kaynakla ayrıntılandırılmadı.
Barışın sağlanması durumunda kamu kaynaklarının toplumsal ihtiyaçlara yönlendirilebileceğini belirten Bakırhan, barınma, yoksulluk, tarım ve esnafın ekonomik sorunlarının çözümü için daha fazla imkân yaratılabileceğini söyledi.
Sürecin yalnızca ekonomik sonuçları olmadığını, demokratik yaşam bakımından da önemli kazanımlar sağlayabileceğini ifade eden Bakırhan, şöyle konuştu:
“Çatışma sürdükçe siyaset daralıyor, iktidar zora başvuruyor, yargı sopaya dönüştürülüyor, hukuk ortadan kaldırılıyor ve siyaset alanı gittikçe daraltılıyor.”
Bakırhan, barışın kalıcı hâle gelmesinin siyasal faaliyetlerin daha özgür bir ortamda yürütülmesine de katkı sağlayacağını savundu.
Muhalefete çağrı: “Bu süreç hepimizin sürecidir”
Konuşmasının önemli bir bölümünü siyasi partilerin süreç karşısındaki sorumluluklarına ayıran Bakırhan, demokratik çözümün yalnızca belirli siyasi aktörlerin gündemi olarak görülmemesi gerektiğini söyledi.
Sürecin başarıya ulaşmasının Türkiye'deki bütün toplumsal kesimlerin yaşamını etkileyeceğini belirten Bakırhan, muhalefetin de ortak sorumluluk üstlenmesi çağrısında bulundu.
Bakırhan, şu ifadeleri kullandı:
“Bu süreç hepimizin sürecidir. Sürecin ilerlemesi halinde iktidar da mecburen adım atmak durumunda kalacak. Süreç bu kadar önemliyken, önemine denk düşen bir yaklaşım ve ağırlık henüz ortada yok. Bunu sadece iktidar için değil, hepimiz için söylüyorum.”
Muhalefetin sürece yaklaşımının önemine işaret eden Bakırhan, çağrısını şöyle sürdürdü:
“Kendisine muhalifim diyen tüm zeminlere buradan bir çağrı yapmak istiyorum: Bu süreç hepimizindir. Başarıya ulaşması hepimizin yaşamını düzenleyecekse bu meselede ortak bir sorumluluk almamız gerektiğini belirtmek istiyorum.”
İktidara çağrı: “Güveni artıracak adımlar atılmalı”
Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin ilerleyebilmesi için toplumsal güvenin güçlendirilmesi gerektiğini belirten Bakırhan, somut adımlar atılmadıkça sürece ilişkin umutların yerini kaygıya bıraktığını söyledi.
İktidarın sürece yönelik güveni ve toplumsal desteği artıracak politikalar geliştirmesi gerektiğini ifade eden Bakırhan, Kürt meselesine güvenlik merkezli yaklaşılmasını eleştirdi.
“Sürece güveni ve desteği artıran adımların iktidar tarafından atılması gerektiğini belirtmek istiyorum” diyen Bakırhan, şöyle devam etti:
“Devlet bu meseleye ‘güvenlik’ penceresinden yaklaşmamalı. Kürt meselesi bir güvenlik dosyası değil. Demokratikleşme meselesi bir güvenlik dosyası olarak görülmemelidir. Bu süreç Türkiye için çıkış yoludur. Bu fırsat değerlendirilmelidir.”
Bakırhan, sürecin sorumluluğunun yalnızca Kürt siyasi hareketi ile iktidar arasında paylaşılmasının yeterli olmadığını belirterek, “Bu sürecin pedallarının bir tarafını Kürtlere, bir tarafını iktidara bırakmamak gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ndeki siyasi krize dikkat çekti
Bakırhan, konuşmasında Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nde (IKBY) yaşanan siyasi gelişmeleri de değerlendirdi.
Bölge parlamentosunun Kürdistan Yurtseverler Birliği (YNK) ve Yeni Nesil Hareketi'nin katılımı olmadan toplanmasına, ardından YNK'nin bölgesel hükümetten çekildiğini açıklamasına değinen Bakırhan, bu gelişmelerin ikili yönetim tehlikesini yeniden gündeme getirdiğini söyledi.
Bölgedeki siyasi ayrışmadan duyduğu kaygıyı dile getiren Bakırhan, “Bu ikili idare tehlikesini üzüntüyle izliyoruz. Bir Kürt olarak, bir devrimci olarak üzüntü duyuyorum” dedi.
Ortadoğu'da güç dengelerinin yeniden şekillendiği bir dönemde Kürt siyasi aktörler arasındaki anlaşmazlıkların ciddi sonuçlar doğurabileceğini savunan Bakırhan, siyasi birlik ve ortak hareket etmenin önemine işaret etti.
“Ayrılık Kürt halkını güçlendirmez”
Irak Kürdistan Bölgesi'ndeki siyasi aktörlere seslenen Bakırhan, bölgenin fiilen iki ayrı siyasi yönetim alanına bölünmesinin Kürtlerin kazanımlarını ve müzakere gücünü zayıflatacağını belirtti.
Bakırhan, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Ortadoğu, tarihinin en tehlikeli dönemlerinden geçiyor. Güç dengeleri yeniden kuruluyor ve Kürtlerin geleceğini ilgilendiren meseleler de yeniden masaya yatırılıyor ve şekilleniyor. Böyle bir ortamda bu tablo kabul edilemez.”
Bölgedeki siyasi ayrışmanın sonuçlarına dikkat çeken Bakırhan, “Kürt bölgesinin fiilen iki ayrı siyasi alana bölünmesi hangi Kürt'ün hakkını koruyacak? Ayrılık, Kürt halkını güçlendirmez. Aksine, Kürtler kendi içerisinde zayıfladıkça merkezi yönetime karşı müzakere gücü de zayıflar” dedi.
“Yeni bir demokratik ortaklık sözleşmesi imzalansın”
Siyasi aktörlerin makam ve yönetim paylaşımı yerine ortak kazanımları esas alması gerektiğini belirten Bakırhan, Irak Kürdistan Bölgesi'nde yeni bir demokratik uzlaşma sağlanması çağrısında bulundu.
DEM Parti olarak Kürtlerin demokratik ulusal birliğini savunduklarını ifade eden Bakırhan, bu yaklaşımın yalnızca siyasi partiler arasındaki ilişkilerle sınırlı olmadığını, Kürt halkının geleceği bakımından önemli olduğunu söyledi.
Bakırhan, konuşmasını şu çağrıyla tamamladı:
“Asıl mesele makamlar olmamalı; yılların mücadelesiyle elde edilen kazanımlar ve değerler olmalıdır. DEM Parti olarak Kürtlerin demokratik ulusal birliğini savunuyoruz. Bu birlik, bir halkın geleceği meselesidir. Bugün yeni bir anlaşma yapılsın, yeni bir demokratik ortaklık sözleşmesi imzalansın. Bu konuda da üzerimize düşen görev ve sorumluluğu yerine getireceğiz. Kürtler, masaya oturmanızı ve konuşmanızı bekliyor.”
Bakırhan'ın açıklamaları, Türkiye'deki çözüm sürecinin ilerletilmesi için iktidara somut adım, muhalefete ortak sorumluluk çağrısı yaparken Irak Kürdistan Bölgesi'ndeki siyasi aktörlere de diyalog ve uzlaşma mesajı vermesi bakımından öne çıktı.





