Adana’da düzenlenen “Okul Yemeği Hakkı: Sağlıklı Çocuklar, Eğitimde Eşitlik” panelinde konuşan Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Memet Karakuş, eğitimde derinleşen sınıfsal eşitsizliklere, okullardaki beslenme sorununa ve eğitimin piyasalaştırılmasına dikkat çekti. Okul kantinlerinin denetiminden çocuk işçiliğine, MESEM uygulamalarından özel eğitime kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulunan Karakuş, “Bir tarafta okula aç gelen, hiçbir şey yemeden ders dinleyen yoksul çocuklar var. Diğer tarafta ise parası olduğu hâlde sağlıksız beslenen çocuklar var” diyerek okul yemeği için somut adımlar atılması gerektiğini vurguladı.
Adana'da okul yemeği hakkı ve eğitimde eşitlik tartışıldı
Adana Okul Yemeği Koalisyonu tarafından düzenlenen “Okul Yemeği Hakkı: Sağlıklı Çocuklar, Eğitimde Eşitlik” başlıklı panel, Eğitim Sen Adana Şube Binası Gülhan-Yılmaz Elmascan Toplantı Salonu'nda gerçekleştirildi.
TMMOB Gıda Mühendisleri Odası, Adana Tabip Odası, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Çukurova Şubesi, Eğitim Sen Adana Şubesi, Adana Çocuk ve Kadın Hakları Derneği ve Uluslararası Gençlik Organizasyonu'nun oluşturduğu koalisyonun düzenlediği panelde, çocukların sağlıklı beslenmeye erişimi ve eğitimde fırsat eşitliği ele alındı.
TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu 2. Başkanı Şehmus Alparslan'ın kolaylaştırıcılığını üstlendiği panelde, Derin Yoksulluk Ağı'ndan Hacer Foggo, Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Memet Karakuş ve Dr. Öğretim Görevlisi Burcu Kuş konuşmacı olarak yer aldı.
Panel, Eğitim Sen Adana Şube Sekreteri Fatih Toprak'ın açılış konuşmasıyla başladı. Ardından Şehmus Alparslan, okul yemeği hakkının önemine ilişkin kısa bir değerlendirme yaptı.
Karakuş: “Eğitimin kamusal niteliği sistematik biçimde zayıflatılıyor”
Panelde konuşan Prof. Dr. Memet Karakuş, okul yemeği hakkının yalnızca beslenme açısından değil, eğitim politikalarının bütünlüğü içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Günümüzde piyasa odaklı politikaların temel bir insan hakkı olan eğitimin kamusal niteliğini zayıflattığını ifade eden Karakuş, neoliberal eğitim anlayışının rekabeti, performansı, erken yaşta yönlendirmeyi ve bireysel başarıyı öncelediğini söyledi.
Karakuş, bu yaklaşımın eşitlik, kapsayıcılık, eleştirel düşünme, dayanışma ve ekolojik bilinç gibi temel ilkeleri geri plana ittiğini belirterek, özellikle ekonomik ve toplumsal açıdan dezavantajlı öğrencilerin eğitimdeki eşitsizliklerden daha fazla etkilendiğini dile getirdi.
Eğitimin yalnızca akademik bilgi aktarımından ibaret olmadığını vurgulayan Karakuş, Fransız sosyolog Pierre Bourdieu'nün kültürel sermaye kuramına dikkat çekti. Eğitim sisteminin farklı sosyoekonomik geçmişlerden gelen öğrenciler arasındaki eşitsizlikleri yeniden üretebildiğini belirterek gerçek eşitliğin yalnızca maddi kaynakların dağıtılmasıyla sağlanamayacağını, pedagojik ve kültürel politikaların da dönüştürülmesi gerektiğini ifade etti.
“Okulda başarı varsa açlık ve hijyen sorunları görünmez hale geliyor”
Eğitim kurumlarının yalnızca dersliklerden oluşmadığını, aynı zamanda toplumsal ilişkilerin ve değerlerin yeniden üretildiği alanlar olduğunu söyleyen Karakuş, Antonio Gramsci'nin kültürel hegemonya yaklaşımı üzerinden okulun toplumsal işlevini değerlendirdi.
Karakuş, akademik başarının eğitim sisteminin tek ölçütü haline getirilmesinin önemli sorunları görünmez kıldığını belirterek, okullardaki beslenme ve hijyen eksikliklerine dikkat çekti.
Karakuş'un değerlendirmesine göre, akademik başarıya odaklanan anlayış nedeniyle öğrencilerin açlığı, okulların temizliği ve demokratik değerler geri planda kalabiliyor.
Eğitim programlarının yalnızca yazılı içerikleriyle değil, uygulamadaki karşılıklarıyla değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Karakuş, beslenme konusunun öğretim programlarında yer almasına rağmen uygulamada yeterince karşılık bulmadığını söyledi.
“Bir yanda aç çocuklar, diğer yanda ne yediğini bilmeyen öğrenciler”
Okullardaki beslenme sorununu neoliberal eğitim politikalarıyla ilişkilendiren Karakuş, ekonomik koşulları farklı olan çocukların sağlıklı beslenme hakkından farklı biçimlerde yoksun kaldığını anlattı.
Karakuş, yoksul ailelerin çocuklarının okula aç gelebildiğini ve gün boyunca yeterli beslenmeden ders dinlemek zorunda kaldığını belirtirken, ekonomik imkânları bulunan öğrencilerin de sağlıksız hazır gıdalarla beslendiğine dikkat çekti.
Özellikle son kullanma tarihi ve içeriği konusunda soru işaretleri bulunan ürünlerin çocukların sağlığı açısından risk oluşturduğunu dile getirdi.
Özel okulların da küresel tüketim markalarının pazarı haline geldiğini savunan Karakuş, bazı eğitim kurumlarında çok sayıda uluslararası tüketim markasının bulunduğunu belirtti.
Karakuş'a göre sorun yalnızca öğrencilerin yiyeceğe ulaşabilmesi değil, bütün çocukların güvenilir, yeterli ve sağlıklı beslenme olanaklarına sahip olması.
“Okul kantinleri önemli bir gelir kaynağı olarak görülüyor”
Konuşmasında okul kantinlerine ayrı bir başlık açan Karakuş, kantinlerin eğitim sistemi içerisinde önemli bir gelir kaynağı olarak değerlendirildiğini belirtti.
Bu yaklaşımın öğrencilerin sağlıklı beslenme hakkıyla çeliştiğini savunan Karakuş, kantinlerin hijyen, ürün kalitesi ve fiyat açısından yeterince denetlenmediğini ileri sürdü.
Kantin işletmecilerinin siyasi bağlantılarının bulunması halinde denetimlerin daha da zorlaştığını iddia eden Karakuş, okul kantinlerinin ticari kazançtan önce çocukların sağlığı esas alınarak değerlendirilmesi gerektiğine işaret etti.
“Okul yemeği anketleriyle zaman kaybediliyor”
Prof. Dr. Memet Karakuş'un konuşmasında öne çıkan başlıklardan biri de okul yemeği uygulamasına ilişkin anket çalışmaları oldu.
Milli Eğitim Bakanlığının okul yöneticileri, öğretmenler, öğrenciler ve velilere yönelik anket yaklaşımını eleştiren Karakuş, bu yöntemin sorunun çözümünü geciktirdiğini savundu.
Anket sonuçlarına göre karar alınması yaklaşımını samimi bulmadığını ifade eden Karakuş, bu süreçle zaman kazanılmaya ve kamuoyundaki tartışmanın etkisinin azaltılmaya çalışıldığını ileri sürdü.
Karakuş, yapılması gerekenin anketlerle süreci uzatmak değil, bütün öğrencilerin okullarda sağlıklı yemek yiyebilmesini sağlayacak fiziksel altyapıyı bir an önce hazırlamak olduğunu söyledi.
Okullarda yemek hizmetinin uygulanabilmesi için gerekli koşulların gecikmeden oluşturulması gerektiğini vurguladı.
Adana'daki araştırmaya dikkat çekti: “Beslenme önlemleri büyük ölçüde yetersiz”
Karakuş, konuşmasında ağustos ayında gerçekleştirilen 6. Demokratik Eğitim Kurultayı kapsamında Eğitim Sen Adana Şubesinden katılımcıların hazırladığı “Okulda Beslenme” çalışmasına da değindi.
Araştırmada, öğrencilerin beslenmesine yönelik önlemlerin çoğunlukla kısmi düzeyde kaldığının ve önemli bir bölümünün ise hiç uygulanmadığının görüldüğünü aktardı.
Bu sonuçların sosyoekonomik eşitsizliklerin okul ortamında yeterince giderilemediğini ortaya koyduğunu belirten Karakuş, kapsayıcı eğitim politikalarının da istenilen düzeyde olmadığını ifade etti.
Öğrencilerin karar alma süreçlerine daha fazla katılması gerektiğini belirten Karakuş, demokratik hak ve özgürlüklerin okul ortamında yalnızca savunulmasının değil, uygulanmasının da önemli olduğunu söyledi.
“MESEM, çocukların gelişim sürecini piyasanın ihtiyaçlarına bağlıyor”
Karakuş, konuşmasının önemli bir bölümünü Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) uygulamasına ayırdı.
MESEM'in sosyal devletin eğitim sunan konumundan sermayeye ucuz iş gücü sağlayan bir yapıya dönüşmesinin göstergelerinden biri olduğunu savunan Karakuş, çocukların akademik gelişim süreçlerinden koparılarak erken yaşta iş gücü piyasasına yönlendirildiğini belirtti.
Haftanın dört gününü iş yerinde, yalnızca bir gününü okulda geçiren çocuklar açısından eğitimin düşünsel gelişim süreci olmaktan uzaklaştığını söyleyen Karakuş, bu durumun çocukluğun doğal gelişim sürecini olumsuz etkilediğini ifade etti.
Devletin işletmelere çocukların ücretleri ve sigortaları üzerinden sağladığı teşvikleri de eleştiren Karakuş, kamusal kaynakların sosyal hizmet yerine sermayenin maliyetlerini azaltan bir mekanizmaya dönüştüğünü savundu.
“Öğretmen, eğitimci olmaktan çıkarılıp evrak takipçisine dönüştürülüyor”
MESEM uygulamasının öğretmenlik mesleğinin pedagojik kimliğine de zarar verdiğini belirten Karakuş, öğretmenlerin eğitim faaliyetleri yerine işletmelerle Bakanlık arasındaki bürokratik işlemleri takip eden bir konuma itildiğini söyledi.
Karakuş, öğretmenlerin çocukların düşünsel, sosyal ve akademik gelişimine katkı sunmak yerine iş yerleriyle ilgili evrak ve denetim süreçleriyle görevlendirilmesini eleştirdi.
Bu uygulamanın yalnızca çocuk emeğinin sömürülmesi açısından değil, eğitimin kamusal hizmet niteliğinin aşındırılması bakımından da değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
“Özel eğitimde çocuklar gelir kalemine dönüştürülüyor”
Karakuş, özel eğitim ve rehabilitasyon hizmetlerinin piyasalaştırılmasına da dikkat çekti.
Devletin doğrudan kamu hizmeti sunmak yerine özel rehabilitasyon merkezlerine öğrenci başına ödeme yaptığı sistemin ciddi sorunlar yarattığını savundu.
Bu modelde özel gereksinimli çocukların birer gelir kalemi, öğretmenlerin ise bu geliri sağlayan hizmet sunucuları olarak görülme riskiyle karşı karşıya kaldığını belirtti.
Karakuş, özel eğitim alanında kamusal sorumluluğun güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
“Eğitim bir sınıf ayrıcalığına dönüştürülmemeli”
Konuşmasının son bölümünde eğitim hakkının insan onuruna yaraşır bir yaşamın temel koşullarından biri olduğunu vurgulayan Karakuş, Türkiye'de ve dünyada derinleşen neoliberal politikaların eğitimi kamusal bir hak olmaktan uzaklaştırdığını savundu.
Yetersiz kamu harcamaları, özel okullaşmanın artması, bölgesel işsizlik, göçmen ve mülteci çocukların karşılaştığı engeller ile okulların piyasa odaklı dönüşümünün eğitimde eşitsizlikleri derinleştirdiğini belirtti.
Karakuş, eğitim hakkının toplumsal sınıflara göre farklılaşan bir ayrıcalığa dönüşmemesi gerektiğini ifade ederek güçlü kamusal eğitim modellerinin önemine dikkat çekti.
Karakuş'tan eşit, ücretsiz, bilimsel ve anadilinde eğitim vurgusu
Prof. Dr. Memet Karakuş, konuşmasını eğitimin piyasa dengelerinden ve kâr amacından tamamen bağımsız hale getirilmesi gerektiğini belirterek tamamladı.
Eğitimin bütün toplum kesimlerine eşit, ücretsiz, nitelikli, bilimsel, laik, anadilinde ve toplumsal cinsiyet eşitliğini gözeten bir anlayışla sunulmasının tarihsel bir sorumluluk olduğunu vurguladı.
Karakuş'un panelde yaptığı değerlendirmeler, okul yemeği hakkının yalnızca çocukların günlük beslenme ihtiyacıyla sınırlı olmadığını; eğitimde eşitlik, kamusal sorumluluk, çocukların korunması ve eğitim politikalarının bütünlüğü içerisinde ele alınması gerektiğini ortaya koydu.
Adana'daki panelde öne çıkan temel talep ise bütün çocukların sağlıklı beslenebileceği okul yemeği uygulaması için gerekli kamusal altyapının gecikmeden oluşturulması oldu.








