Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD), Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinde yüzde 43,8 oy alarak tarihî bir başarı kazandı. Ancak 83 sandalyeli eyalet parlamentosunda mutlak çoğunluğa ulaşamayan partinin hükümet kurup kuramayacağı belirsiz. AfD’nin yükselişi; göç tartışmalarının yanı sıra ekonomik kaygılar, federal hükümete duyulan tepki ve doğu Almanya’daki dışlanmışlık duygusuyla açıklanıyor.

Almanya’nın Saksonya-Anhalt eyaletinde 6 Eylül’de yapılan seçimler, ülkenin siyasal dengelerini sarstı. Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD), oyların yüzde 43,8’ini alarak açık ara birinci parti oldu.

AfD, 2021’de elde ettiği desteği iki katından fazla artırırken anketlerin de yaklaşık dört puan üzerine çıktı. Başbakan Friedrich Merz’in partisi Hristiyan Demokrat Birliği’nin (CDU) oyları ise yüzde 37,1’den yüzde 17,2’ye geriledi.

Katılımın yüzde 76,5’e yükseldiği seçimlerde AfD, 83 sandalyeli eyalet parlamentosunda 39 milletvekilliği kazandı. Tek başına hükümet kurabilmek için gerekli 42 sandalyeye yalnızca üç sandalye uzaklıkta kalan parti, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya’da bir eyalet yönetimini üstlenmeye en fazla yaklaşan aşırı sağcı siyasi hareket oldu. Seçimin resmî sonuçları

AfD’nin adayı: Tarih yazdık

AfD’nin 35 yaşındaki başbakan adayı Ulrich Siegmund, seçim sonucunu “tarihî” olarak nitelendirdi.

“Seçmenler, işlerin bu şekilde devam edemeyeceği mesajını verdi” diyen Siegmund, partisinin eyaleti yönetmek istediğini açıkladı.

Avrupa Birliği’nin ekonomi politikalarına tepki hareketi olarak 2013’te kurulan AfD, ilerleyen yıllarda göç karşıtlığını ve milliyetçi politikaları merkezine alarak aşırı sağa yöneldi. Saksonya-Anhalt sonucu, partinin 13 yıllık tarihindeki en önemli seçim başarılarından biri oldu.

AfD’ye işçilerden yüzde 59 destek

Seçim analizleri, AfD’nin desteğinin artık yalnızca belirli bir seçmen grubuyla sınırlı olmadığını gösterdi.

Parti; işçi sınıfı seçmenlerinin yüzde 59’unun, eğitim seviyesi düşük seçmenlerin yüzde 57’sinin ve ekonomik durumunu kötü olarak değerlendirenlerin yüzde 65’inin oyunu aldı.

AfD’nin oy oranı üniversite mezunları arasında yüzde 30’a, ekonomik durumunun iyi olduğunu söyleyen seçmenler arasında ise yüzde 37’ye ulaştı. Parti, 70 yaş üzerindekiler dışında bütün yaş gruplarında yüzde 40’ın üzerinde destek elde etti.

Yükselen seçim katılımı da AfD’nin lehine sonuçlandı. Parti, daha önce sandığa gitmeyen geniş bir kitlenin yanı sıra CDU’dan kopan çok sayıda seçmenin oyunu aldı.

Seçim “AfD’ye karşı olanlar ve destekleyenler” arasında geçti

Saksonya-Anhalt seçimi büyük ölçüde “AfD iktidara gelsin mi, engellensin mi?” tartışmasına dönüştü.

Seçim öncesindeki araştırmalarda seçmenlerin yüzde 41’i AfD’nin, yüzde 46’sı ise CDU’nun öncülüğünde bir hükümet istediğini belirtti.

Bu kutuplaşma SPD ve Yeşillere taktik oy olarak yansıdı. SPD seçmenlerinin yüzde 78’i, Yeşil seçmenlerin ise yüzde 68’i tercihlerindeki temel amacın AfD’li bir başbakanı engellemek olduğunu söyledi. CDU ve Sol Parti’den gelen taktik oylar, her iki partinin de yüzde 5’lik seçim barajını aşmasına katkı sağladı. Tagesschau seçim analizi

Yükselişin arkasında yalnızca göç yok

Göç politikaları, AfD seçmenleri açısından en önemli başlıklardan biri oldu. Parti seçmenlerinin yüzde 91’i, “Almanya’da çok fazla yabancının yaşadığı” yönündeki görüşe katıldığını belirtti.

ABD’den İran’ın Havacılık Sektörüne Yeni Yaptırımlar: Türkiye’deki Şirketler de Listede
ABD’den İran’ın Havacılık Sektörüne Yeni Yaptırımlar: Türkiye’deki Şirketler de Listede
İçeriği Görüntüle

Ancak AfD’nin yüzde 43,8’e ulaşması yalnızca göç karşıtlığıyla açıklanmıyor. Ekonomik durgunluk, hayat pahalılığı, sosyal güvence kaygısı, emeklilik sistemi, güvenlik politikaları, Ukrayna savaşı ve federal hükümete yönelik tepki de seçim sonucunda belirleyici oldu.

Ekonomi konusunda AfD’ye güvenen seçmenlerin oranı 2021’de yüzde 8 iken bu seçimde yüzde 30’a yükseldi. Böylece AfD, ekonomi alanında yüzde 28’de kalan CDU’nun da önüne geçti.

Saksonya-Anhalt hükümetinden memnun olmayanların oranı yüzde 66’ya ulaştı. CDU ve SPD’nin oluşturduğu Friedrich Merz hükümetinden memnuniyetsizlik ise yüzde 87 olarak ölçüldü. Seçmenlerin yalnızca yüzde 20’si federal hükümetin önümüzdeki yıllarda Almanya’nın durumunu belirgin biçimde iyileştirebileceğine inanıyor.

“Doğulular ikinci sınıf vatandaş” düşüncesi

AfD’nin yükselişinin arkasında, Almanya’nın doğu eyaletlerinde uzun süredir devam eden dışlanmışlık duygusu da bulunuyor.

Saksonya-Anhalt seçmenlerinin yüzde 73’ü, doğu Almanya’da yaşayanların hâlâ birçok alanda “ikinci sınıf vatandaş” muamelesi gördüğünü düşünüyor. Bu oran AfD seçmenleri arasında yüzde 83’e çıkıyor.

Almanya’nın birleşmesinden sonra yaşanan ekonomik kayıplar, nüfusun batı eyaletlerine göçü, küçük kentlerdeki boşalma ve kamusal hizmetlerin zayıflaması AfD’nin kullandığı başlıca konular arasında yer aldı.

Seçmenlerin yüzde 54’ü AfD’yi halkın kaygılarına diğer partilerden daha yakın görüyor. Bu oran AfD seçmenleri arasında yüzde 94’e ulaşıyor. Parti, özellikle nüfus kaybeden küçük kentlerde ve kırsal bölgelerde güçlü sonuçlar elde etti.

Magdeburg saldırısı göç tartışmasını büyüttü

Eyaletin yaklaşık 244 bin nüfuslu başkenti Magdeburg’da göç ve güvenlik, seçim kampanyasının en fazla tartışılan konuları arasında yer aldı.

2024’te Magdeburg’daki Noel pazarına otomobille düzenlenen ve beş kişinin yaşamını yitirdiği saldırı, kentteki güvenlik kaygılarını artırdı. Saldırının faili Suudi Arabistan doğumlu bir doktordu; ancak ülkede uzun süredir yasal olarak yaşıyor, kendisini eski Müslüman olarak tanımlıyor ve İslam karşıtı görüşleriyle birlikte aşırı sağa sempati duyuyordu.

Buna rağmen olay, AfD’nin “kontrolsüz göç” söylemini güçlendirmesine yardımcı oldu. Kentte AfD’ye karşı çıkanlar ise yabancı işçilerin, yaşlanan Saksonya-Anhalt’ın sağlık ve sosyal hizmetler sisteminin devamı için vazgeçilmez olduğunu vurguluyor.

AfD “kesinleşmiş aşırı sağcı oluşum” olarak sınıflandırılıyor

Saksonya-Anhalt Anayasayı Koruma Teşkilatı, AfD’nin eyalet örgütünü 2023’ten bu yana “kesinleşmiş aşırı sağcı oluşum” olarak sınıflandırıyor.

Eyalet istihbaratına göre AfD’nin temel siyasi görüşleri, Alman Anayasası’nın insan onuru ve demokratik düzen gibi temel ilkeleriyle çelişiyor. Kurum, parti yöneticilerinin Müslümanlara, göçmenlere ve farklı etnik ya da dinî kimliklere yönelik açıklamalarını da bu değerlendirmenin dayanakları arasında gösteriyor.

AfD’nin eyalet programında “sınır dışı ve remigrasyon atağı” olarak tanımlanan bir politika yer alıyor. “Remigrasyon” kavramı yalnızca sığınma başvurusu reddedilenlerin değil, Almanya’da yasal olarak yaşayan yabancıların ve göçmen kökenli Alman yurttaşlarının da ülkeden çıkarılmasını içerebilecek bir yaklaşım olarak eleştiriliyor.

Siegmund ise istihbarat kurumunun değerlendirmesini reddederek teşkilatın muhalefete karşı “siyasi bir araç” olarak kullanıldığını savunuyor. AfD’nin iktidara gelmesi halinde eyalet istihbaratının kaldırılmasının ya da yeniden yapılandırılmasının değerlendirilebileceğini söylüyor.

Siegmund’un aşırı sağ çevrelerle ilişkisi tartışılıyor

Ulrich Siegmund, seçim kampanyasında sakin, güler yüzlü ve halka yakın bir siyasetçi görüntüsü verdi. Ancak siyasi çevresi ve katıldığı toplantılar nedeniyle eleştirilerin odağında yer aldı.

Siegmund, 2023’te Potsdam’da düzenlenen ve aşırı sağcı isimlerin katıldığı toplantıda bulundu. Toplantıda Avusturyalı aşırı sağcı Martin Sellner, “remigrasyon” adı altında sığınmacıların, ülkede yasal olarak yaşayan yabancıların ve “uyum sağlamadığı” öne sürülen göçmen kökenli Alman yurttaşlarının sınır dışı edilmesini içeren bir plan sundu.

Siegmund’un yakın siyasi çevresinde, 2009’da yasaklanan neonazi gençlik yapılanması “Heimattreue Deutsche Jugend”in eski mensuplarının bulunması da tartışmalara neden oldu.

AfD’nin önde gelen eyalet yöneticilerinden Hans-Thomas Tillschneider’in Almanya’daki anma kültürünü küçümseyen ve ülke tarihine “suçluluk yüklü” biçimde yaklaşıldığını savunan açıklamaları da tepki çekti.

Bu söylemler, Nazi iktidarının ve Holokost’un toplumsal hafızada merkezi bir yere sahip olduğu Almanya’da eğitim ve tarih politikalarına ilişkin kaygıları artırıyor.

Seçimi kazandı ancak iktidar yolu kapalı

AfD’nin seçimden açık ara birinci çıkması, otomatik olarak hükümeti kurabileceği anlamına gelmiyor.

Parti 83 sandalyeli parlamentoda 39 milletvekilliği elde etti. Tek başına hükümet kurabilmek ve eyalet başbakanını seçebilmek için en az 42 sandalyeye ihtiyaç duyuyor.

Almanya’nın ana akım partileri uzun süredir AfD ile hiçbir düzeyde işbirliği yapmama politikası izliyor. “Güvenlik duvarı” olarak adlandırılan bu yaklaşım korunursa AfD, seçimden birinci çıkmasına rağmen yönetimin dışında kalabilir.

Bunun yakın örneği 2024’te Thüringen’de yaşandı. AfD en fazla sandalyeyi kazanmasına rağmen diğer partiler kendi aralarında anlaşarak hükümeti AfD olmadan kurdu.

Gizli oylama dengeleri değiştirebilir

Saksonya-Anhalt’ta hükümet kurulabilmesi için AfD dışındaki partilerin geniş ve siyasi olarak uyumsuz bir koalisyonda buluşması gerekiyor.

Ulrich Siegmund seçim kampanyasında yalnızca AfD’den oluşan bir hükümete başkanlık edeceğini, koalisyon seçeneğini düşünmediğini açıkladı. Ancak partisinin tek başına çoğunluğa ulaşamaması farklı senaryoları gündeme getirdi.

Bunlardan biri, ekonomik konularda daha kamucu, göç politikalarında ise muhafazakâr bir çizgi izleyen Sahra Wagenknecht İttifakı’nın (BSW) desteği. BSW yöneticileri, AfD ile bazı konularda “örtüşmeler” bulunduğunu ve partinin hükümet süreçlerinden tamamen dışlanmasının antidemokratik olacağını savundu.

Bir diğer ihtimal ise eyalet başbakanlığı seçiminde bazı CDU milletvekillerinin AfD’nin adayına destek vermesi. Oylamanın gizli yapılacak olması, parti yönetimlerinin resmî kararlarına rağmen farklı bir sonucun çıkabileceği tartışmalarını beraberinde getiriyor.

Olası AfD hükümeti ne yapabilir?

AfD’nin hükümete gelmesi halinde özellikle eğitim, kültür, polis teşkilatı, göçmenlik uygulamaları ve kamu yayıncılığı alanlarında köklü değişikliklere yönelmesi bekleniyor.

Partinin Almanya’nın Nazi dönemi ve Holokost’la yüzleşme politikasını nasıl ele alacağı da kaygı yaratıyor. Bazı seçmenler, AfD yönetiminin okullardaki tarih eğitimini değiştirmesinden endişe duyduklarını belirtiyor.

Ancak partinin daha radikal girişimlerinin anayasa ve temel haklar gerekçesiyle mahkemelere taşınabileceği değerlendiriliyor. AfD’nin de karşılaşacağı yargı engellerini “kurulu düzen tarafından engellenen parti” söylemini güçlendirmek için kullanabileceği belirtiliyor.

Merz hükümetine ağır darbe

Seçimin en büyük kaybedeni olan CDU’nun yüzde 17,2’ye gerilemesi, Başbakan Friedrich Merz üzerindeki baskıyı artırdı.

CDU içerisindeki bazı milletvekillerinin, AfD’ye kayan seçmeni geri kazanmak amacıyla partinin göç ve güvenlik politikalarında daha sağa yönelmesini talep etmesi bekleniyor. Ancak böyle bir değişikliğin koalisyon ortağı SPD ile yeni gerilimlere neden olabileceği belirtiliyor.

Partinin sosyal kanadı ise AfD’nin işçi sınıfından aldığı yüzde 59’luk desteğe dikkat çekerek emeklilik, sosyal güvenlik ve sağlık reformlarının yeniden ele alınmasını istiyor. Bu talepler, Merz’in Alman ekonomisini toparlamak amacıyla hazırladığı reform ve harcama programıyla çelişiyor.

Almanya yönetilemez hale mi geliyor?

Saksonya-Anhalt seçimi, Almanya’daki siyasi parçalanmanın ulaştığı boyutu gözler önüne serdi.

Geleneksel olarak birbirine yakın partiler artık güçlü çoğunluklar oluşturamıyor. Ana akım partiler, AfD’yi iktidarın dışında tutabilmek için birçok temel konuda anlaşamadıkları siyasi hareketlerle koalisyona gitmek zorunda kalıyor.

Bu hükümetlerde yaşanan görüş ayrılıkları kararların ertelenmesine, koalisyonların yıpranmasına ve zaman zaman çökmesine yol açıyor. Ortaya çıkan siyasal tıkanıklık ve memnuniyetsizlik ise yeniden AfD’ye yarıyor.

Saksonya-Anhalt’tan çıkan sonuç bu nedenle yalnızca bir eyalet seçiminin ötesinde, Almanya’nın önüne temel bir soru koyuyor: Siyasi sistem, büyüyen aşırı sağ ve derinleşen kutuplaşma karşısında yönetilemez hale mi geliyor?

Ed Turner’ın The Conversation’da yayımlanan değerlendirmesi ile Almanya’daki seçim sonuçları ve saha haberlerinden derlenmiştir.