Eğitim Sen Genel Başkanı Nejla Kurul, Adana Kadın Platformunun 25 Kasım Yürüyüşüne Katılarak Kadınlara Yönelik Şiddetle İlgili Açıklamalarda Bulundu.

Kurul; "Bugün Adana’da ve Türkiye’de, başka ülkelerde şiddetle mücadeleyi değil, kadınların ekonomik, politik ve demokratik haklarının geliştirilmesini konuşmak isterdik. Ancak ne yazık ki kadına ve lgbti+’lara dönük nefreti ve şiddeti konuşuyoruz" dedi.

WhatsApp Image 2022-11-25 at 23.58.36

Eğitim Sen Genel Başkanı Nejla Kurul sözlerine şu şekilde devam etti;

25 Kasım kadına yönelik şiddetle uluslararası mücadele günü.

Uluslararası birgün çünkü şiddetle mücadelenin enternasyonal ve yerel kadın dayanışmasına dönüşmesi ve şiddetin hem makro hem de mikro alanlardan yok edilmesi gerekiyor.

İran’da kadınlar molla rejimine, Afganistan’da kadınlar özgürlükleri için Taliban’a, Suriye ve Ukrayna’da kadınlar savaşa karşı yaşam, özgürce yaşam için büyük bir kavga veriyorlar.

"Kızımı kocası Ahmet öldürmüştür. Kardeşi Mehmet ile asıp intihar gibi göstermişlerdir" "Kızımı kocası Ahmet öldürmüştür. Kardeşi Mehmet ile asıp intihar gibi göstermişlerdir"

Türkiye’de her gün en az bir veya 2 kadın öldürülüyor.

Ekim ayında Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformunun verilerine göre 34 kadın cinayeti oldu ve 26 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu. Kadınlar çoğunlukla en yakınındaki erkekler tarafından öldürülüyor ve bu erkeklerin şiddetine uğruyorlar. Ev adeta işkence haneye dönüşüyor.

Düşünmeliyiz neden kadına yönelik şiddet bu kadar büyük sayılara ulaşıyor? Erkekler neden önlerinde başka yollar varken çatışmayı çözmenin öldürmeyi tercih ediyor?

Ekran görüntüsü 2022-11-26 094541

Şiddetin kökenleri nelerdir? Erkek egemen kapitalist sistem ve geleneksel ataerkil muhafazakar değerler işsizlik dönemlerinde kadınları eve, özel alana kolayca yönlendiriyor. Kapitalizm işçi ihtiyacı doğduğu zamanlarda kadınları fabrikaya işe sevk ediyor.

Ancak kadın her zaman ikincil, her zaman daha yüksek oranda işsiz, güvencesiz ve şiddete açık bir yaşam sürüyor.

Türkiye’de her 3 kadından 2’si istihdamın dışında kalıyor. Kadının ekonomik bağımlılığı erkeğin iktidarını perçinliyor. Çünkü evde, sokakta, işyerinde toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri yeniden ve yeniden üretiliyor. Kadınlar değersizleştiriliyor ve ikinci cins haline getiriliyorlar.

Kadınlar evde kamusal hayattan tecrit bir yaşam sürdürüyorlar. Bu duyulmama, görünmeme, yok sayılma halini yaratıyor. Dış baskılarla eve gelen erkek evin “efendisi” haline gelerek kadınların ve çocukların yaşamlarında her şeyi yapabilecek bir iktidara sahip oluyorlar. Kapitalizm suçlarını erkeğe özel alanda efendilik hakkı vererek telafi ediyor. Ancak kadınlar ve çocuklar savunmasız kakıyorlar. Bu eril iktidarın ortadan kaldırılması ve evin demokratikleştirilmesi gerekiyor.

Devletlere düşen sorumluluklar da var. Türkiye için ilk adım İstanbul Sözleşmesi’ni yeniden yürürlüğe koymak olmalıdır.

Türkiye’de ataerkil kurumsallaşma yasama, yürütme ve yargının içinde yaygınlaşıyor ve derinleşiyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği fikri rafa kaldırılıyor. Kadınların başta yaşam hakkı olmak üzere hak ve özgürlüklerinin yeniden konuşulmaya ve tartışılmaya gereksinmedik var.

Bu süreç kamuoyunun gündemine alınıncaya dek susmayacağız, boyun eğmeyeceğiz, kadın dayanışmasını ve şiddetle mücadeleyi büyüteceğiz.