Tayfun Kahraman’ın Adalet Arayışında Yeni Eşik: Mahkeme Başvuru Bekleyemeyecek
Anayasa Mahkemesi (AYM), Gezi davası kapsamında cezaevinde bulunan şehir plancısı Dr. Tayfun Kahraman hakkında verdiği hak ihlali kararını İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine gönderdi. Yüksek Mahkeme, yeniden yargılama için Kahraman'ın veya avukatlarının ayrıca başvuru yapmasına gerek bulunmadığını, yerel mahkemenin ihlal kararının gereğini yerine getirmekle yükümlü olduğunu vurguladı. Kahraman ise “Yeniden yargılanmamın önünün açılmasını ve masumiyetimi mahkeme huzurunda kanıtlama hakkıma kavuşmayı bekliyorum” dedi. Dört yılı aşkın süredir cezaevinde bulunan Kahraman'ın adalet arayışı, Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı açısından da önem taşıyor.
AYM'den İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine resmi yazı
Gezi davası kapsamında 2022 yılından bu yana cezaevinde bulunan şehir plancısı Dr. Tayfun Kahraman'ın hukuk mücadelesinde yeni bir aşamaya geçildi. Anayasa Mahkemesi, Kahraman'ın adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin 2 Nisan 2026 tarihli ve 2025/57667 başvuru numaralı kararını, gereğinin yerine getirilmesi amacıyla İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine gönderdi.
Anayasa Mahkemesi Genel Sekreterliği tarafından 8 Ekim 2026 tarihinde hazırlanan ve Genel Sekreter Yardımcısı Tuğçe Takcı imzasını taşıyan resmi yazıda, ihlal kararlarının uygulanmasına ilişkin anayasal ve yasal yükümlülükler ayrıntılı biçimde hatırlatıldı.
Yazıda, yerel mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul edip etmeme konusunda herhangi bir takdir yetkisinin bulunmadığı açıkça belirtildi. Ayrıca ihlal kararının mahkemeye ulaşmasının ardından taraflardan yeni bir başvuru beklenmeden yeniden yargılama işlemlerinin başlatılması gerektiği vurgulandı.
Bu gelişme, daha önce hakkında verilen AYM kararının uygulanmadığını belirterek ikinci kez bireysel başvuru yapan Kahraman'ın dosyasında, yüksek mahkeme kararlarının bağlayıcılığı tartışmasını yeniden gündeme taşıdı.
Yeniden yargılama için mahkemenin takdir yetkisi bulunmuyor
AYM'nin İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine gönderdiği resmi yazıda, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ikinci fıkrasına dikkat çekildi.
Söz konusu düzenleme, mahkeme kararlarından kaynaklanan temel hak ihlallerinin giderilmesi amacıyla yeniden yargılama yapılmasını öngörüyor.
Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru sonucunda verilen ihlal kararlarına dayalı yeniden yargılama işlemlerinin, Ceza Muhakemesi Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda düzenlenen yargılamanın yenilenmesi yollarından farklı olduğunu belirtti.
Resmi yazıda şu ifadeler kullanıldı:
“Bireysel başvuru ihlal kararlarına bağlı olarak yapılması gereken yeniden yargılamanın ilgili usul kanunlarında yer alan yargılamanın yenilenmesi kurumlarından farklı olduğunu, bu doğrultuda ihlal kararının gönderildiği mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmadığını belirtmektedir.”
Bu değerlendirme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının ardından yerel mahkemenin yeniden yargılama sebebinin oluşup oluşmadığını yeniden tartışamayacağı anlamına geliyor.
Yerel mahkemenin yükümlülüğü, yüksek mahkemenin tespit ettiği hak ihlalini ve bu ihlalin sonuçlarını ortadan kaldıracak işlemleri gerçekleştirmek.
AYM: Tarafların yeniden başvurması gerekmiyor
Anayasa Mahkemesinin resmi yazısında dikkat çeken bir başka nokta ise yeniden yargılamanın başlatılması için Kahraman'ın veya avukatlarının ayrıca talepte bulunmasının gerekli olmaması.
Yüksek Mahkeme, ihlal kararının ilgili mahkemeye ulaşmasıyla birlikte yeniden yargılama yükümlülüğünün doğduğunu belirtti.
Yazıda şu değerlendirmeye yer verildi:
“Anayasa Mahkemesince yargılamanın yenilenmesine hükmedilen hâllerde derece mahkemesinin yeniden yargılamaya karar vermesi için lehine ihlal kararı verilenin ya da ilgili başka kişi veya kişilerin talepte bulunması gerekmediği, derece mahkemesinin Anayasa Mahkemesi kararı kendisine ulaşır ulaşmaz [...] taraflarca başvuru yapılmasını beklemeksizin yeniden yargılama yapmak yükümlülüğünün olduğu söz konusu kararlarda vurgulanmaktadır.”
AYM, bu yaklaşımını desteklemek amacıyla daha önce verdiği Aligül Alkaya ve diğerleri (2), Şenol Özdemir ve Murat Beydili kararlarına da atıfta bulundu.
Söz konusu içtihatlar, Anayasa Mahkemesi tarafından tespit edilen ihlallerin giderilmesinin ilgili yargı mercileri açısından zorunlu olduğunu ortaya koyuyor.
Yüksek Mahkeme yeniden yargılama dosyasının numarasını da istedi
8 Ekim tarihli resmi yazıda, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinden yeniden yargılama işlemlerine ilişkin bilgi verilmesi de talep edildi.
Yazıya göre yeniden yargılama için yeni bir esas numarası oluşturulması hâlinde bu numaranın Anayasa Mahkemesi Kararlar Müdürlüğüne bildirilmesi gerekiyor.
İşlemlerin önceki dosya üzerinden yürütülmesi durumunda ise bunun açıkça belirtilmesi isteniyor.
Böylece Anayasa Mahkemesi, ihlal kararının ilgili mahkemeye gönderilmesiyle yetinmeyerek yeniden yargılama işlemlerinin hangi dosya üzerinden yürütüleceğine ilişkin bilgilendirme yapılmasını da talep etmiş oldu.
Ancak resmi yazının gönderilmiş olması, yeniden yargılamanın fiilen başladığı veya Kahraman hakkında tahliye kararı verildiği anlamına gelmiyor.
Tayfun Kahraman: “Masumiyetimi mahkeme huzurunda kanıtlamak istiyorum”
Anayasa Mahkemesinin resmi yazısının ardından Tayfun Kahraman, 12 Ekim 2026 tarihinde sosyal medya hesabından açıklama yaptı.
Kahraman, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin AYM kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasının ardından yaşanan gelişmeleri, cezaevindeki koşulların elverdiği ölçüde avukatları aracılığıyla takip ettiğini belirtti.
Kahraman açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Adil yargılanma hakkımın ihlaline ilişkin Anayasa Mahkemesi (AYM) kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasının ardından geçen haftadan bu yana yaşanan gelişmeleri içinde bulunduğum şartların elverdiği ölçüde avukatlarımla takip etmekteyim.
Anayasa Mahkemesi, kararın uygulanması gereğini anlatan aşağıda paylaştığım üst yazıyı İstanbul 13.Ağır Ceza Mahkemesine göndermiştir.
Yeniden yargılanmamın önünün açılmasını ve masumiyetimi mahkeme huzurunda kanıtlama hakkıma kavuşmayı bekliyorum.
Bu süreçte adalet ve hak arayışıma ortak olan, katkı sunan herkese teşekkür ediyorum.”
Kahraman'ın açıklaması, yeniden yargılama talebinin yalnızca hukuki bir prosedür olarak görülmediğini, kendisine yöneltilen suçlamalar karşısında yeniden savunma yapabilme ve masumiyetini ortaya koyabilme isteğini de içerdiğini gösteriyor.
2025 yılında ikinci kez Anayasa Mahkemesine başvurmuştu
Tayfun Kahraman'ın yeniden yargılanma talebi, 2026 yılında gönderilen resmi yazıyla başlamadı.
Kahraman, 27 Kasım 2025 tarihinde yaptığı kapsamlı açıklamada, hakkında verilen önceki Anayasa Mahkemesi ihlal kararının uygulanmaması nedeniyle ikinci kez yüksek mahkemeye başvurduğunu duyurmuştu.
O dönemde uzun süre kamuoyuna açıklama yapmadığını belirten Kahraman, sessiz kalmayı hukuka olan inancını ve sabrını korumak amacıyla bilinçli olarak tercih ettiğini ifade etmişti.
Kahraman, açıklamasında şunları söylemişti:
“Anayasa Mahkemesi’nin hakkımda verdiği ihlal kararının uygulanmamasından bu yana kamuoyuna hiç konuşmadım. Bu süreçte sessiz kalmayı, hukuka olan inancımı ve sabrımı korumak için bilinçli olarak tercih ettim.
Ancak bugün ikinci kez Anayasa Mahkemesi’ne başvurarak hakkımdaki kararın uygulanması talebinde bulunduğumu sizlerle paylaşmak istiyorum.”
Kahraman'ın bu açıklaması, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması konusunda yaşanan hukuki tartışmaların geçmişini de ortaya koyuyor.
“Dört senedir Silivri'deyim, evime, Vera'ma dönemiyorum”
Kahraman'ın 27 Kasım 2025 tarihli açıklamasının en dikkat çekici bölümlerinden biri, cezaevinde geçen yılların ailesi üzerindeki etkisine ilişkin sözleriydi.
Dört yıldır Silivri'de bulunduğunu belirten Kahraman, kızı Vera'dan ayrı kalmanın yarattığı acıyı dile getirmişti.
Kahraman şu ifadeleri kullanmıştı:
“Evet, 4 senedir Silivri’deyim; adil yargılanmadığım ve masum olduğum AYM kararı ile tescillendiği halde evime, Vera’ma dönemiyorum ve bu ancak yaşayanın anlayabileceği kadar zor ama dilerim bu hatadan bir an evvel dönülür ve hiç kimse bir daha bunu yaşamaz.”
Bu sözler, yıllardır devam eden yargı sürecinin yalnızca mahkeme kararlarından ve dosyalardan ibaret olmadığını, aynı zamanda bir babanın çocuğundan ve ailesinden ayrı geçen yıllarını da kapsadığını gösteriyordu.
Hukuki açıdan ise adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin bir Anayasa Mahkemesi kararı, doğrudan beraat kararı anlamına gelmiyor. İhlal kararının temel amacı, belirlenen hukuka aykırılığın ve sonuçlarının giderilmesini sağlamak.
Kahraman'ın yeniden yargılanma talebi de suçlamaların adil yargılanma güvenceleri çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi isteğini içeriyor.
“Bu başvuru yalnızca benim özgürlüğümle ilgili değil”
Kahraman, 2025 yılında yaptığı açıklamada hukuk mücadelesinin yalnızca kendi özgürlüğüne ilişkin olmadığını özellikle vurgulamıştı.
Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasının bütün yurttaşların hukuk güvenliği açısından önem taşıdığını belirten Kahraman, şu değerlendirmeyi yapmıştı:
“Yaptığım başvuru, yalnızca benim özgürlüğüm veya kişisel hak arayışımdan ibaret değildir. Tam tersine, hepimizin ortak ihtiyacı olan hukukun üstünlüğü, adil yargılanma hakkı ve Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığıyla ilgilidir.”
Kahraman, bugün kendisiyle ilgili olan bir kararın yarın başka bir yurttaşı ilgilendirebileceğini belirterek hukukun üstünlüğünün herkes için güvence oluşturması gerektiğine dikkat çekmişti.
Açıklamasında, haksızlığa uğrayan herkesin yanında durabilmenin toplumsal güvenliğin temel koşullarından biri olduğunu ifade etmişti.
“Adalet kimliğe, dünya görüşüne ve oy tercihlerine göre değişmemeli”
Kahraman'ın açıklamasında öne çıkan bir diğer vurgu ise hukukun herkes için eşit uygulanması gerektiği yönündeki çağrısıydı.
Her siyasi görüşten ve her düşünceden insanın hukuk karşısında eşit olması gerektiğini belirten Kahraman, şu ifadeleri kullanmıştı:
“Her siyasi görüşten, her partiden, her düşünceden insanın hukuk karşısında eşit olduğu bir düzeni savunmak hepimizin ödevidir. Adaletin kimliğe, dünya görüşüne, oy tercihlerine göre değişmemesi gerekir.”
Kahraman, yalnızca kendisine destek verilmesini istemediğini, hukuk devletinin korunması için toplumun ortak bir tutum geliştirmesi gerektiğini ifade etmişti.
Bu çağrı, Anayasa Mahkemesinin 8 Ekim 2026 tarihli resmi yazısıyla birlikte yeniden gündeme geldi.
Çünkü yüksek mahkemenin yazısı, bireysel başvuru sonucunda verilen ihlal kararlarının uygulanmasının bir tercih değil, anayasal ve yasal bir yükümlülük olduğunu bir kez daha hatırlattı.
“Evladım Vera başta olmak üzere, gelecek nesiller için adil bir düzen istiyorum”
Tayfun Kahraman'ın 2025 yılındaki açıklamasının en duygusal bölümlerinden biri, kızı Vera ve gelecek kuşaklara ilişkin sözleriydi.
Yaşadığı sürecin kendisi ve ailesi üzerinde ağır sonuçlar doğurduğunu belirten Kahraman, başka ailelerin aynı acıları yaşamamasını istediğini ifade etmişti.
“Ben ve ailem adaletsizlik ve haksızlığın acısını yaşadık, yaşıyoruz. Bu acıyı kimsenin yaşamamasını istiyorum. Kimse bunu hak etmiyor.”
Kahraman, açıklamasının devamında şu çağrıyı yapmıştı:
“Evladım Vera başta olmak üzere, bizden sonraki tüm nesiller için adil bir düzen istiyorum. Bu isteğe herkesin tüm başka aidiyetlerini geride bırakarak, sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak ortak olmasını diliyorum.”
Kahraman'ın açıklaması şu sözlerle sona ermişti:
“Allah kimseyi masumiyetini müdafaa etmek zorunda bırakmasın.”
Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı yeniden gündemde
Tayfun Kahraman'ın dosyasında yaşanan gelişmeler, Türkiye'de Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığına ilişkin anayasal düzenlemeyi de yeniden tartışmaya açtı.
Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlıyor.
Bu düzenleme, yüksek mahkeme kararlarının uygulanmasının ilgili mahkemelerin tercihine bırakılamayacağını ortaya koyuyor.
6216 sayılı Kanun'un 50. maddesi ise bireysel başvurularda ihlal kararı verilmesi hâlinde, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenleri düzenliyor.
İhlalin bir mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda, ihlalin giderilmesi amacıyla yeniden yargılama yapılması için dosya ilgili mahkemeye gönderiliyor.
Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadına göre ilgili mahkemenin görevi, yeniden yargılama sebebinin bulunup bulunmadığını tekrar tartışmak değil, tespit edilen ihlali ve sonuçlarını giderecek işlemleri gerçekleştirmek.
Bununla birlikte yeniden yargılama yükümlülüğü ile doğrudan tahliye veya beraat kararı verilmesi farklı hukuki konular. Yeniden yargılama sırasında kişinin hukuki durumuna ilişkin alınacak kararların, ihlalin niteliği ve giderilmesi için gerekli işlemler çerçevesinde değerlendirilmesi gerekiyor.
Gözler İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde
AYM'nin 8 Ekim tarihli yazısının ardından gözler İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine çevrildi.
Mahkemenin, kendisine gönderilen ihlal kararının gereğini yerine getirmek üzere yeniden yargılama işlemlerini başlatması ve dosyanın hangi esas numarası üzerinden yürütüleceğini Anayasa Mahkemesine bildirmesi bekleniyor.
Bu aşamada yeniden yargılama işlemlerinin başlatılması, AYM tarafından tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının giderilmesi ve Kahraman'ın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi önem taşıyor.
Kahraman'ın 12 Ekim'de yaptığı açıklama ise yeniden yargılama hakkına kavuşmayı ve masumiyetini mahkeme önünde ortaya koyabilmeyi beklediğini gösteriyor.
Yerel mahkemenin atacağı adımlar, yalnızca Tayfun Kahraman'ın hukuki durumunu değil, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasına ilişkin anayasal güvencelerin nasıl işletildiğini de ortaya koyacak.
Bir yanda AYM kararı, diğer yanda Vera'ya kavuşmayı bekleyen bir baba
Tayfun Kahraman'ın dört yılı aşkın süredir devam eden cezaevi süreci, 8 Ekim tarihli AYM yazısıyla yeni bir hukuki aşamaya ulaşmış durumda.
Bir tarafta Anayasa Mahkemesinin yeniden yargılama konusunda takdir yetkisi bulunmadığını açıkça hatırlatan resmi yazısı, diğer tarafta yıllardır ailesinden ayrı yaşayan bir babanın kızı Vera'ya kavuşma ve masumiyetini mahkeme huzurunda savunma isteği bulunuyor.
2025 yılında, daha önce verilen ihlal kararının uygulanmaması üzerine ikinci kez Anayasa Mahkemesine başvurduğunu açıklayan Kahraman, şimdi yeni kararın İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından uygulanmasını bekliyor.
Tayfun Kahraman'ın dosyasında yanıt bekleyen temel soru artık yalnızca bir hak ihlalinin tespit edilip edilmediği değil, Anayasa Mahkemesinin belirlediği ihlalin ne zaman ve nasıl giderileceği.
Kahraman'ın yıllar önce dile getirdiği “Evladım Vera başta olmak üzere, bizden sonraki tüm nesiller için adil bir düzen istiyorum” sözleri ise bu hukuki sürecin insani boyutunu hatırlatmaya devam ediyor.





