Neşet Ertaş; şiirlerinde, beşikten mezara ve mezar ötesine dair her olguyu, Hak aşkı ile kavrayıp çeşitli anlamlara büründürerek kendine özgü bir deyişle sunar. O; daima, Hak aşkını ve insanı sevgiyle ele almış; barış, dostluk, kardeşlik ve güzel ahlâkı övmüş; bilginin, bilimin değerini anlatarak yüceltmiş; ayrımcılığı, cehâleti eleştirmiş; gördüğü doğruları da birer birer ortaya koyarak öğütler vermiştir. Hak hukuk gözetmeyi, güzel iletişim ve davranışı da öven Neşet Ertaş'ın bu yanı, bilgi ve bilime karşı duyduğu sevgi ve saygı ile somutlaşarak gerçekçi ve ilerici bir temele oturur.
Sergilediği nitelikli profili ile, Anadolu türkü yakma geleneğinin en önemli ve verimli ustalarından olan Neşet Ertaş; ömrü boyunca hiç durmadan, bıkıp usanmadan üretmiştir. Üretmek, onun için hem kutsal olarak gördüğü sanatı içerisinde ruhsal doyumunun zirvesine ulaşma ânı zamanı, hem duygu ve düşüncelerini insanlığa aktarabilmenin ve insan eğitimine katkıda bulunabilmenin yolu, hem de insan olarak yaratılışının gereklerindendir. Bu durum; aynı zamanda, içerisinde olduğu zor koşulların da bir sonucudur. Yaşam denilen bu çark içerisinde ancak ürettikçe var olabilen aşiret ustalarının aksine, o, zamanda var oldukça üreten bir görüntü çizmiş ve Anadolu'nun üretimleri yaygın olarak en çok benimsenen sevilen ve geleceğe yansıyan türkü yakıcısı konumuna erişmiştir. Ertaş'ın, üretim ve türkü yakımı ile ilgili görüşleri onun bu eşsiz yanının birebir yansıması gibidir: “Türkünün bir anlamı var. Türkü, halk dilidir. Halkın özü, halkın sözü ve halkın yüreğinden gelen sözler, havasını bulduysa, halkın dilinden çalınmış, halkın dilinden söylenmişse, özü, toprağı, kokusu aynıysa; türküdür!”
Gerçek türküyü bu şekilde tanımlayan; bu bağlamda, üretimleri birinci sınıf gerçek halk yaratısı olan ve yarım yüzyıldan fazla bir zamandan beri kesintisiz bir biçimde türkülerini dinleyen halkı, Neşet Ertaş'a; Anadolu'nun türkü pınarı nitelemesini yakıştırmıştır. Tıpkı bir pınar gibi hiç durmadan akan ve pırıl pırıl, tertemiz suyu ile gönül toprağımızı yeşerten Neşet Ertaş’ın türküleri halka iletilmesi ile ilgili görüşleri de açıktır: “Aklın, zihnin, beynin ve mantığınla belirlediğin bir konuyu türkü hâline getirmek; onu çalıp söyleyerek insanların beğenisine sunmaktır. Ama bir tek türküyle olmaz. Kalıcılığın devamı üretmektir. Devam etmek, tekrar tekrar söylemek lâzımdır.”
Kalıcılığın devamlılığını üretmekte gören ve kendi deyimi ile, gramafon devrinden beri, neredeyse 60 yılı aşkın bir süredir sayısını bile anımsayamadığı birbirinden değerli çok sayıda eser üreten Neşet Ertaş'ın, eserlerin kalıcılığı ile ilgili görüşleri de kendine özgüdür: “Üretmek karşı tarafa kabul ettirebilmektir. Dinleyici onu kabul ettiyse, kalıcılık oradan başlar. Ben yeni türkülerimi plâğa, kasede, banda söylerim ve unuturum. Sahneye çıktığımda halk hangisini beğenmiş ve istiyorsa onu yeniden öğrenir, çalıp-söylerim. Söylediğim bir türkü benden istenmezse, bir daha çalamam. Her sene aşağı yukarı on tane türkü üretiyorum ben. Onların içinde bir tanesi beğenilirse, o sene o türkünün yüzü suyu hürmetine çalar-söylerim.”
Neşet Ertaş'a göre, bir eserin karşı tarafça benimsenmesinin altında yatan en önemli şey, içinin dolu olması ve bir şey verebilmesidir. Verebilmenin varlığa bağlı olduğunu belirten Ertaş, verebilmiş olmanın ölçütünü de benzer bir yaklaşımla açıklar: “Ben şu kadar şunu söyledim, bu kadar bunu söyledim, denenler bana boş gelir. İnsan, halka ne kadar verdiği ile değil, halkın ne kadarını kabul ettiğiyle vardır. Kendi özünden, kendi sözünden verdiği bir şey varsa ve insanlar da bunu kabul ettiyse, işte verdiği budur!”
Günü ve olayları dikkatle gözetip kaçırmamaya çalışan ancak, daima geleceğe yönelen Neşet Ertaş'ın bu tavrı, kültürel ve sanatsal profili yanında, yaratıcılığının da ana ilkelerindendir. Ertaş; kendisinde ilerici öz ve fikirler yaratan zaman kavrayışını da kendine özgü ifadelerle dile getirir: “Tarih, geçmiş zaman oluyor. Geçmiş zamanın bugüne bir yararı olmadığını düşünüyorum. Geleceği düşünüyor, kendimi her zaman geleceğe göre yönetiyorum. Geçmiş tarihleri o yüzden hatırlamıyorum. Geçmişi, bazı örnek veya ders almam gerekirse hatırlıyorum.”
Böylesi bir zaman kavrayışı ile düşünüp hareket ederek eserlerini daima geleceğe yönelik bakış açısı ile üreten Neşet Ertaş'ın eserlerinin, her dönem, adeta tazelenerek gündeme gelebilmesi ve yeni kuşaklarca benimsenmesinin altında yatan gerçek bu anlayıştır.
Üretim; Neşet Ertaş gibi yaratıcı beyin ile donanmış, belleği düşüncelerle dolu sanatkârların bir dışa vurum biçimidir. Yaratıcılık kıvılcımında var olan yüksek sezgi gücü ile kimsenin göremediğini görüp duyamadığını duyan Ertaş'ın üretimindeki esin kaynağını nereden aldığı; yaratıcılığını ateşleyen kıvılcımın nerede, neye bağlı olarak, nasıl ortaya çıktığı; yeni, özgün, güzel, yararlı fikirleri, imgeleri nasıl tasarladığı; onun yaratıcılığının en gizemli kısmını oluşturur.
Ertaş gibi, doğumdan ölüme ve ölüm sonrasıyla ilgili her olguyu sorgulayarak kavrayan bir sanat adamı için, yaşamın her ânı yaratıcı düşüncenin belirdiği, ortaya çıktığı anlar olabilmektedir. Meydana gelen olaya, duruma ya da yaşanılan duyguya dair ilk kıvılcımı yüreğinde, beyninde duyan Ertaş için, gönlüne doğan bu özü kısa sürede üretime dönüştürme süreci başlamıştır. Bu süreçte, neredeyse hiç durmadan çalışan ve eseri tamamlamadan rahat etmeyen Neşet Ertaş, böylelikle üretim sürecini tamamlayarak yaratısını meydana getirir. Bunun sonrasında büyük bölümü biçimlenmiş eser için, gelişerek kendini tamamlama süreci başlamıştır. Katıldığı muhabbetlerde, düğünlerde, konserlerde yeni eserini çalıp-söyleyen Ertaş, yavaş yavaş olgunlaştırarak tamama erdirir ve eserini kayıt kıvamına getirir. Dinleyicinin kulağına ulaşan yorum, bu aşamaları tamamlamış eserin en son hâlidir. Ancak, Ertaş'ın kayıtlarında bazı eserleri iki hatta üç kez okuduğu görülür. Bunun nedeni, eserin kendini tamamlamadan kayıt edilmiş olması ya da sonrasında Ertaş'ın o eserle ilgili yeni bir yorum geliştirmiş olması ve bu yeni yorumu kayda geçirme arzusudur.
Kaydedilerek halka sunulan eser için, artık bir başka süreç başlar. Halkın benimsediği türkülere daha fazla önem vererek diğerlerini göz ardı eden Ertaş, sevilen eserlerini bir yıl boyunca çalmak zorundadır. Bu nedenle, zaten sanatsal söyleyişinde var olan güçlü doğaçlama yeteneği ve seslendiği kitlenin duyuş ve kavrayışına bağlı olarak her keresinde eserini neredeyse yeni baştan yaratır. Tonlarını, ritimlerini, akışını, anlatımını, dramatizasyonlarını yeniden, yeniden biçimlendirip yorumlayarak her seferinde dinlenilmesini sağlar. Bu yorum farklılığı bazen öyle bir boyuta varır ki, en son dinlenilen çeşitlemenin kayıt edilmişten tamamen farklı bir esermiş gibi algılanmasına yol açar.
Daha çocuk denecek yaşlarda kişisel eserlerini üretmeye başlayan, ancak yaşı ilerledikçe duyguları, düşünceleri ve yaratım ustalığı da gelişen Ertaş için üretim aşaması, benzerlerine göre çok daha hızlı bir süreçte gerçekleşir. Ertaş; kaynağını doğadan alan ve tıpkı toprak örneği bir doğallık içerisinde, gönül kapısını aralayıp kendisine iletilenlere eğildiğinde, duygu ve düşüncelerinin gücü ile, bırakın daha önce bir çalışma yapmayı, neredeyse düşünmeye gerek bile duymadan eserlerini büyük bir hızla yaratır, özgün yorumuna kavuşturur.
Neşet Ertaş, gençlik yıllarından beri yöneldiği irticalen (doğaçlama) çalıp-söyleme anlayışı ile kimi zaman da eserlerini yaşanılan an içerisinde doğaçlama çalar-söyler. Ancak, bu konuda da belli bir ustalığa erişmiş olmasına karşın, o, dile getirilecek her şeyin önemsenerek, özenli bir şekilde bir şekilde, yanlışa düşmeden söylenmesi gerektiği bilinciyle genellikle doğaçlama söylemekten uzak durur.
Ömrü, ekmeğinin peşinde yoğun bir iş temposu içerisinde geçen Ertaş; bu uğraşlarına denk düşen zaman dilimlerinde, yaratımlarına kıvılcım olan anlık duygulanımları dışında eser üretmek için fazlaca zaman bulamaz. Bu nedenle üretim zamanı olarak; kendi başına kalabildiği, sessiz gece yarılarını seçer. Ertaş'ın yoğun iş temposu içerisinde geçen zamanlar dışında üretim için fırsat bulabildiği dönem; genellikle ramazan ayıdır. Bu ay nedeniyle işlerin durma noktasına gelmesi sonucu dinlenme olanağı bulan Ertaş, bu dönemin neredeyse tümünü eser üretimi ile geçirir.
Hummalı bir çalışmadır onunki. Gecesi-gündüzü birbirine karışır, büyük bir özenle, deyim yerindeyse üzerine titreyerek şiirlerini birer birer havalandırır. Eserleri konusunda son derece hassas olan Neşet Ertaş için, onları tamamlamadan rahata ermek de yoktur. Bu süreç, adeta bir ananın rahminde sevgiyle yoğurduğu çocuğunu dünyaya getirmesi ile aynıdır. Ertaş da tıpkı bir ananın ancak doğurduktan sonra rahata ermesi gibi, türkülerini tamama erdirdikten sonra rahata kavuşur. İlâhi bir kanaldan ruhuna iletilen özü, kutsal sanatı aracılığı ile işleyip gönül ibiğinde damıtarak insanlığa sunan Ertaş, her biri bir can parçası olan eserlerini, tıpkı çocuğunu sakınıp gözetler gibi önemseyerek korur ve tüm yaşamı süresince her bir eser için bu anlayışının mücadelesini verir.
Neşet Ertaş'ın kendi eserlerine yönelmesi, korkmadan bir şeyleri dile getirebilmesi; adeta, tarihi boyunca baskılanmış, susturulmuş, ne düşündüğü hiç sorulmamış bir gariban Abdal'ın özgürlüğüne kavuşması sonrası, çağlar boyu süregelen bu baskılara yanıt vermesidir. Düşüncemiz şudur ki; Abdallar'ın, Muharrem Usta'dan başlayarak tarihin derinliğine uzanan kuşaklar boyu sanatkâr olan uzak atalarının da bu konuda yaratıcı beyinleri vardı. Yaratıcılığa olan bu yatkınlıkları da kalıtımsal olarak Neşet Ertaş'a geçti. Ancak, atalarında var olan farklı ölçeklerdeki yaratıcılık özelliği sonunda, kalıtımın sıra dışı ve olağanüstü bir birleşime ulaşmasıyla, Neşet Ertaş'ta bir deha profili olarak ortaya çıktı.
Onun dehası, özde toplumsal bir halk hareketi olan müziğin, kitleleri etkilemesi, yönlendirmesi ve oluşturduğu sinerjide birebir görülebilir. Geleneksel müziklerde karşılaşılan; ustaların geriden gelenlere sürekli yenilikler üretmesi, yorum ve çalım teknikleri aktararak sanatsal çıtayı yükseltmesi konusunda da Ertaş benzersiz bir örnek oluşturmuştur. Kendisinden önceki ve hatta sonraki ustalarda görülen; alana sınırlı katkı sağlamak ve belirli gelişmeler yaratarak genç kuşaklara aktarma yönündeki görüntünün aksine Neşet Ertaş, yarattığı olağanüstü sinerji ile de, eşi görülmedik bir biçimde sanatın çıtasını yükselterek adeta çağ atlatmış, yeni kuşakları ileri taşıyacak ürünler ortaya koymuştur.




